Zihin kontrolünde davranış modelleme
Zihin kontrolü ekipmanının abd tescil
dairesindeki onay formu ( Bu
Bir Özel Büro İstihbarat Grubu Haberidir )
11
Ekim 2006 Çarşamba 03:17
Değerli Üyelerimiz;
Sizlere ZİHİN KONTROL
TEKNOLOJİLERİ ile ilgili şu ana kadar bir çok
makale paylaştık. Bu
makalelerde ZİHİN KONTROLÜ teknolojilerinin
bugün geldiği durum ve hali
hazırdaki HASSAS TAKİP konusundan
ayrılan noktaları inceledik.
HASSAS
TAKİP ve ZİHİN KONTROLÜ temelde benzer özellikler taşısa da
en önemli
farklılığı HASSAS TAKİP "te psikolojik unsurların
kullanılarak izlenecek
şahıs yada grup hakkında detay bilgi
edinilmeye çalışılmasıdır.
Hassas
takip"te kullanılan cihazlar ile ZİHİN KONTROLÜNDE kullanılan
cihazlarda
temelde farklıdır. Hassas takibi yürüten ekipler elektro-
manyetik cihazlarla
kişi yada grupların tüm hareketlerini
izleyebilir. Nefes alış-verişine kadar
tüm fiziksel ve psikolojik
değişimlerini gözlemleyebilir.
Burada
dikkat edilecek husus, hassas takip"te kullanılan yöntemlerin
hedefledikleri
grubu yada şahsı çözmek “mesleki tabirle açmak için”
KİŞİYE ÖZEL DAVRANIŞ
MODELLERİNİ uyguluyor olmalarıdır.
Eğer hassas takip altında bulunan
şahısların yada grupların illegal
durumları söz konusu ise hassas takibe
alınmaları halinde tüm
ayrıntılar ilgililer tarafından kolaylıkla
gözlenebilir.
Gerek ev gerekse diğer ikametlerinde hassas takip
değişik
vasıtalarla devam ettirilebilir. Yeri geldiğinde ekip
personeli,
hedefledikleri şahıs yada grupları kalabalık ortamlarda da
değişik
mizansenleri kullanarak en uygun psiko-ortama sokabilirler.
Bu
yaygın kullanılan bir metoddur. Davranış modelleri seçilirken
kişiye özel
yada gruba uygun formatlar seçilir. Kişinin yada grubun
illegal tüm temasları
ayrıntıları ile kaydedilir.
Davranış modellerinin uygulanması esnasında
kişiye yada gruba duruma
göre HASSAS TAKİP ALTINDASIN mesajı da verilebilir.
Böylelikle kişi
yada gruplarda panik yaratılmaya çalışılır. Yeri geldiğinde
tehdit
ve korkutma gibi taktiklerde kullanılabilir. Bu takibi
yönetenler
için aslolan maksimum bilgi toplamaktır.
Zihin kontrolü
teknikleri ise birbirinden farklı amaçlarla
kullanılabilir. En bilinenleri
kimyasal ilaçların desteğiyle beyin
yıkamadır. Ancak şu an için bazı
kaynaklarda bu teknolojinin
DÜŞÜNCELERİN OKUNMASINA kadar varan bir
teknolojiye kadar ulaştığı
yer alsa da, bu bilgilerin DEZENFORMASYON olma
ihtimalini de göz
ardı etmemek gerekir.
Ancak, ilginç olan bazı
ülkelerin bu projeye ilişkin kullanılan
teknolojileri TESCİL DAİRESİNDEN
TESCİL EDECEK KADAR CÜRET SAHİBİ
OLMALARIDIR. (bkz. Yukarıdaki onay
formu)
Bir süre önce NASA tarafından uzaydaki astronotlar için
DÜŞÜNCELERİN
BİLGİSAYARA KAYDEDİLMESİ ile ilgili bir makale yayınlandı.
Merak
edenler bu makaleye göz atabilirler. (Makale adı :
SUBSPEECHES)
CIA ve NSA gibi servislerinden sızdırıldığı ileri sürülen
bazı
dökümanları da yine buradan sizlerle paylaştık. Hatta eski bir
NSA
personeli olan WAYNE MADSEN adlı görevlinin projeyle
ilgili
açıklamalarını da yine buradan sizlerle paylaşmaya çalıştık.
Bu
teknoloji ile ilgili ayrıntıları web üzerinde bir çok
kaynakta
bulabilirsiniz. Ancak en bilinenleri GEORGE FARQUAR ve
PROJECT
FREEDOM, Prof.Dr. Jose DELGADO ve Zihin Kontrolü
çalışmalarıdır.
Projenin başlangıcı 2.Dünya Savaşında Yahudi Bilim
adamları
tarafından BERGSTRASSE denilen bölgedeki
labaratuarlarda
başlatılmış, savaşın sona ermesi ile proje ABD
Askeri
Laboratuarlarına taşınmıştır. Şu an için bu projenin 250
farklı
versiyonu üzerinde dünya üzerine yayılmış bir çok tıbbi
ve
teknolojik laboratuarlarda devam ettirilmektedir.
Hatta proje bir
ara o kadar ses getirdi ki, MEL GIBSON ve JULIA
ROBERTS"ın oynadığı
CONSPIRACY THOERY – KOMPLO TEORİSİ filmine konu
oldu.
Ancak, ZİHİN
KONTROLÜ projesi ile HASSAS TAKİP konusunu birbirinden
kesinlikle ayırmakta
yarar görüyoruz.
İlkinde duruma göre kişi yada gruplara yönelik ağır ve
şiddetli bir
psikolojik baskı, psikolojik faktörler kullanılarak bilinen
sorgu
metodları uygulanmaktadır. Bu şekilde ağır psiko-şiddete
uğrayan
kişi yada gruplara her an “SENİ İZLİYORUZ” mesajı değişik
obje,
ekipman ve personel kullanımıyla devam
ettirilmektedir.
İkincisinde kaynaklara göre, kişi yada grupların
zihinleri nano-
teknolojik cihazlarla incelenebilir ve görülebilir. Oto
kontrolü ve
tüm psikolojik ve fiziksel yapısı yönlendirilebilir. Verimli
bir
sorgulama metodudur.
Tüm bu teknolojilerin, İNSAN HAKLARI yada
BİREYSEL HAYATIN
MAHREMİYETİ gibi konularla nasıl bir uyum içerisinde
olduğunu da
sizlerin ve okuyucuların takdir ve görüşlerinize
bırakıyoruz.
Şimdi gelelim projenin sistematiğine...
Bir cismin
bioelektrik alanı uzaktan algılanabilir, böylece cisimler
bulundukları
herhangi bir yerde denetlenebilirler. Özel EMF
cihazıyla sistem operatörleri,
kripto-şifre çözücüleri (EEG"lerden)
üretilen potansiyelleri uzaktan
okuyabilirler. Bunlar bir kişinin
beyin durumlarina ve düşüncelerine
kodlanabilir. Bu durumda kişi,
uzak bir mesafeden mükemmel olarak denetlenir.
İstihbarat
personeli, “İşaret İstihbaratı”nın elektromanyetik tarama
ağının
kadranında çevirerek, ülkedeki herhangi bir şahsa çevirir
ve
İstihbarat teşkilatı"nın bilgisayarları o şahsı belirler ve günde
24
saat takip eder. İstihbarat Teşkilatı, Türkiye"deki herhangi bir
şahsı
seçebilir ve onu izleyebilir.
İstihbarat Teşkilatı “İşaret İstihbarat”,
“Uzaktan Nöral(Sinir)
Denetimi ve Elektronik Beyin Bağlantısı” için, “Elektro
Manyetik
Beyin Uyarılması”nı kullanmaktadır. (İonlaşamayan elektro
manyetik
alan) radyasyonu üzerine, nörolojik araştırmayı ve
bioelektirik
araştırma ve gelişmeyi içeren 1950"li yılların MKULTRA
programından
beri, “Beyin Uygulaması” gelişme hâlindedir.
Elde edilen
gizli teknoloji, Ulusal Güvenlik
Arşivlerinde, “Radyoaktifliği ve nükleer
patlmaları içermeyen ve
çevrede bulunan bir kaynaktan istemeyerek (kasıtlı
olmayan bir
şekilde) yayılan elektromanyetik dalgalardan oluşan bilgi”
olarak
tanımlanır ve “Işinim İstihbaratı” olarak sınıflandırılır.
İşaret
İstihbaratı, Amerika ve dost ülkeler yönetiminin diğer
elektronik
mücadele programları gibi, bu teknolojiyi de, gizli
olarak
yürütmekte ve muhafaza etmektedir. İstihbarat Teşkilatı,
bu
teknoloji ile ilgili mevcut bilgileri denetlemekte ve
bilimsel
araştirmalari halktan gizlemektedir. Aynı zamanda bu
teknolojiyi
gizli tutmak için uluslar arası istihbarat anlaşmalari da
vardir.
İstihbarat teşkilatı bilgisayarında üretilen beyin
planlaması,
beyindeki elektriksel faaliyetleri sürekli olarak
denetlemektedir.
Ulusal Güvenlik gayesiyle istihbarat teşkilatı, binlerce
insanın
ferdî beyin haritalarını kaydetmekte ve şifrelemektedir.
Elektro
manyetik alanla “Beynin Uyarılması”, beyin-bilgisayar
bağlantısını
sağlamak için, meselâ, askerî savaş uçaginda ordu tarafindan
gizlice
kullanılmaktadır.
Elektronik gözetim amacıyla, beynin konuşma
merkezindeki elektrik
faaliyetleri, kurbanın sözlü düşüncelerine
çevrilebilir. Kulağı
devre dışı bırakarak, ses haberleşmesinin dogrudan beyne
gitmesini
saglayarak, Uzaktan Nöral Denetim, şifrelenmiş işaretleri,
beynin
işitme korteksine gönderebilir. İstihbarat ajanları bunu,
paranoid
şizofreninin karakteristiği olan işitsel halisünasyoları
taklid
ederek, kurbanların gizli olarak takatini kesmek
için
kullanabilirler.
Kurbanla herhangi bir temas olmaksızın, Uzaktan
Nöral Denetim, bir
kurbanın beynindeki görsel korteksteki elektirik
faaliyetlerini
planlayabilir ve kurbanın beynindeki tasvirleri (görüntüleri)
bir
videonun monitöründe gösterebilir. İstihbarat ajanları
kurbanın
gözlerinin gördüğü her şeyi görürler. Görsel hafıza da
görülebilir.
Uzaktan Nöral Denetim gözleri ve optik sinirleri atlayarak
(devre
dışı bırakarak), doğrudan görsel kortekse görüntü
gönderebilir.
İstihbarat ajanları, beynin programlama gayesi için,
gözetim
altındaki kişi REM uykusunda iken, onun beynine gizlice
görüntü
yerleştirmek için bunu kullanabilirler.
Birleşik Devletlerde,
1940"lı yıllardan beri, İşaret İstihbaratı ağı
vardır. NSA"nın Ft. Meade"de
kişileri izlemek ve bunların
beyinlerindeki işitsel-görsel bilgileri
-tecavüzkar olmayan bir
biçimde- denetlemek için kullanılan iki yönlü geniş
bir, Uzaktan
Nöral Denetim sistemi vardır. Bu işlerin tümü, kişiyle fizikî
bir
temas olmadan yapilir. Uzaktan Nöral Denetim metodu, gözetim ve
yurt
içi istihbarat için esas metodtur. Konuşma, üç boyutlu ses
ve
şuuralti ses, kişinin beyninin işitme korteksine (kulaklari by
pass
edilerek) gönderilebilir ve görntüler görsel korteksin
içine
gönderilebilir. Uzaktan Nöral Denetim, kişinin algılarını,
ruh
durumunu ve motor kontrolünü degiştirebilir.
Konuşma korteksi /
işitsel korteks baglantısı, istihbarat toplumu
için esas haberleşme sistemi
oldu. Uzaktan Nöral Denetim, görsel-
işitsel beyin ile beyin arasında veya
beyin ile bilgisayar arasında
tam bir bağlantıya izin verir
NSA-SIGINT
(Ulusal Güvenlik Teşkilatı İşaret İstihbaratı) insan
beyninden yayılan 5
miliwottluk ve 30-50 Hz"lik uyandırılmış
potansiyellerin şifrelerini digital
olarak çözerek, insan beynindeki
bilgileri uzaktan ve (tecavüzkar olmayacak
bir biçimde) denetlemek
için hususi yeteneklere sahibtir.
Beyindeki
nöral hareketlilik değişen bir manyetik akıya sahib olan
değişen bir
elektirik özellik yaratır. Bu manyetik akı 30-50 Hz"lik
ve 5 milimetrelik
sürekli bir elektromanyetik dalga çıkarır.
Beyinden gelen elektromanyetik
emisyonda ihtiva edilen
şeyler “uyandırılan potansiyeller” olarak
adlandırılan (enserler ve
desenlerdir.). Her düşünce, reaksiyon, motor
kumandası, işitsel
olaylar ve görsel görüntü için beyindeki bir
“uyandırılmış
potansiyel” veya “uyandırılmış potansiyeller kümesi”
karşiligi
vardir. Beyinden yapilan EMF emisyonunun şifreleri, beyninde
geçerli
fikirler, düşünceler, görüntüler ve sesler haline gelmesi
için,
çözülür.
NSA SIGINT, bilgileri (sinir sistemi mesajları
gibi) istihbarat
ajanlarına aktarmak ve gizli operasyon yapılacak
kişilerin
beyinlerine (onlar tarafından farkedilemeyecek bir şekilde)
aktarmak
için, bir haberleşme sistemi olarak EMF ile aktarılan
Beyin
Uyarılması"nı kullanmaktadır.
EMF ile Beynin Uyarılması, sonuçta
beynin nöral devrelerinde ses ve
görsel olayların oluşması için beyindeki
uyarılacak potansiyelleri,
kobayları tetiklemek için şifrelenmiş ve
pulslanmış karmaşık
elektromanyetik işaretler göndererek çalışır. EMF ile
Beyin
Uyarılması kişinin beyin hallerini değiştirebilir ve
motor
kontrolünü etkileyebilir.
İki yönlü elektronik Beyin Bağlantısı,
sesi (kulakları by pass
ederek) işitsel kortekse aktarırken ve donuk
(belirsiz) görüntüleri,
(optik sinirleri ve gözleri by pass ederek), görsel
kortekse
aktarırken, nöral görsel-işitsel bilgileri uzaktan kumanda
ederek,
yapılır. Görüntüler beyinde sabit olmayan iki boyutlu ekrandaki
gibi
zuhur eder.
İki yönlü elektronik Beyin bağlantısı gelişmiş tüm
istihbarat
servisleri personeli için esas haberleşme sistemi haline
gelmiştir.
(Bu servislere ülkemiz serevislerini de ekleyebiliriz) Uzaktan
Nöral
Denetim (RNM, insan beynindeki bioelektirik bilginin
uzaktan
denetimi) esas gözetim sistemi hâlini almıştır. Bu Batılı
Devletler
İstihbarat Topluluğu"nda sınırlı sayıdaki ajan
tarafından
kullanılmaktadır.
İŞLEYİŞ TEKNİĞİ
RNM her belirli
beyin bölgesinin rezonans frekansının şifresinin
çözülmesini gerektirir. Bu
frekans, daha sonra beynin bu özel
bölgesine bilgi yüklemek için,
değiştirilir. Değişik beyin
bölgelerinin tepki gösterdiği (cevap verdiği)
frekans 3 Hz ile 50 Hz
arasında değişmektedir. İşaret İstihbaratı, sinyalleri
bu band
aralığında değiştirirler. (Şema 4"e bakın). Bu değiştirilmiş
bilgi,
şuuraltı seviyesinden algılanabilir seviyeye kadar
değişen
yoğunluklarda, beyine yerleştirilebilinir. Her insan
tek
bioelektirik rezonans / entrainment frekansları kümesine sahibtir.
Bir
insanın beynine diğer bir insanın işitsel korteksinin
frekansında işitsel
bilgiler gönderme bu işitsel bilginin
kavranılmaması sonucunu
verecektir.
Ben RNN (Uzaktan Nöral Denetim)"den, İstihbarat
teşkilatının,
İstanbul"daki “sig-int istasyon” grubuyla iki yönde RNM
teması
kurarak haberdar oldum.
Onlar, uzun bir süreden beri hedefi
tedirgin etmek için 3 boyutlu
RNM sesini doğrudan doğruya beyinde
kullanmaktadırlar. Sistem
operatörleri grubunun İstanbul"da günde 24 saat
çalışan, oldukça
fazla çalışanı vardır. Hedefi tecrit etmek için hedefle
temasta
bulunan ve beyinleri gizlice dinlenen kişilere de
sahiptiler.
Uzaktan RNM Cihazları
NSA"nın RNM donatısı izlenen
kişilerin beynindeki uyandırılan
potansiyelleri (EEG"leri) uzaktan
okuyabilir, ve onların verimlerini
(performanslarını) etkilemek için sinir
sistemi aracılığıyla mesaj
gönderebilir. RNM elektronik olarak bireyleri
teşhis edebilir ve
onları bulunduğu ülkede ki herhangi bir yerde izleyebilir.
Bu
donatı, bir şebeke (ağ) üzerindedir ve yurt içi
istihbarat
operasyonları, yönetim güvenliği ve bioelektrik mücadele
durumunda
kullanılırlar.
Metropol Alanlarında Nokta
Görevlileri
Her bölgede on binlerce kişi, İstihbarat personeli tarafindan
gizli
kontrol için teşhis edilen kişileri (bazen bilmeyerek) takip
ve
kontrol etmek için, mahalle /işyeri casusu ve nokta görevlisi
(muhbir)
olarak çalişmaktadır.
Büro dışında çalışan ajanlar, binlerce kişiyi
izleyen nokta
görevlileriyle (muhbirlerle) sürekli haberleşme içindedirler.
Uzak
bölgelerdeki ofislerde çalışan istihbarat ajanları,
gözlemlenen
kişiyle temas halinde bulunan ve halk içinde tesbit edilen
herhangi
bir kişiyi (RNM"yi kullanarak) ânında teşhis edebilir.
Şema1
de de gördüğünüz gibi nöro-magnetik taramaya maruz kalan kişi
18 temel
reaksiyon (çok genel hatlarıyla 18) yaşamaktadır. Genel
olarak taramaya maruz
kalan kişi, istem dışı olarak sistemi
uygulayan operatörler tarafından bu
reaksiyonlar ve nöro-magnetik
saldırılarla kontrol altına alınmak
istenmektedir.
ŞEMA2
Yukarıda Şema2 de görüldüğü gibi
nöro-magnetik taraması yapılan
kişiler ilkönce psikolojik olarak
hazırlanmakta, mikro dalga sesler
(akustik ses iletimi), tıkırtılar
(mekanizma tarafından binlerce
efekt kullanılabilir), bıkkınlık hissi verme,
gazete, dergi, yazılı
doküman, televizyon (en sık kullanılan), reklamlar,
dedikodu,
söylenti, sosyal ve iş ilişkileri gibi materyalleri ve
argümanları
kullanarak kontrol altına alınacak kişiyi tamamen
psiko-kontrol
altına almaya çalışırlar. Kişiyi sosyal ortamdan ve
ilişkilerden
soyutlayarak tam bir yalnızlaştırma politikası izlerler.
Kişiyi
kendi personelleri ile kalabalık psikolojisi oluşturmak
suretiyle
aşağılayarak, asılsız söylentiler yayarak kendi denetimlerine
ve
kontrollerine almaya çalışırlar.
Tabi bunu yaparken kişiye
bilinçaltı mesajlar vererek tamamen “sana
öyle geliyor” tezini çok iyi
uygularlar. Böylece kişi hem bu nöro-
magnetik saldırılardan haberdar olmuş
olur hemde ucu şizofreniye
yada düşünce bozukluğuna gidecek şekilde ağır bir
kurgusal moda
girmiş olur.
Bu sistemi kullanan uzman bilim adamlarının
zaten asıl amaçladıkları
sonucun bir gereğidir. Yani kişiyi kendi kendine
sorgulatmak ve
böylece kendisi hakkında tüm gerçekleri yada öğrenmek
istedikleri –
bilgi almak istedikleri konuyu bu şekilde şahsın düşünce,
işitsel ve
görsel korteksi vasıtasıyla elde etmektir.
Şema 2 de
belirtildiği gibi kişi eğer kamuya açık alanda ise sisteme
ait elemanlar
vasıtasiyle zarflanır. Yani bilinçaltı mesajlar
verilerek algılamalarının
açılması sağlanır. Deyim yerindeyse
kendisinin izlendiğinin ve zihninin
dinlendiğinin imajı – algılaması
kabul ettirilir. Şahıs evine döndüğünde eğer
başka bir yolu yok ise
(tv, radyo gibi iletişim araçları yok ise) mikro dalga
ses iletimi
ile bu zarflamalar devam ettirilir. Böylece algılaması açılan
kişi
verilen “anahtar kelimeler yada görüntüler” yolu ile
kişiden
öğrenilmek istenilen konu hakkında hem sesli hemde görsel
bilgi
alınmaya çalışılır.. Genelde kişi yalnız ise tamamen çevresel
ve
doğal olarak adlandırılabilecek türde algılamalar verilir.
(doğal
ortamdan ayırılamayacak tarzda ve stilde)
Örneğin bir nesnenin
hiçbir neden yokken kayıyor gibi ses çıkarması,
bir objenin üzerine ince bir
nesne ile dokunularak tıkırdatma
sesinin çıkarılması (genellikle tv olan
odada tv üzerinde tıkırdatma
yapılır ki aslında size oldukça doğal gelen bu
sesler cihazın
hafızasında bulunan binlerce efekt"ten biridir...),
dışarıdan
kontrol altında tutulan kişinin duyabileceği tonda
serbest
çağrışımlar yaparak imalı sözler veya benzeri davranışlar,
veya
herhangi bir konu hakkında düşünüyorsanız o konu hakkında size
sistem
elemanları tarafından işitsel temas yapılması.
Aslında bunların hepsi
mizansendir ve sizin operatörler tarafından
verilen mizansenlere vereceğiniz
işitsel-görsel ve zihinsel
reaksiyonlarınız tespit ve kontrol
edilmektedir.
Sizi tamamen nöro-psikolojik ve fiziksel kontrole
aldıklarından
sizin, size operatörler tarafından verilen anahtar-sembol
kelimelere
yada konulara vereceğiniz tepkiyi sürekli ölçerler. Ama
öncelikle
operatörler projenin başlangıcında sizi tamamiyle pskolojik
bir
süzgeçten geçirirler ve karakterinizi, inançlarınızı,
espri
anlayışınızı, fobilerinizi-hobilerinizi, düşünce
sisteminizi,
kısacası tüm psikolojik yapınızı tespit ederler.
Sizin
yapınıza uygun bir nöro-atak taktik davranış modeli
oluştururlar. Böylelikle
size verecekleri algılamalarda sizin
verilen algılamaya göre hareketinizden
(örneğin nefes almanızdaki
sıklık, ani terlemeniz yada doğal davranış
kalıbınıza aykırı bir
hareket gibi) sizin o konuya nasıl bir tepki
vereceğiniz ölçülür.
Analizini yaptıklarında sizin samimiyetinizi daha
doğrusu doğru
söyleyip söylemediğinizi anlamış olurlar.
Algılamalarınızdan
aldıkları tepkisel reaksiyonlarınızı psikolojik delil
dosyası
altında muhafaza ederler.
Örnek vermek gerekrise eğer siz
diyelimki bir yabancı bir gizli
servis elemanı iseniz böylelikle sizi
“angaje” edebilecekleri yani
kendi taraflarına çekebilecekleri “yaklaşma
zamanını” da ustalıkla
öğrenmiş olur ve kullanabilecekleri ortamı yaratmış
olurlar. Tabi
her hareketinizi de önceden detaylı bir şekilde öğrenmeleri
de
cabası...
ÖZEL BÜRO
( Bu Bir Özel Büro İstihbarat Grubu
Haberidir )
Umut KUZU
ZİHİN KONTROLÜ !!! "Günümüzde teknolojinin baş döndürücü bir hızla geliştiği bir gerçektir. Bu gelişim olumlu olabileceği gibi olumsuz yönler de içermektedir. Bu olumsuzluklardan biri artık cağımızda insanların zihinsel olarak kontrol altına alınabilmesidir. İste grubumuzun amacı bu iğrenç ve insanlık dışı olayları kamuoyuna duyurmaktır."
ZİHİN KONTROL GRUP
15 Şubat 2012 Çarşamba
3 Şubat 2012 Cuma
Beyin kontrol projesi
Sistem insanların zihinlerini bulandırmak, kişiliğini parçalamak,
yönlendirmek için binbir deneyin, yöntemin birikimine sahip. Bu
birikim en yoğun deney sürecini, Nazi “bilim adamları”nın kamplarda,
fırınlara atılmadan önce kobay olarak kullanılan insanlar üzerinden
gerçekleştirmiş. İnsan bilincinin sınırlarını zorlayan ortamlar
oluşturarak, psikolojik etki gözlemlerinden, enjekte edilen
ilaçlarla davranış kontrollerine uzanan bir deney süreci… Hitler
faşizminin ezilmesiyle, ‘Ataç Projesi’ bağlamında ABD, kamplardaki
deneylerden “yararlanma” kapsamında 3 bin Nazi “araştırmacı”sını
korumaya alır. Bu uzmanların ABD ve Kanada’da devam ettikleri
araştırmaları üzerinden CIA ünlü MK-ULTRA (Beyin Kontrol) projesini
geliştirir.
Bu projeyle radyasyon ve LSD aracılığıyla insanların tepkileri
ölçülüyor, çeşitli işkence teknikleri ile birlikte, sosyoloji,
psikoloji, psikiyatri, antropoloji gibi sosyal bilim dalları
kullanılıyor. İnsan davranışlarını kontrol için 150 ayrı projenin
uygulandığı açığa çıkmış durumda. Buzdağının görünen kısmına, açığa
çıkan bilgilere göre, İkinci Dünya Savaşı‘ndan 1970‘lere kadar
deneylerin gerçekleştirildiği yerler arasında 44 üniversite, 15
bilim vakfı, 12 hastane, 3 cezaevi ve ilaç şirketleri bulunuyordu.
Beyin kontrol projesi kapsamındaki çalışmalarda Amerikan Psikiyatri
Deneği, Amerikan Psikoloji Derneği, Biyolojik Psikiyatri Topluluğu
ve ödüllü psikiyatrlar yer alıyor. Üniversitelerde, cezaevlerinde,
akıl hastanelerinde, yetimhanelerde ve uyuşturucu bağımlıları
rehabilitasyon merkezlerinde yürütülen deneyler (deney kavramının
yarattığı etkiden dolayı bunu daha sonra “araştırma”, “inceleme”
olarak değiştirirler) sonra sokaklara, insan toplulukları içerisine
kadar taşınır. Bağımlı ülkelerde bu deneyler farklı yöntemleri de
içine alan biçimlerde, Avrupa ve Asya’da “üçüncü şans” ve “derbi
şapkası” projeleri kapsamında yürütülür. Deşifre edilmeyen
projelerden ikisini bunlar oluşturuyor.
Zihin kontrolü kapsamında çocuklarda ‘ritüel taciz’ yoluyla
yaratılan kişilik bölünmesi deneyleri de yer alıyor. Bu deneylerle
çocuklarda psikolojik travma yaratarak çoğul kişilik
gelişimlerini “inceleme” ihtiyacı duyuyorlar. Bu gözüdönmüşlük, bu
alçaklık, kişilik bölünmesi konusunda uzman olan ABD’li psikiyatr
Colin A. Ross’un “Bluebird: Psikiyatrlar Tarafından Kasıtlı Olarak
Yaratılan Bölünmüş Kişilik” adlı kitabında somut verilerle
işleniyor. Ross kitabında; “BLUEBIRD Projesi’nde CIA, kasıtlı olarak
kişilik bölünmesi yarattığı deneklerini gizli operasyonlarda
kullanmaya çalışmıştır. Belgelerin incelenmesi sonucu bu inanılmaz
deneylerde, 11 yaşındaki çocukların beyinlerine elektrodlar
yerleştirildiği, 7-11 yaşları arasındaki çocuklara haftalarca, her
gün, günde 150 mg LSD verildiği ve elektroşok yoluyla deneklerin
hafızalarının silindiği, hayvanların beyinlerine elektrod
yerleştirerek kimyasal ya da biyolojik saldırılarda kullanma
çalışmaları yapıldığı biliniyor.” diyor.
“Faydalı eserler”
Burada sorun kişinin beyninin kontrolü ve kontrol edilen kişilerin
kullanılması gibi bir varsayımdan öte (bunu da başarmak isterler),
sistemin bütün bu deneylerden yola çıkarak, toplumu kontrol altında
tutmanın araç ve yöntemlerini yetkinleştirme çabasıdır. Bu çaba
kaldırdıkları taşları kendi ayaklarına düşüren sonuçları da
doğurabiliyor.
Birçok komplo teorisi ile iç içe geçen insan beyninin kontrol altına
alınması tartışmaları, “CIA Belgeleriyle Zihin Kontrol
Operasyonları” gibi kitaplar üzerinden de gündeme taşınıyor. Benzer
kitaplar Türkiye’de ordu tarafından iç eğitimde
kullanılmaktadır. “Bu kitap Kara Kuvvetleri Komutanlığı Eğitim ve
Doktrin Komutanlığı’nın 08 Ocak 2003 gün ve ID. ve HRK:3584-17-03\
İsth. Ve İKK. Ş. (20) sayılı emri ile faydalı eser olarak uygun
görülmüştür” ibareleriyle yayına giriyor bu tarz
kitaplar. “Bizimkiler”in bu “faydalı eser”lerden nasıl
yararlandıklarını, benzer yöntemlerin eğitimini aldıklarını her
aşamada görüyor, tanık oluyoruz. Bu tanıklık, kullanılan işkence
yöntemleri, oluşturulan cezaevi modelleri, ulusal kurtuluş
mücadelesine karşı Kürdistan’da sergiledikleri pratik, kurulan derin
ilişkiler sistemi, Susurluklar, taciz, tecavüz vakaları, her türlü
kriminal şebeke ilişkilerinde devletin oynadığı rol, toplumsal
muhalefet dinamiklerine, eylemli tepkilere karşı geliştirilen ırkçı
hezeyanlar şeklinde fazlasıyla yaşandı. Bundandır ki yaşanan
gelişmelerde bir dış mihrak aramaya soyunmadan, bunu empoze etmeye
çalışmadan önce, ‘iç mihraklar’ın halini görmek gerekir.
Zorunluluk
Bütün bu birikimlerin içerisinden süzülüp gelen toplumsal kontrol
yöntemleri içerisinde, kişilik çözülmesi ve çürüme, diğer araçların
yanında, bugün keskin biçimleriyle beyinlere yerleştiriliyor. Çürüme
ve dejenerasyonun körüklenip yayılmasını besleyen iletişim araçları
çokyönlü biçimlerde kullanılıyor. Ekonomik, sosyal, siyasal
krizlerin basıncı düşkünleşme eğilimlerini güçlendirirken, burjuva
medya da bu düşkünleşmeyi derinleştirip kapitalist sistemin
geleceğini garantilemeye çabalıyor.
Bu etkileşim ve çabanın kırılma noktası, sistemin bütün çıplaklığı
ile su yüzüne çıkması-.ıkarılmasıdır. Pisliğin üzerindeki zarın
yırtılmasıyla, parlak görüntülerin altındaki lağım çukurunun ortaya
serilmesidir. Yıkanmakla temizlenmeyecek, sürekli pislik üreten
sistemin tarihin çöplüğüne gönderilmesi zorunluluğudur. Yıkanması
değil yıkılması gerekli ve kaçınılmazdır!
yönlendirmek için binbir deneyin, yöntemin birikimine sahip. Bu
birikim en yoğun deney sürecini, Nazi “bilim adamları”nın kamplarda,
fırınlara atılmadan önce kobay olarak kullanılan insanlar üzerinden
gerçekleştirmiş. İnsan bilincinin sınırlarını zorlayan ortamlar
oluşturarak, psikolojik etki gözlemlerinden, enjekte edilen
ilaçlarla davranış kontrollerine uzanan bir deney süreci… Hitler
faşizminin ezilmesiyle, ‘Ataç Projesi’ bağlamında ABD, kamplardaki
deneylerden “yararlanma” kapsamında 3 bin Nazi “araştırmacı”sını
korumaya alır. Bu uzmanların ABD ve Kanada’da devam ettikleri
araştırmaları üzerinden CIA ünlü MK-ULTRA (Beyin Kontrol) projesini
geliştirir.
Bu projeyle radyasyon ve LSD aracılığıyla insanların tepkileri
ölçülüyor, çeşitli işkence teknikleri ile birlikte, sosyoloji,
psikoloji, psikiyatri, antropoloji gibi sosyal bilim dalları
kullanılıyor. İnsan davranışlarını kontrol için 150 ayrı projenin
uygulandığı açığa çıkmış durumda. Buzdağının görünen kısmına, açığa
çıkan bilgilere göre, İkinci Dünya Savaşı‘ndan 1970‘lere kadar
deneylerin gerçekleştirildiği yerler arasında 44 üniversite, 15
bilim vakfı, 12 hastane, 3 cezaevi ve ilaç şirketleri bulunuyordu.
Beyin kontrol projesi kapsamındaki çalışmalarda Amerikan Psikiyatri
Deneği, Amerikan Psikoloji Derneği, Biyolojik Psikiyatri Topluluğu
ve ödüllü psikiyatrlar yer alıyor. Üniversitelerde, cezaevlerinde,
akıl hastanelerinde, yetimhanelerde ve uyuşturucu bağımlıları
rehabilitasyon merkezlerinde yürütülen deneyler (deney kavramının
yarattığı etkiden dolayı bunu daha sonra “araştırma”, “inceleme”
olarak değiştirirler) sonra sokaklara, insan toplulukları içerisine
kadar taşınır. Bağımlı ülkelerde bu deneyler farklı yöntemleri de
içine alan biçimlerde, Avrupa ve Asya’da “üçüncü şans” ve “derbi
şapkası” projeleri kapsamında yürütülür. Deşifre edilmeyen
projelerden ikisini bunlar oluşturuyor.
Zihin kontrolü kapsamında çocuklarda ‘ritüel taciz’ yoluyla
yaratılan kişilik bölünmesi deneyleri de yer alıyor. Bu deneylerle
çocuklarda psikolojik travma yaratarak çoğul kişilik
gelişimlerini “inceleme” ihtiyacı duyuyorlar. Bu gözüdönmüşlük, bu
alçaklık, kişilik bölünmesi konusunda uzman olan ABD’li psikiyatr
Colin A. Ross’un “Bluebird: Psikiyatrlar Tarafından Kasıtlı Olarak
Yaratılan Bölünmüş Kişilik” adlı kitabında somut verilerle
işleniyor. Ross kitabında; “BLUEBIRD Projesi’nde CIA, kasıtlı olarak
kişilik bölünmesi yarattığı deneklerini gizli operasyonlarda
kullanmaya çalışmıştır. Belgelerin incelenmesi sonucu bu inanılmaz
deneylerde, 11 yaşındaki çocukların beyinlerine elektrodlar
yerleştirildiği, 7-11 yaşları arasındaki çocuklara haftalarca, her
gün, günde 150 mg LSD verildiği ve elektroşok yoluyla deneklerin
hafızalarının silindiği, hayvanların beyinlerine elektrod
yerleştirerek kimyasal ya da biyolojik saldırılarda kullanma
çalışmaları yapıldığı biliniyor.” diyor.
“Faydalı eserler”
Burada sorun kişinin beyninin kontrolü ve kontrol edilen kişilerin
kullanılması gibi bir varsayımdan öte (bunu da başarmak isterler),
sistemin bütün bu deneylerden yola çıkarak, toplumu kontrol altında
tutmanın araç ve yöntemlerini yetkinleştirme çabasıdır. Bu çaba
kaldırdıkları taşları kendi ayaklarına düşüren sonuçları da
doğurabiliyor.
Birçok komplo teorisi ile iç içe geçen insan beyninin kontrol altına
alınması tartışmaları, “CIA Belgeleriyle Zihin Kontrol
Operasyonları” gibi kitaplar üzerinden de gündeme taşınıyor. Benzer
kitaplar Türkiye’de ordu tarafından iç eğitimde
kullanılmaktadır. “Bu kitap Kara Kuvvetleri Komutanlığı Eğitim ve
Doktrin Komutanlığı’nın 08 Ocak 2003 gün ve ID. ve HRK:3584-17-03\
İsth. Ve İKK. Ş. (20) sayılı emri ile faydalı eser olarak uygun
görülmüştür” ibareleriyle yayına giriyor bu tarz
kitaplar. “Bizimkiler”in bu “faydalı eser”lerden nasıl
yararlandıklarını, benzer yöntemlerin eğitimini aldıklarını her
aşamada görüyor, tanık oluyoruz. Bu tanıklık, kullanılan işkence
yöntemleri, oluşturulan cezaevi modelleri, ulusal kurtuluş
mücadelesine karşı Kürdistan’da sergiledikleri pratik, kurulan derin
ilişkiler sistemi, Susurluklar, taciz, tecavüz vakaları, her türlü
kriminal şebeke ilişkilerinde devletin oynadığı rol, toplumsal
muhalefet dinamiklerine, eylemli tepkilere karşı geliştirilen ırkçı
hezeyanlar şeklinde fazlasıyla yaşandı. Bundandır ki yaşanan
gelişmelerde bir dış mihrak aramaya soyunmadan, bunu empoze etmeye
çalışmadan önce, ‘iç mihraklar’ın halini görmek gerekir.
Zorunluluk
Bütün bu birikimlerin içerisinden süzülüp gelen toplumsal kontrol
yöntemleri içerisinde, kişilik çözülmesi ve çürüme, diğer araçların
yanında, bugün keskin biçimleriyle beyinlere yerleştiriliyor. Çürüme
ve dejenerasyonun körüklenip yayılmasını besleyen iletişim araçları
çokyönlü biçimlerde kullanılıyor. Ekonomik, sosyal, siyasal
krizlerin basıncı düşkünleşme eğilimlerini güçlendirirken, burjuva
medya da bu düşkünleşmeyi derinleştirip kapitalist sistemin
geleceğini garantilemeye çabalıyor.
Bu etkileşim ve çabanın kırılma noktası, sistemin bütün çıplaklığı
ile su yüzüne çıkması-.ıkarılmasıdır. Pisliğin üzerindeki zarın
yırtılmasıyla, parlak görüntülerin altındaki lağım çukurunun ortaya
serilmesidir. Yıkanmakla temizlenmeyecek, sürekli pislik üreten
sistemin tarihin çöplüğüne gönderilmesi zorunluluğudur. Yıkanması
değil yıkılması gerekli ve kaçınılmazdır!
17 Kasım 2011 Perşembe
Beyin Kontrolü Nedir, Ne Elde Edilmek İsteniyor?
Dünya istihbarat örgütlerinin karşı tarafı yönlendirmek için
psikolojik operasyon yapabilmeleri en önemli hedefleridir.
İstihbarat örgütleri özellikle CIA ve MOSSAD bu konuya büyük önem
vermektedirler. Bir Çin atasözü vardır, Yüz savaş kazanmak hüner
değil, hüner savaşmadan güvenliği sağlamaktır.
İstihbarat örgütleri bu konuya bilimsel olarak eğilmektedirler.
Sürekli çalışmalarla yeni yollar araştırmaktadırlar.
Bugün MOSSADın CIAdan daha başarılı operasyonlar yapmasının iki
nedeni vardır. Birincisi, Tevratta Musa Peygambere Kenan ilinde
casusluk yapmasının emredilmesi. İkincisi de, ideallerinin yüksek
fakat güçlerinin az olması ve dünya bilim çevresinde önemli
etkinliklerinin olmasıdır.
Tarihte buna örnekler var mı?
Bilinen ilk ve en önemli psikolojik operasyon örneği Hasan
Sabbahtır. Haşhaşi tarikatı da denilen bu örgütlenmede kişiler
Haşhaşın etkin maddesi Eroinle keyif duygusuna ve cennet inancına
şartlandırılıyor. Hasan Sabbaha itaat ederlerse hep böyle
yaşayacaklarına inandırılıyorlardı. Böylece intihar saldırılarını
zevkle yapıyorlardı.
1937de Stalinin Halk mahkemelerinde dâvâlıların îtiraflarında bazı
kimyasallar kullandığı bilinmektedir. Hatta Macaristan Kardinalinin
de bulunduğu bir dâvâda dâvâlılar devlete karşı bir tutum
aldıklarını birden itiraf etmişlerdi.
Peki durum ahlâki midir?
Kesinlikle değildir. Mamafih, Dünya Af Örgütü 1992 yılında bir rapor
neşretti. Bu durum İnsanın zihni yetilerini bozmayı, yok etmeyi,
değiştirmeyi hedefleyen sorgulama prosedürü ahlâki suçtur denildi.
Fiziksel işkence sınıflandırması kadar insanlık dışıdır. düşüncesi
benimsendi.
Hangi yöntemler uygulanıyor?
Klasik yöntem; psikolojik faaliyet, propaganda ve beyin yıkama
yöntemidir.
En sık kullanılan yöntem; kimyasal maddeler kullanılarak kişinin
düşüncesini etkilemektir.
Son yıllarda üzerinde çalışan ve durulan yöntem ise elektronik
implantlar yerleştirilerek kişinin beynini uzaktan kumanda ile
yönetme çabalarıdır.
Elektronik yöntemlere geçmeden önce kısaca kimyasal yöntemlerden söz
eder misiniz?
Zihin kontrolü deneylerinde ilk kullanılan madde LSD idi. LSD
psikokimyasal bir maddedir. Alan kişide olağanüstü psikolojik
değişimler olur. Halüsinasyonlar görür, canlı, neşeli, güçlü duygu,
düşünme ve davranışlar içerisine girer. Bu madde beynin ön
bölgesinde DOPAMİN isimli zevk maddesini aşırı salgılamaktadır. Bu
maddeyi alan bir kişi inandığı konuda olağanüstü eylemler
gerçekleştirebilmektedir.
İkinci Dünya Savaşında hem Hitler hem Amerikan ordusu Amphetamin
isimli uyarıcı kimyasalı kullanarak askerlerin savaş gücünü
arttırmayı hedeflemişlerdir. Hatta Hitlerin milyonlarca psikoaktif
madde kullanarak ordusunun hareket kabiliyetini çok hızlı hâle
getirdiği bilinmektedir.
İçkisine LSD veya uyuşturucu katan kişilerin kolay intihar ettikleri
ve kolay insan öldürdükleri bilinen gerçeklerdir.
Bu konu da ABDde gönüllüler, siyahlar ve eşcinseller üzerinde
ilginç deneyler yapılmıştır. Deney yapılan kişilerde akıl
hastalıkları, yaşayanlarda da erken bunama, erken yaşlanma
gözlemlenmiştir. Bu konuda Dr. Armen Victorianın kitabında ilginç
kaynak ve bilgiler mevcuttur. Kitabın ismi İnsan Davranışının
Manipülasyonu, Beyin Kontrolüdür. Bu kitap Timaş yayınları arasında
tercüme edilerek yayınlanmıştır.
Psikiyatride tedavi amacıyla kullanılıyor mu?
Psikiyatrik uygulamada tanı ve tedavi yöntemi olarak
kullanılmaktadır. Narkoanaliz olarak tanımlanan bu yöntemde kişiye
damardan kısa süre etkili barbibüratlar verilir. Kişi uyku uyanıklık
arası bir boyuttadır. Bilinçaltının üstündeki baskılar aralanır.
Kişiyle güven ilişkisi içinde psikoterapödik ilişki kurulabilirse
bilinçaltı duygular, eğilimler, hatıralar, şartlanmalar ortaya
çıkarılır.
İlaçlı hipnoz da denilebilen bu yöntem kişinin bilinçaltı
çatışmalarını analiz edip onun tedavisini gerçekleştirmek için
kullanılır.
Hipnozla beyin yıkamak mümkün müdür?
Hipnoz bilimsel bir yöntemdir. Kişi hipnotik uykuya geçtiğinde vücut
ve beyin uyur, fakat terapistle, kişi arasında seçici bir algılama
alışverişi kanalı açılır. Böylece kişi yönlendirilir, düşünceleri,
duyguları değiştirilebilir. Psikiyatride hastalıklı düşünceleri yok
etmek, sağlıklı düşünceler kazandırmak, ego gücünü arttırmak için bu
yöntemi kullanıyoruz.
Her bilimsel yöntem gibi hipnozda gösteri malzemesi veya siyâsî
amaçla kullanılabilir.
Hipnozda ilk şart iki tarafın birbirine güvenmesidir. Daha sonra
konsantrasyon gücü artırılır, uygun telkinde bulunulan kişi
geçmişine götürülebilir, beyni yıkanabilir, yanlış şeylere
inandırılabilir. Ancak kişiye hipnozda istemediği şeyi
yaptıramazsınız. Bazı kişiler telkine çok yatkındır, kolaylıkla
girerler. Fakat obsesif ve paranoid denilen güvensiz özelliği fazla
olan kişileri hipnotik transa geçirmek çok güçtür.
Elektromanyetik etkileme mümkün müdür?
Evren Radiant Enerji denilen yayılan bir enerjiden oluşur,
gözümüzle gördüğümüz spektrum bir dalga boyudur. Morötesi ve
kızılötesi dalga boyları gözümüzle görülmez. Ancak röntgen
filmlerinden, termal kameralara, yeraltı su havza haritalarına kadar
bir çok alanda kullanılır.
Her elektrik kaynağı bir radyasyon neşreder. Bazı radyasyonlar
iyonlama yaparak hücre ölümlerine yol açar. Hidrojen atomu
frekansına uygun mikrodalga ile MR gibi beyin tomografileri çekilir.
Mikrodalga fırınlarda ışınların camı geçerek tabak içindeki suyu
buharlaştırdığını biliyoruz.
Mikrodalga ile beyin kontrolü nasıl olur?
Mikrodalga ile uzaktan gürültü hissi oluşturmak mümkündür.
Elektromanyetik ritmik vuruşlar kişinin başını elektrikli matkapla
oyulduğu hissi uyandırabilir. Çok düşük frekans da (VLF),
iyonlamanın olmadığı bir radyoaktivite ile baş ağrısı, çınlama,
sinirlilik, depresyon, hâfıza kaybı hatta panik duygusu
oluşturulabilir.Radyasyonun diş dökülmesi, kan kanseri, sakat
doğumlara neden olduğu yaptığı bilinmektedir.
İyonlanmanın olduğu radyasyonlar X ışınları Radyum gibi kanser
tedavisinde kanserli hücreleri öldürmek için kullanılır. Bu ışınları
uzaktan yönetmek mümkün olmamakta, fakat mikrodalga kaynağını 1-2
km. uzaktan bir hedefe yöneltmek mümkün olabilmektedir. Kötü niyetli
kişilerin elinde korkunç bir silah haline dönebilen bir teknoloji
insanlık dışı amaçlarla kullanılırsa insanlığın sonu başlar.
Elektronik parça yerleştirmek mümkün mü?
İnsan davranışını kontrol etmek isteyenler hayvan deneylerinde bunu
gerçekleştirmişlerdir.
FM radyo kanalı ile sinyaller alabilen ve nakledebilen minyatür
elektrotlar hayvan kafasına yerleştiriliyor. Maymunda cinsel
saldırganlık, boğada âniden durma komutu verme deneyleri başarılı
oldu. Yunus balıkları yönetilebildi.
ABDde beynin elektronik uyarılması zihinsel özürlülerde ve
eşcinsellerde araştırılmıştır. James Olds isimli araştırmacı beynin
hipotalamuş bölgesine elektronik implant yerleştirerek eşcinselleri
kontrol etmeyi başardı. Hastalarda korku, heyecan, halüsinasyon
oluşturarak davranışlarını ödüllendirdi veya cezalandırdı.
Zihin özürlülere de benzer deneyler yapıldı. Bu çalışmalar çok
tartışıldı. Bilimin iyiliği değil hastanın iyiliği ön planda
tutulması etik kuralına göre çalışmalar durduruldu.
FM radyo kanalında sinyaller alabilen ve nakledebilen bu uzaktan
beyin elektronik uyarılması ateşli tartışmalara konu oldu. Hatta
Fransada her doğan çocuğa kimliğini belirtir elektronik parça
yerleştirerek ömür boyu nerede olup olmadığını izleyebiliriz tezi
bile ortaya atıldı.
İnsanın robot gibi tuşlarla kontrol edilmesi çok tehlikeli bir
gelişmeydi.
Elektronik implantı (Stimoreceiver) bulan Dr. Delgado beynin amigdal
ve hipokampus gibi alanlarını canlandırarak neşe, tuhaf duygu,
renkli görüntü gözlemlediğini kayıt ederek kitabında açıkladı.
Radyohipnotik beyinlerarası kontrol projesi elektronik hipnoz
yapmayı amaçlamaktadır. Bu projede kişiye istemediği şeyler
yaptırmak mümkün hale gelecektir. Tuşlarla kontrol edilen insana ne
yaptırılmaz ki!
Elektromanyetik enerjinin biyolojik bilimlerde kullanılması yeni bir
gelişme midir?
Bugün psikiyatride beynin ürettiği sinyalleri kaydederek beyin
fonksiyonel görüntülemesi yapılabilmektedir. Klasik EEGnin
bilgisayar devriminden sonra analog sinyallerin sayısallaştırılması
ile beyin haritası çıkarılıyor. Beynin hastalıklı çalışan alanlarını
görüntüleyebiliyoruz. Tanı ve tedaviyi güçlendirmek için işe yarayan
bir yöntemdir. Hatta ilaç tedavisinin biyoyararlılığını hasta
izlerken görselleştirmiş oluyoruz.
Elektromanyetik enerjinin tedâvide kullanımı yeni gelişmelerdendir.
TMS denilen bir yöntem ile ilgili araştırmalar hâlen sürmektedir.
Beynin ön bölgesine elektromanyetik uyarı vererek Depresyonu tedâvi
etme projesi Elektroşok tedavisine alternatif olarak işe yarayacak
gibi görünmektedir.
Bir de duyu ötesi algı var. Bu konuda neler söyleyebiliriz?
Birleşik Devletler parapiskolojik araştırmalara büyük bütçeler
ayırmaktadır. Beş duyuyu kullanmada insanın geçmiş, gelecek ve
şimdiki zaman hakkında bilgi edinmesi çok ilgi çeken bir konudur.
Telepati, Durugörü (Clair-voyance), Altıncı his de denilen bu
algılama biçimi hakkında şu anda bilimsel çalışmalarda sağlam
deliller yoktur.
Sesin, elektromanyetik frekansın, lazerin varlığı başka dalga
boylarının varlığına kanıt olabilmektedirler. Zihni kontrol etmenin,
ikizlerin, anne-çocuk arasındaki uzaktan duygusal etkilenmelerin
nasıl olduğu henüz çözülemedi. Rüya laboratuarlarında telepati yolu
ile kavram ve imaj uyandırıldığının gözlemlenmesi elektronik
psikiyatri açısından devrim niteliğindeki çalışmalardır.
Durugörü veya beden dışı sezgi denilen bir yöntemde de bazı denekler
odada gizlenmiş nesnelerin yerini tespit etmeyi
başarabiliyorlar. Remote Viewing, remote sensing denilen uzaktan
görme ve hissetme özelliği olan insanların bunu nasıl başardıkları
bilimsel ilgi alanına girmektedir. Uzaktan görüşün elektromanyetik
işleyişi çözülebilirse insanlığın kaderi etkilenecektir.
Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz insanın zihninin uzaktan kontrol
edilmesi dünya için sosyal ve politik etkileri çok fazla oluşacağı
gelişmeleri getirecektir.
psikolojik operasyon yapabilmeleri en önemli hedefleridir.
İstihbarat örgütleri özellikle CIA ve MOSSAD bu konuya büyük önem
vermektedirler. Bir Çin atasözü vardır, Yüz savaş kazanmak hüner
değil, hüner savaşmadan güvenliği sağlamaktır.
İstihbarat örgütleri bu konuya bilimsel olarak eğilmektedirler.
Sürekli çalışmalarla yeni yollar araştırmaktadırlar.
Bugün MOSSADın CIAdan daha başarılı operasyonlar yapmasının iki
nedeni vardır. Birincisi, Tevratta Musa Peygambere Kenan ilinde
casusluk yapmasının emredilmesi. İkincisi de, ideallerinin yüksek
fakat güçlerinin az olması ve dünya bilim çevresinde önemli
etkinliklerinin olmasıdır.
Tarihte buna örnekler var mı?
Bilinen ilk ve en önemli psikolojik operasyon örneği Hasan
Sabbahtır. Haşhaşi tarikatı da denilen bu örgütlenmede kişiler
Haşhaşın etkin maddesi Eroinle keyif duygusuna ve cennet inancına
şartlandırılıyor. Hasan Sabbaha itaat ederlerse hep böyle
yaşayacaklarına inandırılıyorlardı. Böylece intihar saldırılarını
zevkle yapıyorlardı.
1937de Stalinin Halk mahkemelerinde dâvâlıların îtiraflarında bazı
kimyasallar kullandığı bilinmektedir. Hatta Macaristan Kardinalinin
de bulunduğu bir dâvâda dâvâlılar devlete karşı bir tutum
aldıklarını birden itiraf etmişlerdi.
Peki durum ahlâki midir?
Kesinlikle değildir. Mamafih, Dünya Af Örgütü 1992 yılında bir rapor
neşretti. Bu durum İnsanın zihni yetilerini bozmayı, yok etmeyi,
değiştirmeyi hedefleyen sorgulama prosedürü ahlâki suçtur denildi.
Fiziksel işkence sınıflandırması kadar insanlık dışıdır. düşüncesi
benimsendi.
Hangi yöntemler uygulanıyor?
Klasik yöntem; psikolojik faaliyet, propaganda ve beyin yıkama
yöntemidir.
En sık kullanılan yöntem; kimyasal maddeler kullanılarak kişinin
düşüncesini etkilemektir.
Son yıllarda üzerinde çalışan ve durulan yöntem ise elektronik
implantlar yerleştirilerek kişinin beynini uzaktan kumanda ile
yönetme çabalarıdır.
Elektronik yöntemlere geçmeden önce kısaca kimyasal yöntemlerden söz
eder misiniz?
Zihin kontrolü deneylerinde ilk kullanılan madde LSD idi. LSD
psikokimyasal bir maddedir. Alan kişide olağanüstü psikolojik
değişimler olur. Halüsinasyonlar görür, canlı, neşeli, güçlü duygu,
düşünme ve davranışlar içerisine girer. Bu madde beynin ön
bölgesinde DOPAMİN isimli zevk maddesini aşırı salgılamaktadır. Bu
maddeyi alan bir kişi inandığı konuda olağanüstü eylemler
gerçekleştirebilmektedir.
İkinci Dünya Savaşında hem Hitler hem Amerikan ordusu Amphetamin
isimli uyarıcı kimyasalı kullanarak askerlerin savaş gücünü
arttırmayı hedeflemişlerdir. Hatta Hitlerin milyonlarca psikoaktif
madde kullanarak ordusunun hareket kabiliyetini çok hızlı hâle
getirdiği bilinmektedir.
İçkisine LSD veya uyuşturucu katan kişilerin kolay intihar ettikleri
ve kolay insan öldürdükleri bilinen gerçeklerdir.
Bu konu da ABDde gönüllüler, siyahlar ve eşcinseller üzerinde
ilginç deneyler yapılmıştır. Deney yapılan kişilerde akıl
hastalıkları, yaşayanlarda da erken bunama, erken yaşlanma
gözlemlenmiştir. Bu konuda Dr. Armen Victorianın kitabında ilginç
kaynak ve bilgiler mevcuttur. Kitabın ismi İnsan Davranışının
Manipülasyonu, Beyin Kontrolüdür. Bu kitap Timaş yayınları arasında
tercüme edilerek yayınlanmıştır.
Psikiyatride tedavi amacıyla kullanılıyor mu?
Psikiyatrik uygulamada tanı ve tedavi yöntemi olarak
kullanılmaktadır. Narkoanaliz olarak tanımlanan bu yöntemde kişiye
damardan kısa süre etkili barbibüratlar verilir. Kişi uyku uyanıklık
arası bir boyuttadır. Bilinçaltının üstündeki baskılar aralanır.
Kişiyle güven ilişkisi içinde psikoterapödik ilişki kurulabilirse
bilinçaltı duygular, eğilimler, hatıralar, şartlanmalar ortaya
çıkarılır.
İlaçlı hipnoz da denilebilen bu yöntem kişinin bilinçaltı
çatışmalarını analiz edip onun tedavisini gerçekleştirmek için
kullanılır.
Hipnozla beyin yıkamak mümkün müdür?
Hipnoz bilimsel bir yöntemdir. Kişi hipnotik uykuya geçtiğinde vücut
ve beyin uyur, fakat terapistle, kişi arasında seçici bir algılama
alışverişi kanalı açılır. Böylece kişi yönlendirilir, düşünceleri,
duyguları değiştirilebilir. Psikiyatride hastalıklı düşünceleri yok
etmek, sağlıklı düşünceler kazandırmak, ego gücünü arttırmak için bu
yöntemi kullanıyoruz.
Her bilimsel yöntem gibi hipnozda gösteri malzemesi veya siyâsî
amaçla kullanılabilir.
Hipnozda ilk şart iki tarafın birbirine güvenmesidir. Daha sonra
konsantrasyon gücü artırılır, uygun telkinde bulunulan kişi
geçmişine götürülebilir, beyni yıkanabilir, yanlış şeylere
inandırılabilir. Ancak kişiye hipnozda istemediği şeyi
yaptıramazsınız. Bazı kişiler telkine çok yatkındır, kolaylıkla
girerler. Fakat obsesif ve paranoid denilen güvensiz özelliği fazla
olan kişileri hipnotik transa geçirmek çok güçtür.
Elektromanyetik etkileme mümkün müdür?
Evren Radiant Enerji denilen yayılan bir enerjiden oluşur,
gözümüzle gördüğümüz spektrum bir dalga boyudur. Morötesi ve
kızılötesi dalga boyları gözümüzle görülmez. Ancak röntgen
filmlerinden, termal kameralara, yeraltı su havza haritalarına kadar
bir çok alanda kullanılır.
Her elektrik kaynağı bir radyasyon neşreder. Bazı radyasyonlar
iyonlama yaparak hücre ölümlerine yol açar. Hidrojen atomu
frekansına uygun mikrodalga ile MR gibi beyin tomografileri çekilir.
Mikrodalga fırınlarda ışınların camı geçerek tabak içindeki suyu
buharlaştırdığını biliyoruz.
Mikrodalga ile beyin kontrolü nasıl olur?
Mikrodalga ile uzaktan gürültü hissi oluşturmak mümkündür.
Elektromanyetik ritmik vuruşlar kişinin başını elektrikli matkapla
oyulduğu hissi uyandırabilir. Çok düşük frekans da (VLF),
iyonlamanın olmadığı bir radyoaktivite ile baş ağrısı, çınlama,
sinirlilik, depresyon, hâfıza kaybı hatta panik duygusu
oluşturulabilir.Radyasyonun diş dökülmesi, kan kanseri, sakat
doğumlara neden olduğu yaptığı bilinmektedir.
İyonlanmanın olduğu radyasyonlar X ışınları Radyum gibi kanser
tedavisinde kanserli hücreleri öldürmek için kullanılır. Bu ışınları
uzaktan yönetmek mümkün olmamakta, fakat mikrodalga kaynağını 1-2
km. uzaktan bir hedefe yöneltmek mümkün olabilmektedir. Kötü niyetli
kişilerin elinde korkunç bir silah haline dönebilen bir teknoloji
insanlık dışı amaçlarla kullanılırsa insanlığın sonu başlar.
Elektronik parça yerleştirmek mümkün mü?
İnsan davranışını kontrol etmek isteyenler hayvan deneylerinde bunu
gerçekleştirmişlerdir.
FM radyo kanalı ile sinyaller alabilen ve nakledebilen minyatür
elektrotlar hayvan kafasına yerleştiriliyor. Maymunda cinsel
saldırganlık, boğada âniden durma komutu verme deneyleri başarılı
oldu. Yunus balıkları yönetilebildi.
ABDde beynin elektronik uyarılması zihinsel özürlülerde ve
eşcinsellerde araştırılmıştır. James Olds isimli araştırmacı beynin
hipotalamuş bölgesine elektronik implant yerleştirerek eşcinselleri
kontrol etmeyi başardı. Hastalarda korku, heyecan, halüsinasyon
oluşturarak davranışlarını ödüllendirdi veya cezalandırdı.
Zihin özürlülere de benzer deneyler yapıldı. Bu çalışmalar çok
tartışıldı. Bilimin iyiliği değil hastanın iyiliği ön planda
tutulması etik kuralına göre çalışmalar durduruldu.
FM radyo kanalında sinyaller alabilen ve nakledebilen bu uzaktan
beyin elektronik uyarılması ateşli tartışmalara konu oldu. Hatta
Fransada her doğan çocuğa kimliğini belirtir elektronik parça
yerleştirerek ömür boyu nerede olup olmadığını izleyebiliriz tezi
bile ortaya atıldı.
İnsanın robot gibi tuşlarla kontrol edilmesi çok tehlikeli bir
gelişmeydi.
Elektronik implantı (Stimoreceiver) bulan Dr. Delgado beynin amigdal
ve hipokampus gibi alanlarını canlandırarak neşe, tuhaf duygu,
renkli görüntü gözlemlediğini kayıt ederek kitabında açıkladı.
Radyohipnotik beyinlerarası kontrol projesi elektronik hipnoz
yapmayı amaçlamaktadır. Bu projede kişiye istemediği şeyler
yaptırmak mümkün hale gelecektir. Tuşlarla kontrol edilen insana ne
yaptırılmaz ki!
Elektromanyetik enerjinin biyolojik bilimlerde kullanılması yeni bir
gelişme midir?
Bugün psikiyatride beynin ürettiği sinyalleri kaydederek beyin
fonksiyonel görüntülemesi yapılabilmektedir. Klasik EEGnin
bilgisayar devriminden sonra analog sinyallerin sayısallaştırılması
ile beyin haritası çıkarılıyor. Beynin hastalıklı çalışan alanlarını
görüntüleyebiliyoruz. Tanı ve tedaviyi güçlendirmek için işe yarayan
bir yöntemdir. Hatta ilaç tedavisinin biyoyararlılığını hasta
izlerken görselleştirmiş oluyoruz.
Elektromanyetik enerjinin tedâvide kullanımı yeni gelişmelerdendir.
TMS denilen bir yöntem ile ilgili araştırmalar hâlen sürmektedir.
Beynin ön bölgesine elektromanyetik uyarı vererek Depresyonu tedâvi
etme projesi Elektroşok tedavisine alternatif olarak işe yarayacak
gibi görünmektedir.
Bir de duyu ötesi algı var. Bu konuda neler söyleyebiliriz?
Birleşik Devletler parapiskolojik araştırmalara büyük bütçeler
ayırmaktadır. Beş duyuyu kullanmada insanın geçmiş, gelecek ve
şimdiki zaman hakkında bilgi edinmesi çok ilgi çeken bir konudur.
Telepati, Durugörü (Clair-voyance), Altıncı his de denilen bu
algılama biçimi hakkında şu anda bilimsel çalışmalarda sağlam
deliller yoktur.
Sesin, elektromanyetik frekansın, lazerin varlığı başka dalga
boylarının varlığına kanıt olabilmektedirler. Zihni kontrol etmenin,
ikizlerin, anne-çocuk arasındaki uzaktan duygusal etkilenmelerin
nasıl olduğu henüz çözülemedi. Rüya laboratuarlarında telepati yolu
ile kavram ve imaj uyandırıldığının gözlemlenmesi elektronik
psikiyatri açısından devrim niteliğindeki çalışmalardır.
Durugörü veya beden dışı sezgi denilen bir yöntemde de bazı denekler
odada gizlenmiş nesnelerin yerini tespit etmeyi
başarabiliyorlar. Remote Viewing, remote sensing denilen uzaktan
görme ve hissetme özelliği olan insanların bunu nasıl başardıkları
bilimsel ilgi alanına girmektedir. Uzaktan görüşün elektromanyetik
işleyişi çözülebilirse insanlığın kaderi etkilenecektir.
Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz insanın zihninin uzaktan kontrol
edilmesi dünya için sosyal ve politik etkileri çok fazla oluşacağı
gelişmeleri getirecektir.
10 Kasım 2011 Perşembe
Zihin kontrolune karsi nöro-savunma stratejisi
Zihin kontrolü projesine karşı davranış modeli saptama !
Değerli üyeler;
Sizlere bir süre önce bir zihin kontrolü projesinin işleyiş tekniği
ve sistematiğine ilişkin bazı detaylardan bahsetmiştik. (bkz. FILES
menüsü altında Mind Control dosyası)
Ancak, bir zihin kontrolü projesine dahil edilen bir kişinin neler
yapabileceğine, nasıl tepki verebileceğine, kısacası bu projenin
amacı "istihbarat toplama" ise "istihbarata nasıl karşı koyacağına"
ilişkin tespitlerimizi sonraya bırakmıştık.
Daha öncede bahsettiğimiz gibi "istihbarat toplama" diplomasi
sanatını da içine alan karmaşık bir sistemler bütünüdür. Dolayısiyle
her ülkenin gerek sınırları içerisinde gerekde sınırları dışında
istihbarat ağları (Agent Network)bulunmakta ve bu kadrolar her türlü
teknolojik ekipmanı kullanarak tüm ham verileri analiz edebilecek
bir istihbarat dairesinden geçirmektedirler. Bununla ilgili bilgiyi
Intro'muzda bulunan "İstihbarat Döngüsü" şemasında da net olarak
görebilirsiniz.
İstihbarat toplama da aslolan şudur.
Öncelikle gerek HUMINT gerekse diğer kaynaklardan (OSINT,IMINT vs..)
istihbarat elde edilir. (bkz. FILES menüsü İstihbari Teşekküller ve
Terimler dosyası)
Tüm veriler güvenilir kaynaklara teyid ettirilir.
Gelen datalar işlenmemiş ham veridir.
Ham veri istihbarat analizcileri tarafından işlenir. Veri
analiz edilerek ürün (product) elde edilmeye çalışılır.
Gelen veriler ışığında gerekli tedbir faaliyetleri yada
istihbaratı alınan konu hakkında ilgili kısımlar (örn: terör ile
ilgili anti-terör, terörle mücadele birimleri, organize bir suç ise
organize suçlar masası vb...) bilgilendirilir. Bunun yanında
devletin çeşitli ilgili birimleri de bu bilgilendirmeye dahil
edilir. Tüm ülkelerde istihbaratı, istihbaratı yapan kuruluş ile
yürütmeyi yapan (iktidar) arasında koordinasyon birimi bulunur.
İstihbarat birimi bilgiyi verir ancak insiyatif istihbarat
kuruluşunda olmakla beraber hassas durumlarda yürütme de karara etki
edebilir. (Milli Güvenlik yada daha hassas bir olası durum...)
Yukarıda bahsettiklerimizin projeksiyonunda, kullanılan
teknolojinin "gizli ve devlet sırrı kapsamında" olduğunu önceki
yazımızda aktarmıştık.
Şimdi bu şekilde bir takip faaliyetine uğrayan bir kişinin neler
yapabileceğine ilişkin tespitlerimizi sıralayalım.
Birinci kural zihin kontrolü yapılan kişi hakkında mutlak ve mutlak
surette bilgi derlenmek istenmektedir. İzlenen kişiye karşı kontrolü
yapan grup tarafından sistematik olarak bir kalabalık psikolojisi
oluşturularak zihnen ve bedenen yıkılması hedeflenmekte, bu şekilde
istihbarat toplama çalışması yapan grup tarafından istenilen her
şeyin yaptırılabileceği öngörülmektedir.
Kısacası izlenen şahıs 7*24 olarak göz hapsinde tutularak grubun
bilgisi olmadan hiç bir şey yapamayacağı psikolojik yöntemler
kullanılarak dikte ettirilir. (Sizin hassas olduğunuz durumlar-
mizansenler yaratılır) Fakat bir gerçeği asla unutmamak gerekirki
eğer zihin kontrolü yapılan şahsın gizli bir illegal teması yada bir
açığı var ise bu kontrolün sonucu mutlaka başarılı olacaktır. O
nedenle kontr-takibe uğrayan şahsın bir açığı olmaması yani vicdani
sorumluluğu olmaması gerekir. Aksi takdirde grup kesinlikle bu
bilgiye ulaşacak ve şahsa istediğini yaptırabilecek psikolojik
üstünlüğe sahip olabilecektir. Örneğin, yabancı bir servise çalışan
bir kişinin "angajmana" (taraf değiştirme yada double kullanım)
uğramaya zorlanarak kontr-takibi yapan gruba da "double" olarak
hizmet etmeye zorlanması gibi...
Diğer bir gerçekte takibi yapılan şahsın mutlak surette net bir
duruşu olması ve bu duruşundan hiç bir surette ayrılmaması gerekir.
Çünkü hiç bir LEGAL kuruluş istihbaratı yapılan şahıs yada şahıslar
hakkında gizli harp yöntemi olan psiko-sorgu tekniklerini uygulamaz.
Tüm legal kuruluşlar izledikleri şahıs hakkında suç unsuru "maddi
delil" (daha da açarsak parasal yada ideolojik bağlantı vs...)
tespit etmeden psikolojik yöntemleri kullanarak bilgi alma yetkisine
sahip değillerdir. Ancak görünürde demokratik olan bazı muz
cumhuriyetlerinde legal kuruluşlar organik bağ delili vermeden de
bir takım milliyetçi unsurları kullandıklarını, konu ortaya
çıkınca "haberimiz yoktu...bilgimiz yoktu" gibi mazeretler ardına
sığındıklarını yazılı ve görsel medyadan izledik, izliyoruz.
Devam edelim....
Öncelikle izlenecek şahsın yada grubun maddi bir delil olan illegal
bağlantısını tespit eder ve eğer izlenmesi gerekiyorsa izlerler.
Unutmayalımki, hukuğun bir numaralı kuralı "herkes suçlu olduğu
kanıtlanana kadar suçsuzdur." ilkesi demokratik yönetime sahip tüm
ülkeler tarafından temel kural olarak alınmıştır.
Grup şahsın psikolojik yapısını netleştirmiş olduğundan normal
davranışına uymayan her türlü görsel hareketini "yapmacık"
bulacaktır.
Kontr-takibi yapan grup şahıs hakkında bilgi toplamak için her türlü
yolu deneyecektir. Ellerinde ki ekipman ile vücudunuzdaki her hangi
bir bölgeye yönelik "algılama yaptıracak şekilde" dokunmalar yapacak
sizin o an düşündüğünüz konu hakkında "evet ... ne düşünüğünü
biliyorum..." tezini uygulayacaklardır. Aslında sizin hakkında bilgi
alabilmek amaciyle "tesadüfleri" kullanacak böylece "senkron"
nedeniyle sizin şu anda aklımdan geçenleri dinliyor ve görüyorlar
neticesine varmanızı istemektedirler. Ancak dünyada hiç bir
teknoloji "on line" yani o anda ne düşünebileceğinizi yada neyi
hayal edebileceğinizi ölçemez, göremez, dinleyemez. Ancak grup bunun
psikolojik algoritmasını çok iyi uygulayabildiklerinden
ancak "tesadüfler" kanalı ile sizi kitlemeye çalışırlar. Zira hiç
bir teknoloji sizin düşüncelerinizi on-line olarak kontrol edemez
ancak düşüncelerinizi yani aklınızdan geçirdiğinizi işitsel korteksi
atlayarak sesli düşüncelere çevirebilir. Bu durumda sizin karşı
durabileceğiniz tek duruş, size karşı uyguladıkları bu "tesadüfleri
kullanma" metodunu gruba karşı uygulamak yani bir anlamda size
doğrulttukları silahı karşı tarafa yöneltmektir.
Unutmayın istihbarat teknolojileri kişiler üzerinde net bir kontrol
kurabilmek amaciyle psikolojik bir çok metodu kullanabilir. Yani
kontr-takibe uğrayan kişi/ler hakkında delil toplama amaciyle bu
takibi devam ettirir, bu amaçla televizyon-radyo gibi materyalleri
de kullanırlar.
Size verdikleri algılamalar ile konu yada konulara ilişkin
tepkinizi ölçmeye çalışır.
Nötr kaldığınızda sizi tabiri caizse "gaz vererek" teşvik
ederek yönlendirmeye çalışırlar.
Tatlı dil ile amaca ulaşamayınca sizi aşağılamaya, argo
tabiri ile ezmeye çalışırlar.
Fakat hep bir şekilde "sana öyle geliyor" tezini çok iyi
şekilde uygulayarak psikolojik üstünlüğün kendilerinde olduğunu
şahsa kabul ettirirler. Bu "gözdağı"dır.
İstedikleri olmadığında bir çok kılığa girer, yani
istedikleri konuya sarabilirler. Bu anlamda çok iyi birer
aktördürler. Yani bir açık verdiğinizde (gelen algılamaya) üzerinize
gelirler, sizi korkutmaya çalışır istedikleri olmadığında argo
tabiri ile "abisinin...şaka yaptık" gibi numaralara girmekten
çekinmezler. Sizin net bir duruşunuz olsa bile onların yoktur. Bilgi
alabilme aşkına istedikleri kişi yada kurum olabilirler. Ama bu
uygulamada asıl rol televizyon ve radyo gibi kanallardadır. Sizden
bilgi alma amaciyle televizyon-radyo gibi materyalleri rahatlıkla
kullanırlar.
Bütün bunlar sizin algılamalarınızı kullanarak sizden tabiri
caizse "delil almak" amacını taşıdığından sizin de yapabileceğiniz
tek şey onların algılamalarını bozmaktır.
Yani öncelikle tez-anti tezler üretmeleri, size gönderilen
algılama ile tezi yada anti-tezi öne çıkartmaktır.
Aklınızdan istediğiniz kadar görsel işitsel imge
gönderebilirsiniz. İstediğiniz gibi sahte delil yada gerçek delil
kavramına sarabilirsiniz. (Hangisinin gerçek hangisinin sahte bilgi
olduğunu ayıramazlar)
Grup sizin işitsel kanalınızdayken sanki onların dışında da
başka bir grup varmış (sizden taraf) ve siz bu grup ile
irtibattaymışsınız gibi algılama gönderebilirsiniz. (Nasıl olsa
onlar bunu delillendiremezler)
Savunma sistemleriniz (hareketleriniz, düşünceleriniz) yani
psiko-durumunuz net olmalı. Kendi kendinize doğru yargılara
varabilmeniz için oto-kontrolünüz iyi olmalıdır.
Unutmayın, günümüzde psiko-sorgu ve mülakat teknikleri son derece
gelişmiştir ve tüm gelişmiş ülkeler "psikolojik savaş"
materyallerini çok iyi derecede kullanılabilir duruma
getirmişlerdir. Tüm bunlar birkitleyi yada zümreyi sürekli duruma
göre iyi, duruma göre kötü propaganda etkisinde bırakarak sürekli
kontrol etmeyi amaçlar. Burada Sn. Serdar ANT'ın ekteki yazısının
4.maddesinde belirttiklerine de dikkat çekmek istiyoruz.
Psikolojik harp, bir çeşit gayi nizami harp'tir. Sadece kullanılan
yöntemler silah olarak adından da anlaşılacağı gibi psikoloji
bilimini kullanarak insan/lar üzerinde baskı-etki kurma
mantalitesine dayanır. Yukarıda bahsettiklerimizin "ütopik"
yada "alacakaranlık kuşağı" kıvamında olduğunun farkındayız. Ancak,
analitik düşünce sistemi gelişmiş her insan, kendi vücudunun yada
kapasitesinin ne olduğunu anlayabilecek, dışarıdan gelen algılamalar
ile kendi organizmasının tepkilerini ayrıştırabilecek temel tıbbi
bilgiye sahiptir. Yani her hassas organizma kendisine karşı
yürütülen bir çalışmayı çok net bir şekilde anlayabilir buna göre
karşı nöro-atak davranış modeli geliştirebilir.
Sorguda nöro-davranış atak modelinin kullanılması tüm istihbarat
kuruluşlarında "sorgu uzmanları" tarafından yıllardan beri
uygulanmakta, böylece sorgulanan şahsın "kırılma nokta"larının
tespit edilmesini teşhis ve tespit ederek, şahıs ve bildikleri
hakkında net ve doğru bilgiler elde edilmektedir.
Kontr-takipteki şahıs/ların göz temasından bilgi alınmaya
çalışılması da bunlardan biridir. Kullanılan teknoloji sizin
evinizde televizyon seyrederken yada dışarıda kamuya açık bir yerde
hangi obje-canlı ile göz temasınız kurduğunu ve vücudunuzdaki
kimyasal reaksiyonları ölçerek obje-canlı aranızdaki ilişkiyi
delillendirmeye çalışırlar. Bir örnek vermek gerekirse, caddede
yürürken gruba dahil bir kişinin size yönelik bir tehdit algılaması
(örneğin silah gösterme veya buna benzer) yönelttiğinde
vücudunuzdaki kimyasal reaksiyondan (nabzınızın birden bire
hızlanması yada ani terleme gibi) bu tepkinizi ölçmeye çalışırlar.
Bu sık kullanılan bir yöntemdir. Kişinin nelerden korktuğunu yada
nelere tepki verdiğinin belirlenmesi için bu tip bir çok mizansen
kullanılabilir. Yapacağınız şeylerden biri oynadıkları oyuna katkıda
bulunup onların algılamasını bozmaktır. Onlar "cin olmdan adam
çarpma" oyununu çok iyi oynarlar. Bırakın oyunu istedikleri kontrol
ettiklerini sansınlar. Nasıl olsa işlerine gelmeyince tabiri
caizse "abisinin" ayaklarına yatacaklardır. Evinizde televizyon
seyrederken de kanalları kullanarak kendilerince algılamalar
gönderebilirler. Bu, bu yöntemin bir çok çeşidinden biridir.
Bu konuyla ilgili daha detaylı bilgileri yine zaman içerisinde
sizlerle paylaşmaya devam edeceğiz, tabiiki bize gelen bu metodun
daha farklı versiyonlarını irtibat devam ettiği müddetçe aktarmayı
düşünüyoruz. Tabi grup eğer "abisinin..." mazeretine sığınıp
irtibattan çıkmaz ise... Unutmayın eğer algılamalarınızı kapatamıyor
iseniz sizde onların yaptığı gibi onların "alıcıları" ile oynayın,
tesadüfleri kullanın, sahte deliller verin. Kafalarını iyice
karıştırın. Ne zamanki bu işlerin çocuk oyuncağı olmadığını anlayıp
sizinle direkt temasa geçerler (delikanlı edebiyatı yapmaya
bayılırlar :)), işte o zaman bize danışın biz size ne yapacağınızı
söyleriz. :)
Biz sizin yanınızdayız...Tebessümünüz hiç eksilmesin :)
Teknolojinin yarınlarımıza ışık tutması dileği ile;
Electro-Security & Digi-Security
Not :
Bu makale, bu projeyi yürüten tüm kanallara ve ilgili kuruluşlara
ithaf edilmiştir...
Değerli üyeler;
Sizlere bir süre önce bir zihin kontrolü projesinin işleyiş tekniği
ve sistematiğine ilişkin bazı detaylardan bahsetmiştik. (bkz. FILES
menüsü altında Mind Control dosyası)
Ancak, bir zihin kontrolü projesine dahil edilen bir kişinin neler
yapabileceğine, nasıl tepki verebileceğine, kısacası bu projenin
amacı "istihbarat toplama" ise "istihbarata nasıl karşı koyacağına"
ilişkin tespitlerimizi sonraya bırakmıştık.
Daha öncede bahsettiğimiz gibi "istihbarat toplama" diplomasi
sanatını da içine alan karmaşık bir sistemler bütünüdür. Dolayısiyle
her ülkenin gerek sınırları içerisinde gerekde sınırları dışında
istihbarat ağları (Agent Network)bulunmakta ve bu kadrolar her türlü
teknolojik ekipmanı kullanarak tüm ham verileri analiz edebilecek
bir istihbarat dairesinden geçirmektedirler. Bununla ilgili bilgiyi
Intro'muzda bulunan "İstihbarat Döngüsü" şemasında da net olarak
görebilirsiniz.
İstihbarat toplama da aslolan şudur.
Öncelikle gerek HUMINT gerekse diğer kaynaklardan (OSINT,IMINT vs..)
istihbarat elde edilir. (bkz. FILES menüsü İstihbari Teşekküller ve
Terimler dosyası)
Tüm veriler güvenilir kaynaklara teyid ettirilir.
Gelen datalar işlenmemiş ham veridir.
Ham veri istihbarat analizcileri tarafından işlenir. Veri
analiz edilerek ürün (product) elde edilmeye çalışılır.
Gelen veriler ışığında gerekli tedbir faaliyetleri yada
istihbaratı alınan konu hakkında ilgili kısımlar (örn: terör ile
ilgili anti-terör, terörle mücadele birimleri, organize bir suç ise
organize suçlar masası vb...) bilgilendirilir. Bunun yanında
devletin çeşitli ilgili birimleri de bu bilgilendirmeye dahil
edilir. Tüm ülkelerde istihbaratı, istihbaratı yapan kuruluş ile
yürütmeyi yapan (iktidar) arasında koordinasyon birimi bulunur.
İstihbarat birimi bilgiyi verir ancak insiyatif istihbarat
kuruluşunda olmakla beraber hassas durumlarda yürütme de karara etki
edebilir. (Milli Güvenlik yada daha hassas bir olası durum...)
Yukarıda bahsettiklerimizin projeksiyonunda, kullanılan
teknolojinin "gizli ve devlet sırrı kapsamında" olduğunu önceki
yazımızda aktarmıştık.
Şimdi bu şekilde bir takip faaliyetine uğrayan bir kişinin neler
yapabileceğine ilişkin tespitlerimizi sıralayalım.
Birinci kural zihin kontrolü yapılan kişi hakkında mutlak ve mutlak
surette bilgi derlenmek istenmektedir. İzlenen kişiye karşı kontrolü
yapan grup tarafından sistematik olarak bir kalabalık psikolojisi
oluşturularak zihnen ve bedenen yıkılması hedeflenmekte, bu şekilde
istihbarat toplama çalışması yapan grup tarafından istenilen her
şeyin yaptırılabileceği öngörülmektedir.
Kısacası izlenen şahıs 7*24 olarak göz hapsinde tutularak grubun
bilgisi olmadan hiç bir şey yapamayacağı psikolojik yöntemler
kullanılarak dikte ettirilir. (Sizin hassas olduğunuz durumlar-
mizansenler yaratılır) Fakat bir gerçeği asla unutmamak gerekirki
eğer zihin kontrolü yapılan şahsın gizli bir illegal teması yada bir
açığı var ise bu kontrolün sonucu mutlaka başarılı olacaktır. O
nedenle kontr-takibe uğrayan şahsın bir açığı olmaması yani vicdani
sorumluluğu olmaması gerekir. Aksi takdirde grup kesinlikle bu
bilgiye ulaşacak ve şahsa istediğini yaptırabilecek psikolojik
üstünlüğe sahip olabilecektir. Örneğin, yabancı bir servise çalışan
bir kişinin "angajmana" (taraf değiştirme yada double kullanım)
uğramaya zorlanarak kontr-takibi yapan gruba da "double" olarak
hizmet etmeye zorlanması gibi...
Diğer bir gerçekte takibi yapılan şahsın mutlak surette net bir
duruşu olması ve bu duruşundan hiç bir surette ayrılmaması gerekir.
Çünkü hiç bir LEGAL kuruluş istihbaratı yapılan şahıs yada şahıslar
hakkında gizli harp yöntemi olan psiko-sorgu tekniklerini uygulamaz.
Tüm legal kuruluşlar izledikleri şahıs hakkında suç unsuru "maddi
delil" (daha da açarsak parasal yada ideolojik bağlantı vs...)
tespit etmeden psikolojik yöntemleri kullanarak bilgi alma yetkisine
sahip değillerdir. Ancak görünürde demokratik olan bazı muz
cumhuriyetlerinde legal kuruluşlar organik bağ delili vermeden de
bir takım milliyetçi unsurları kullandıklarını, konu ortaya
çıkınca "haberimiz yoktu...bilgimiz yoktu" gibi mazeretler ardına
sığındıklarını yazılı ve görsel medyadan izledik, izliyoruz.
Devam edelim....
Öncelikle izlenecek şahsın yada grubun maddi bir delil olan illegal
bağlantısını tespit eder ve eğer izlenmesi gerekiyorsa izlerler.
Unutmayalımki, hukuğun bir numaralı kuralı "herkes suçlu olduğu
kanıtlanana kadar suçsuzdur." ilkesi demokratik yönetime sahip tüm
ülkeler tarafından temel kural olarak alınmıştır.
Grup şahsın psikolojik yapısını netleştirmiş olduğundan normal
davranışına uymayan her türlü görsel hareketini "yapmacık"
bulacaktır.
Kontr-takibi yapan grup şahıs hakkında bilgi toplamak için her türlü
yolu deneyecektir. Ellerinde ki ekipman ile vücudunuzdaki her hangi
bir bölgeye yönelik "algılama yaptıracak şekilde" dokunmalar yapacak
sizin o an düşündüğünüz konu hakkında "evet ... ne düşünüğünü
biliyorum..." tezini uygulayacaklardır. Aslında sizin hakkında bilgi
alabilmek amaciyle "tesadüfleri" kullanacak böylece "senkron"
nedeniyle sizin şu anda aklımdan geçenleri dinliyor ve görüyorlar
neticesine varmanızı istemektedirler. Ancak dünyada hiç bir
teknoloji "on line" yani o anda ne düşünebileceğinizi yada neyi
hayal edebileceğinizi ölçemez, göremez, dinleyemez. Ancak grup bunun
psikolojik algoritmasını çok iyi uygulayabildiklerinden
ancak "tesadüfler" kanalı ile sizi kitlemeye çalışırlar. Zira hiç
bir teknoloji sizin düşüncelerinizi on-line olarak kontrol edemez
ancak düşüncelerinizi yani aklınızdan geçirdiğinizi işitsel korteksi
atlayarak sesli düşüncelere çevirebilir. Bu durumda sizin karşı
durabileceğiniz tek duruş, size karşı uyguladıkları bu "tesadüfleri
kullanma" metodunu gruba karşı uygulamak yani bir anlamda size
doğrulttukları silahı karşı tarafa yöneltmektir.
Unutmayın istihbarat teknolojileri kişiler üzerinde net bir kontrol
kurabilmek amaciyle psikolojik bir çok metodu kullanabilir. Yani
kontr-takibe uğrayan kişi/ler hakkında delil toplama amaciyle bu
takibi devam ettirir, bu amaçla televizyon-radyo gibi materyalleri
de kullanırlar.
Size verdikleri algılamalar ile konu yada konulara ilişkin
tepkinizi ölçmeye çalışır.
Nötr kaldığınızda sizi tabiri caizse "gaz vererek" teşvik
ederek yönlendirmeye çalışırlar.
Tatlı dil ile amaca ulaşamayınca sizi aşağılamaya, argo
tabiri ile ezmeye çalışırlar.
Fakat hep bir şekilde "sana öyle geliyor" tezini çok iyi
şekilde uygulayarak psikolojik üstünlüğün kendilerinde olduğunu
şahsa kabul ettirirler. Bu "gözdağı"dır.
İstedikleri olmadığında bir çok kılığa girer, yani
istedikleri konuya sarabilirler. Bu anlamda çok iyi birer
aktördürler. Yani bir açık verdiğinizde (gelen algılamaya) üzerinize
gelirler, sizi korkutmaya çalışır istedikleri olmadığında argo
tabiri ile "abisinin...şaka yaptık" gibi numaralara girmekten
çekinmezler. Sizin net bir duruşunuz olsa bile onların yoktur. Bilgi
alabilme aşkına istedikleri kişi yada kurum olabilirler. Ama bu
uygulamada asıl rol televizyon ve radyo gibi kanallardadır. Sizden
bilgi alma amaciyle televizyon-radyo gibi materyalleri rahatlıkla
kullanırlar.
Bütün bunlar sizin algılamalarınızı kullanarak sizden tabiri
caizse "delil almak" amacını taşıdığından sizin de yapabileceğiniz
tek şey onların algılamalarını bozmaktır.
Yani öncelikle tez-anti tezler üretmeleri, size gönderilen
algılama ile tezi yada anti-tezi öne çıkartmaktır.
Aklınızdan istediğiniz kadar görsel işitsel imge
gönderebilirsiniz. İstediğiniz gibi sahte delil yada gerçek delil
kavramına sarabilirsiniz. (Hangisinin gerçek hangisinin sahte bilgi
olduğunu ayıramazlar)
Grup sizin işitsel kanalınızdayken sanki onların dışında da
başka bir grup varmış (sizden taraf) ve siz bu grup ile
irtibattaymışsınız gibi algılama gönderebilirsiniz. (Nasıl olsa
onlar bunu delillendiremezler)
Savunma sistemleriniz (hareketleriniz, düşünceleriniz) yani
psiko-durumunuz net olmalı. Kendi kendinize doğru yargılara
varabilmeniz için oto-kontrolünüz iyi olmalıdır.
Unutmayın, günümüzde psiko-sorgu ve mülakat teknikleri son derece
gelişmiştir ve tüm gelişmiş ülkeler "psikolojik savaş"
materyallerini çok iyi derecede kullanılabilir duruma
getirmişlerdir. Tüm bunlar birkitleyi yada zümreyi sürekli duruma
göre iyi, duruma göre kötü propaganda etkisinde bırakarak sürekli
kontrol etmeyi amaçlar. Burada Sn. Serdar ANT'ın ekteki yazısının
4.maddesinde belirttiklerine de dikkat çekmek istiyoruz.
Psikolojik harp, bir çeşit gayi nizami harp'tir. Sadece kullanılan
yöntemler silah olarak adından da anlaşılacağı gibi psikoloji
bilimini kullanarak insan/lar üzerinde baskı-etki kurma
mantalitesine dayanır. Yukarıda bahsettiklerimizin "ütopik"
yada "alacakaranlık kuşağı" kıvamında olduğunun farkındayız. Ancak,
analitik düşünce sistemi gelişmiş her insan, kendi vücudunun yada
kapasitesinin ne olduğunu anlayabilecek, dışarıdan gelen algılamalar
ile kendi organizmasının tepkilerini ayrıştırabilecek temel tıbbi
bilgiye sahiptir. Yani her hassas organizma kendisine karşı
yürütülen bir çalışmayı çok net bir şekilde anlayabilir buna göre
karşı nöro-atak davranış modeli geliştirebilir.
Sorguda nöro-davranış atak modelinin kullanılması tüm istihbarat
kuruluşlarında "sorgu uzmanları" tarafından yıllardan beri
uygulanmakta, böylece sorgulanan şahsın "kırılma nokta"larının
tespit edilmesini teşhis ve tespit ederek, şahıs ve bildikleri
hakkında net ve doğru bilgiler elde edilmektedir.
Kontr-takipteki şahıs/ların göz temasından bilgi alınmaya
çalışılması da bunlardan biridir. Kullanılan teknoloji sizin
evinizde televizyon seyrederken yada dışarıda kamuya açık bir yerde
hangi obje-canlı ile göz temasınız kurduğunu ve vücudunuzdaki
kimyasal reaksiyonları ölçerek obje-canlı aranızdaki ilişkiyi
delillendirmeye çalışırlar. Bir örnek vermek gerekirse, caddede
yürürken gruba dahil bir kişinin size yönelik bir tehdit algılaması
(örneğin silah gösterme veya buna benzer) yönelttiğinde
vücudunuzdaki kimyasal reaksiyondan (nabzınızın birden bire
hızlanması yada ani terleme gibi) bu tepkinizi ölçmeye çalışırlar.
Bu sık kullanılan bir yöntemdir. Kişinin nelerden korktuğunu yada
nelere tepki verdiğinin belirlenmesi için bu tip bir çok mizansen
kullanılabilir. Yapacağınız şeylerden biri oynadıkları oyuna katkıda
bulunup onların algılamasını bozmaktır. Onlar "cin olmdan adam
çarpma" oyununu çok iyi oynarlar. Bırakın oyunu istedikleri kontrol
ettiklerini sansınlar. Nasıl olsa işlerine gelmeyince tabiri
caizse "abisinin" ayaklarına yatacaklardır. Evinizde televizyon
seyrederken de kanalları kullanarak kendilerince algılamalar
gönderebilirler. Bu, bu yöntemin bir çok çeşidinden biridir.
Bu konuyla ilgili daha detaylı bilgileri yine zaman içerisinde
sizlerle paylaşmaya devam edeceğiz, tabiiki bize gelen bu metodun
daha farklı versiyonlarını irtibat devam ettiği müddetçe aktarmayı
düşünüyoruz. Tabi grup eğer "abisinin..." mazeretine sığınıp
irtibattan çıkmaz ise... Unutmayın eğer algılamalarınızı kapatamıyor
iseniz sizde onların yaptığı gibi onların "alıcıları" ile oynayın,
tesadüfleri kullanın, sahte deliller verin. Kafalarını iyice
karıştırın. Ne zamanki bu işlerin çocuk oyuncağı olmadığını anlayıp
sizinle direkt temasa geçerler (delikanlı edebiyatı yapmaya
bayılırlar :)), işte o zaman bize danışın biz size ne yapacağınızı
söyleriz. :)
Biz sizin yanınızdayız...Tebessümünüz hiç eksilmesin :)
Teknolojinin yarınlarımıza ışık tutması dileği ile;
Electro-Security & Digi-Security
Not :
Bu makale, bu projeyi yürüten tüm kanallara ve ilgili kuruluşlara
ithaf edilmiştir...
17 Ekim 2011 Pazartesi
Bilgi Savaşı
Beyin sürekli değişip, güncellenebilen, milyonlarca bilgiyi aynı anda işleme becerisine sahip yaşayan bir bilgisayar gibidir. Yapısını anlamak, kendimizi anlamaktır. Beyin pek çok biçimde bozulabilir ve bu bozukluk ruhsal hastalıklarla sonuçlanabilir. Dolayısıyla beyni oluşturan unsurları, nasıl çalıştığını, nasıl korunacağını, nasıl güncelleyip en az hasarla düzgün bir şekilde çalıştıracağımızı bilmek zorundayız. (http://www.beyinrehberi.com/ExPage3.asp)
Beyin hala tam anlamıyla çözülemeyen bir organdır. Onu kontrol etmek bir insanı kontrol etmek demektir.
Prof. Dr. Selim Şeker’e göre beyin, dışarıdan yapılabilecek elektromanyetik müdahalelerle yönlendirilebilecek, elektronik bir sistem olarak değerlendirilmelidir.(Özkaya, 2003, sy.75)
Beyin işlevlerini yerine getirirken pek çok etmene bağlı olarak çalışır. Dışarıdan gelen her türlü uyarım beyin fonksiyonlarının yerine getirilmesi bakımından oldukça önemlidir. Elektromanyetik müdahalelerde beyni olumsuz etkiler ve bu durumda farklı amaçlı kullanılabilir.
Özellikle beynin kontrolü amacıyla Tesla’dan itibaren pek çok çalışmalar yapılmıştır ve yapılmaya da devam etmektedir. Şeker, bu konuda yapılan çalışmaların eskilere dayandığının ancak modern anlamdabilinen çalışmaların 2.Dünya Savaşında yenilen Almanya’nın bilim adamlarının Rusya ve ABD’ye götürülmeleriyle başladığını ifade etmektedir.
Ancak, zihin kontrol deneyleri konusunda günümüz çalışmalarının ilham kaynağı,çalışmalarını 1969 yılında kitabında yayınlayan İspanyol Dr. Jose Delgado’dur. (Şimşek, 2005, sy.22) Delgado yayınladığı kitabında; "Duygu ve ifadelerin elektronik olarak insan beynine nakledilmesi olanaklıdır ve insanların tek bir düğmeyle robotlar gibi kontrolü olanaklıdır" ifadesini kullanmaktadır.
Delgado kafasındaki sistemi; "Yakin bir gelecekte insanların insansız makinelerle bir radyo komünikasyon sistemi ve elektronik devre ile takviye edilmiş bir beyin aracılığı ile yönetilmesi mümkün olacaktır" şeklinde fikirlerini açıklamaktadır.
(Özkaya)“Elektronik gözetim amacıyla, beynin konuşma merkezindeki elektrik faaliyetler,kurbanın sözlü düşüncelerine çevrilebilir. Kulağı devre dışı bırakarak, ses haberleşmesinin dogrudan beyne gitmesini sağlayarak, Uzaktan Nöral Denetim,şifrelenmiş işaretleri, beynin işitme korteksine gönderebilir. NSA ajanları bunu,paranoid şizofreninin karakteristiği olan işitsel halisünasyoları taklit ederek,kurbanların gizli olarak takatini kesmek için kullanabilirler. Kurbanla herhangi birtemas olmaksızın, Uzaktan Nöral Denetim, bir kurbanın beynindeki görsel korteksteki elektrik faaliyetlerini planlayabilir ve kurbanın beynindeki tasvirleri (görüntüleri) bir videonun monitöründe gösterebilir. NSA ajanları kurbanın gözlerinin gördüğü her şeyi görürler. Görsel hafıza da görülebilir. Uzaktan Nöral Denetim gözleri ve optik sinirleri atlayarak (devre dışı bırakarak), doğrudan görsel kortekse görüntü gönderebilir. NSA ajanları, beynin programlama gayesi için, gözetim altındaki kişi REM uykusunda iken, onun beynine gizlice görüntü yerleştirmek için bunu kullanabilirler.”
Bu konuda yapılan çalışmalar uzun bir süre, yapan ülkeler tarafından gizli tutulmuştur. Konu hakkındaki ilk belge ise, 1977 yılında İnsan Kaynakları Komitesi Sağlık ve Bilim Araştırmaları Alt Komitesi tarafından hazırlanan raporda, CIA zihinkontrol araştırmaları listesinde MKDELTA, MKULTRA, MKNAOMİ,MKCHKWIT ve MKOFTEN projelerinden bahsedilmesi gösterilebilir.(Keith, 2006,sy.71)
Beyinlere çok farklı biçimlerde müdahale etmek mümkündür. Yapılan çalışmalarda arenadaki bir boğa vücuduna yerleştirilen çipler vasıtasıyla beyninin öfke ve huzur merkezlerine elektrik verilmesi suretiyle, bir kumandanın tuşuna basılarak öncesaldırgan daha sonra uysal bir hale sokulmuştur, ya da bir kedi, psiko-motor olarak adlandırılan gazlarla, beyninin korku bölgesinin aktif hale getirilmesi suretiyle bir fareden bile korkması sağlanmıştır.(Özkaya, 2003, sy.60-62)
Mikrodalga silah endüstrisinin en son gelişmeleri konusunda öne sürülenler ise ürkütücüdür. Tüm internet ve cep telefonları ağının mikrodalga silah endüstrisininetkisi altına girdiği söyleniyor. İddiaya göre, bu teknolojide meydana gelen yeni gelişmelerle artik insan beyni dalgalarının klonlanması söz konusu oluyor.
EEG sinyallerinin içindeki kızgınlık, nefret, kıskançlık, depresyon korku gibi duyguların dalga boylarının tespit edilip bilgisayar aracılığıyla izolasyonu gerçekleştirildikten sonra, seçilen duygu dalgasının başka bir insan beynine klonlanmasının mümkün olabileceği söyleniyor. Mikrodalga silahlarının geliştirilmesinin ilk aşaması beyne yerleştirilen mikro devreler aracılığıyla beynin kontrolü ve yönlendirilmesi olmuş, yani elektronik aracılığıyla beyne fiziksel müdahale yollarının araştırılması teknolojik olarak mikrodalga silahların geliştirilmesini sağlamıştır. (Özkaya, 2003, sy.84-85)
1930’larda Hess’in kullandığı, beynin içine çok ince teller sokularak bunların dışarıda kalan uçlarına da, “uyarıcı-alıcı” (stimoceiver) denilen kibrit kutusu büyüklüğündeki cihazlar yerleştirilerek, beynin bu cihazlar yardımıyla uyarılması sağlanıyordu. Günümüz teknolojisinde ise bu iş, 1-2 santimetre boyundaki küçük çiplerle fazlasıyla yerine getirebilmektedir. (Şimşek, 2005, sy.22)
Hatta çağımızda teknolojinin, çip veya beyne sokulmuş elektrotlara ihtiyaç duymadan, belli merkezlerden beyine gönderilen elektromanyetik dalgalar sayesinde kurbanın beyin fonksiyonlarına müdahale edebilecek noktaya geldiği iddia edilmektedir. Aşağıdaki şekil beyin kontrolünde kullanılan yöntemleri ve geri beslemeyi ifade etmektedir. Buna göre saldırgan bunu yapmak için genellikle kurban hakkında bilgiye sahiptir. Yöntemin uygulanması noktasında da yetki ve egrekli teknolojiye sahiptir. Görüldüğü gibi yöntemler elektronik, psikolojik ve sosyal bilimler tabanlıdır.
Bu çalışmalar artık eskisi kadar gizlenen, bilinmez kavramlar değildir. Beyinle ilgili çalışmalar çok farklı alanlarda kullanılmaktadır. Artık bir fuarda bile bu çalışmaların ipuçlarını görebiliriz.
Örneğin, bu sene Comdex Fuarı'nda tanıtılan bir gözlük zihin kontrolü gibi iddialı bir görevi işaret etmeketdir. Bu gözlüğü gözünüze taktığınızda oluşturduğu kimi renk, ses ve piksel
şekilleriyle sizi yorucu bir günün ardından rahatlatabiliyor. (Radikal Gazetesi, Beyinkontrol gözlüğü, 09.04.2008) Benzer bir örneği de 17.04.08’de Hürriyet gazetesinde yayınlanan bir yazıyı gösterebiliriz. Yazıya göre Pentagon, kullanacağı PCASS adlı, portatif yalan makinesi ile Afganistan’da aradığı kişilere ulaşmayı deneyecek Bu makinenin özelliği sorulan sorulara verilen cevaba göre yeşil, sarı ya da kırmızı ışıkların yanması suretiyle kişinin doğru söylediğini, makinenın kararsız kaldığını ya da kişinin yalan söylediğini belirtmesidir. Bu makinenin ilginç bir özelliği de 7500 dolar gibi düşük bir maliyetinin olmasıdır.
Ancak üzerinde çalışmalar yapılan ve bazı birimlerce de kullanılan karmaşık yalan makineleri, beyindeki hareketleri inceleyerek sonuca varmaya çalışıyor. Daha önce yapılan çalışmalar, yalan söylenirken beynin yedi, doğruyu söylerken de dörtbölgesinde faaliyet olduğunu ortaya koymuştu. Ancak PCASS beyinle ilgili bir analiz yapmıyor. Zihin kontrol operasyonları çok çeşitli yöntem ve teknolojilerle uygulanabilmektedir.
Bu yöntemlerle bir kişi robot haline getirilerek istenildiği gibi yönlendirilebilmekte, hatta kişi intihar ettirilebilmektedir ya da kişiye, istemediği birşey yaptırılabilmektedir. Ülkemizde de bu çalışmaların üzerlerinde uygulandığını iddia eden kişiler bulunmaktadır.
Bülent Keskin (Yüksek Lisans Tezinden alıntıdır.)
http://www.scribd.com/doc/54680627/131/Beyin-Kontrol
Beyin hala tam anlamıyla çözülemeyen bir organdır. Onu kontrol etmek bir insanı kontrol etmek demektir.
Prof. Dr. Selim Şeker’e göre beyin, dışarıdan yapılabilecek elektromanyetik müdahalelerle yönlendirilebilecek, elektronik bir sistem olarak değerlendirilmelidir.(Özkaya, 2003, sy.75)
Beyin işlevlerini yerine getirirken pek çok etmene bağlı olarak çalışır. Dışarıdan gelen her türlü uyarım beyin fonksiyonlarının yerine getirilmesi bakımından oldukça önemlidir. Elektromanyetik müdahalelerde beyni olumsuz etkiler ve bu durumda farklı amaçlı kullanılabilir.
Özellikle beynin kontrolü amacıyla Tesla’dan itibaren pek çok çalışmalar yapılmıştır ve yapılmaya da devam etmektedir. Şeker, bu konuda yapılan çalışmaların eskilere dayandığının ancak modern anlamdabilinen çalışmaların 2.Dünya Savaşında yenilen Almanya’nın bilim adamlarının Rusya ve ABD’ye götürülmeleriyle başladığını ifade etmektedir.
Ancak, zihin kontrol deneyleri konusunda günümüz çalışmalarının ilham kaynağı,çalışmalarını 1969 yılında kitabında yayınlayan İspanyol Dr. Jose Delgado’dur. (Şimşek, 2005, sy.22) Delgado yayınladığı kitabında; "Duygu ve ifadelerin elektronik olarak insan beynine nakledilmesi olanaklıdır ve insanların tek bir düğmeyle robotlar gibi kontrolü olanaklıdır" ifadesini kullanmaktadır.
Delgado kafasındaki sistemi; "Yakin bir gelecekte insanların insansız makinelerle bir radyo komünikasyon sistemi ve elektronik devre ile takviye edilmiş bir beyin aracılığı ile yönetilmesi mümkün olacaktır" şeklinde fikirlerini açıklamaktadır.
(Özkaya)“Elektronik gözetim amacıyla, beynin konuşma merkezindeki elektrik faaliyetler,kurbanın sözlü düşüncelerine çevrilebilir. Kulağı devre dışı bırakarak, ses haberleşmesinin dogrudan beyne gitmesini sağlayarak, Uzaktan Nöral Denetim,şifrelenmiş işaretleri, beynin işitme korteksine gönderebilir. NSA ajanları bunu,paranoid şizofreninin karakteristiği olan işitsel halisünasyoları taklit ederek,kurbanların gizli olarak takatini kesmek için kullanabilirler. Kurbanla herhangi birtemas olmaksızın, Uzaktan Nöral Denetim, bir kurbanın beynindeki görsel korteksteki elektrik faaliyetlerini planlayabilir ve kurbanın beynindeki tasvirleri (görüntüleri) bir videonun monitöründe gösterebilir. NSA ajanları kurbanın gözlerinin gördüğü her şeyi görürler. Görsel hafıza da görülebilir. Uzaktan Nöral Denetim gözleri ve optik sinirleri atlayarak (devre dışı bırakarak), doğrudan görsel kortekse görüntü gönderebilir. NSA ajanları, beynin programlama gayesi için, gözetim altındaki kişi REM uykusunda iken, onun beynine gizlice görüntü yerleştirmek için bunu kullanabilirler.”
Bu konuda yapılan çalışmalar uzun bir süre, yapan ülkeler tarafından gizli tutulmuştur. Konu hakkındaki ilk belge ise, 1977 yılında İnsan Kaynakları Komitesi Sağlık ve Bilim Araştırmaları Alt Komitesi tarafından hazırlanan raporda, CIA zihinkontrol araştırmaları listesinde MKDELTA, MKULTRA, MKNAOMİ,MKCHKWIT ve MKOFTEN projelerinden bahsedilmesi gösterilebilir.(Keith, 2006,sy.71)
Beyinlere çok farklı biçimlerde müdahale etmek mümkündür. Yapılan çalışmalarda arenadaki bir boğa vücuduna yerleştirilen çipler vasıtasıyla beyninin öfke ve huzur merkezlerine elektrik verilmesi suretiyle, bir kumandanın tuşuna basılarak öncesaldırgan daha sonra uysal bir hale sokulmuştur, ya da bir kedi, psiko-motor olarak adlandırılan gazlarla, beyninin korku bölgesinin aktif hale getirilmesi suretiyle bir fareden bile korkması sağlanmıştır.(Özkaya, 2003, sy.60-62)
Mikrodalga silah endüstrisinin en son gelişmeleri konusunda öne sürülenler ise ürkütücüdür. Tüm internet ve cep telefonları ağının mikrodalga silah endüstrisininetkisi altına girdiği söyleniyor. İddiaya göre, bu teknolojide meydana gelen yeni gelişmelerle artik insan beyni dalgalarının klonlanması söz konusu oluyor.
EEG sinyallerinin içindeki kızgınlık, nefret, kıskançlık, depresyon korku gibi duyguların dalga boylarının tespit edilip bilgisayar aracılığıyla izolasyonu gerçekleştirildikten sonra, seçilen duygu dalgasının başka bir insan beynine klonlanmasının mümkün olabileceği söyleniyor. Mikrodalga silahlarının geliştirilmesinin ilk aşaması beyne yerleştirilen mikro devreler aracılığıyla beynin kontrolü ve yönlendirilmesi olmuş, yani elektronik aracılığıyla beyne fiziksel müdahale yollarının araştırılması teknolojik olarak mikrodalga silahların geliştirilmesini sağlamıştır. (Özkaya, 2003, sy.84-85)
1930’larda Hess’in kullandığı, beynin içine çok ince teller sokularak bunların dışarıda kalan uçlarına da, “uyarıcı-alıcı” (stimoceiver) denilen kibrit kutusu büyüklüğündeki cihazlar yerleştirilerek, beynin bu cihazlar yardımıyla uyarılması sağlanıyordu. Günümüz teknolojisinde ise bu iş, 1-2 santimetre boyundaki küçük çiplerle fazlasıyla yerine getirebilmektedir. (Şimşek, 2005, sy.22)
Hatta çağımızda teknolojinin, çip veya beyne sokulmuş elektrotlara ihtiyaç duymadan, belli merkezlerden beyine gönderilen elektromanyetik dalgalar sayesinde kurbanın beyin fonksiyonlarına müdahale edebilecek noktaya geldiği iddia edilmektedir. Aşağıdaki şekil beyin kontrolünde kullanılan yöntemleri ve geri beslemeyi ifade etmektedir. Buna göre saldırgan bunu yapmak için genellikle kurban hakkında bilgiye sahiptir. Yöntemin uygulanması noktasında da yetki ve egrekli teknolojiye sahiptir. Görüldüğü gibi yöntemler elektronik, psikolojik ve sosyal bilimler tabanlıdır.
Bu çalışmalar artık eskisi kadar gizlenen, bilinmez kavramlar değildir. Beyinle ilgili çalışmalar çok farklı alanlarda kullanılmaktadır. Artık bir fuarda bile bu çalışmaların ipuçlarını görebiliriz.
Örneğin, bu sene Comdex Fuarı'nda tanıtılan bir gözlük zihin kontrolü gibi iddialı bir görevi işaret etmeketdir. Bu gözlüğü gözünüze taktığınızda oluşturduğu kimi renk, ses ve piksel
şekilleriyle sizi yorucu bir günün ardından rahatlatabiliyor. (Radikal Gazetesi, Beyinkontrol gözlüğü, 09.04.2008) Benzer bir örneği de 17.04.08’de Hürriyet gazetesinde yayınlanan bir yazıyı gösterebiliriz. Yazıya göre Pentagon, kullanacağı PCASS adlı, portatif yalan makinesi ile Afganistan’da aradığı kişilere ulaşmayı deneyecek Bu makinenin özelliği sorulan sorulara verilen cevaba göre yeşil, sarı ya da kırmızı ışıkların yanması suretiyle kişinin doğru söylediğini, makinenın kararsız kaldığını ya da kişinin yalan söylediğini belirtmesidir. Bu makinenin ilginç bir özelliği de 7500 dolar gibi düşük bir maliyetinin olmasıdır.
Ancak üzerinde çalışmalar yapılan ve bazı birimlerce de kullanılan karmaşık yalan makineleri, beyindeki hareketleri inceleyerek sonuca varmaya çalışıyor. Daha önce yapılan çalışmalar, yalan söylenirken beynin yedi, doğruyu söylerken de dörtbölgesinde faaliyet olduğunu ortaya koymuştu. Ancak PCASS beyinle ilgili bir analiz yapmıyor. Zihin kontrol operasyonları çok çeşitli yöntem ve teknolojilerle uygulanabilmektedir.
Bu yöntemlerle bir kişi robot haline getirilerek istenildiği gibi yönlendirilebilmekte, hatta kişi intihar ettirilebilmektedir ya da kişiye, istemediği birşey yaptırılabilmektedir. Ülkemizde de bu çalışmaların üzerlerinde uygulandığını iddia eden kişiler bulunmaktadır.
Bülent Keskin (Yüksek Lisans Tezinden alıntıdır.)
http://www.scribd.com/doc/54680627/131/Beyin-Kontrol
5 Şubat 2011 Cumartesi
HC İmkansızın Peşinde - Zihin Kontrolü 1/3
Milyonlarca kisinin habersiz oldugu ve bircoklarina bilim- kurgu gibi gelen zihin kontrolu olayi ne yazik ki gercektir. Gunumuzde bir takim karanlik gucler hedef sectikleri insanlari cesitli yontemlerle zihinsel olarak kontrol altinda tutabilmekte ve onlar uzerinde taciz ve hatta iskenceye varan boyutlarda etkiler yaratabilmektedir. İste grubumuzun amaci bu igrenc ve insanlik disi olaylari kamu oyuna duyurmaktir.
4 Ocak 2010 Pazartesi
MCULTURA;
Tarih 1870’de Hitzig ve Fritshc adlarındaki iki Alman araştırıcı,
deneklerin beyinini elektrikle uyararak beynin bazı kısımlarının motor
işlevlerinin merkezi olduğunu gösterdi. Dört yıl içinde Amerikalı Dr. Robert
Bartholow, aynı olayın insanlar içinde olduğunu gösterdi. Beynin elektriksel
uyarımlarıyla ilgili bir başka erken araştırma, 1930’larda ESB üzerinde
yoğunlaşan, Walter Rodolph Hess ‘ten geldi.
1940 ve 1950’li yıllar boyunca, McGill Üniversitesi’nde
görevli nöroloji operatörü Wilder Penfield ameliyat olan hastalar üzerinde
elektriksel beyin uyarımını test etti. 1945 yılından itibaren Tulane
Üniversitesi Psikiyatri ve Noroloji Bölümünde elektrokodların hastaların beynine
yerleştirilmesi üzerinde deneyler yapıldı.
Beyin uyarımları üzerinde çalışan diğer araştırmacılar, New
Orleans Tulane Üniversitesi Tıp okulunda Robert G. Hall ve ortağı Dr. Russel
Monroe idi. 1950’lerde araştırmalarına başlayan; CIA, ordu ve daha bir dizi mali
kaynaktan mali yardım alan bu kişiler deneklerin beyinlerine elektrot
yerleştirerek korku, rahatlık, cinsel arzu gibi çeşitli duyusal ve zihinsel
durumu başlatıp durdurabileceklerini; yapay halisilasyonlara başvurarak hafızayı
ve hakeketleri kontrol altına alabileceklerini gösterdiler.
1956 yılında Noden-Ketay’de elektrik mühendisi olarak çalışan Curtis Shafer,
Chicago’daki Ulusal elektronik birimi Konferansında şu reçeteyi önerdi;
“Biyokontorlün nihai başarısı insanın kendisi olabilir. Kontrol edilen
kişilerin, bireyler gibi düşünmesine izin verilmeyebilir.”
ıstihbarat ajanları, boynun doğrudan ve ses dalgalarıyla
uyarılması çalışmalarıyla uzun süre ilgilendiler. CIA Ekim 1960 “MULTURA” alt
projesi 94 raporunda ise deneklerde beyin kontrolünün olduğunu not olarak geçti.
Madrid’te tıp eğitimi almış ıspanyol Dr. Jose Madule Rodrigez
Delgado, ilk CIA zihin kontrolü araştırmalarında bulunmuş kişilerdendir. Delgado
20 yıldan fazla kalacağı Amerika’da Yale üniversitesinde çalışmak üzere geldi.
CIA fonlarıyla yönlendirilen Donanma ıstihbarat ofisi bir dizi ajans tarafından
destekleniyordu. 1967 tarihli “ınsan beyin işlevlerine Müdahalesi ” başlıklı
raporunda;
“….zihnin psikolojik temellerini etkilemeyi başardım” diye not düşüyordu.
Bu beyin aşılama buluşları, Delgadonun ilk deneyimsiz
yıllarının ürünüydü. Sonraki teknolojik gelişmeler 1975 yılında yayımlanan
Two-way Transdermal Communication whit the Brain adlı yazıda kaydediliyordu. Bu
dönemde Delgado beyin araştırmalarını bilgisayarlara uyarlamayı başardı.
Sonucunda “ Transdermal alıcılarının en ilginç yönü, beyin fonksiyonlarının eş
zamanlı kayıt altına alınması ve uyarılmasıdır. Bu sayede talebe dayalı
bildirimler bilgisayara uyarlanabiliyor. “ demekte idi.
Gerçek zihin kontrolünü gizlemenin yolu, bu tartışmaları çürütmek
için sahte bilimsel mücadele alanları oluşturmaktı. Görevi, kült istismarının ve
zihin kontrolünün hayal olduğunu ispat etmek olan psikiyatri gruplarından en
önemlisi Yanlış Hafıza Sendromu Kurumu oldu. Bu kurul MKULTURA ve CIA
programlarında yer alan birçok çalışmayı ört bas etmeye çabalasa da deyatları
bir çok olayda açığa çıkması engellenemedi (konu ile ilgili yüzlerce bilgi,
yaşanmış olaylar ve gizli raporlar sunabilirim ama maksadım bu değil).
***
Psikolojik savaş taktiklerinin son sürat devam ettiği dünyada
aklıma bazı sorularda gelmiyor değil. Acaba Türk devlet adamları bu tür
psikolojik dezenformasyon saldırılarılarına karşı ne kadar muhafaza altındalar?
Murat ÇAVGA
deneklerin beyinini elektrikle uyararak beynin bazı kısımlarının motor
işlevlerinin merkezi olduğunu gösterdi. Dört yıl içinde Amerikalı Dr. Robert
Bartholow, aynı olayın insanlar içinde olduğunu gösterdi. Beynin elektriksel
uyarımlarıyla ilgili bir başka erken araştırma, 1930’larda ESB üzerinde
yoğunlaşan, Walter Rodolph Hess ‘ten geldi.
1940 ve 1950’li yıllar boyunca, McGill Üniversitesi’nde
görevli nöroloji operatörü Wilder Penfield ameliyat olan hastalar üzerinde
elektriksel beyin uyarımını test etti. 1945 yılından itibaren Tulane
Üniversitesi Psikiyatri ve Noroloji Bölümünde elektrokodların hastaların beynine
yerleştirilmesi üzerinde deneyler yapıldı.
Beyin uyarımları üzerinde çalışan diğer araştırmacılar, New
Orleans Tulane Üniversitesi Tıp okulunda Robert G. Hall ve ortağı Dr. Russel
Monroe idi. 1950’lerde araştırmalarına başlayan; CIA, ordu ve daha bir dizi mali
kaynaktan mali yardım alan bu kişiler deneklerin beyinlerine elektrot
yerleştirerek korku, rahatlık, cinsel arzu gibi çeşitli duyusal ve zihinsel
durumu başlatıp durdurabileceklerini; yapay halisilasyonlara başvurarak hafızayı
ve hakeketleri kontrol altına alabileceklerini gösterdiler.
1956 yılında Noden-Ketay’de elektrik mühendisi olarak çalışan Curtis Shafer,
Chicago’daki Ulusal elektronik birimi Konferansında şu reçeteyi önerdi;
“Biyokontorlün nihai başarısı insanın kendisi olabilir. Kontrol edilen
kişilerin, bireyler gibi düşünmesine izin verilmeyebilir.”
ıstihbarat ajanları, boynun doğrudan ve ses dalgalarıyla
uyarılması çalışmalarıyla uzun süre ilgilendiler. CIA Ekim 1960 “MULTURA” alt
projesi 94 raporunda ise deneklerde beyin kontrolünün olduğunu not olarak geçti.
Madrid’te tıp eğitimi almış ıspanyol Dr. Jose Madule Rodrigez
Delgado, ilk CIA zihin kontrolü araştırmalarında bulunmuş kişilerdendir. Delgado
20 yıldan fazla kalacağı Amerika’da Yale üniversitesinde çalışmak üzere geldi.
CIA fonlarıyla yönlendirilen Donanma ıstihbarat ofisi bir dizi ajans tarafından
destekleniyordu. 1967 tarihli “ınsan beyin işlevlerine Müdahalesi ” başlıklı
raporunda;
“….zihnin psikolojik temellerini etkilemeyi başardım” diye not düşüyordu.
Bu beyin aşılama buluşları, Delgadonun ilk deneyimsiz
yıllarının ürünüydü. Sonraki teknolojik gelişmeler 1975 yılında yayımlanan
Two-way Transdermal Communication whit the Brain adlı yazıda kaydediliyordu. Bu
dönemde Delgado beyin araştırmalarını bilgisayarlara uyarlamayı başardı.
Sonucunda “ Transdermal alıcılarının en ilginç yönü, beyin fonksiyonlarının eş
zamanlı kayıt altına alınması ve uyarılmasıdır. Bu sayede talebe dayalı
bildirimler bilgisayara uyarlanabiliyor. “ demekte idi.
Gerçek zihin kontrolünü gizlemenin yolu, bu tartışmaları çürütmek
için sahte bilimsel mücadele alanları oluşturmaktı. Görevi, kült istismarının ve
zihin kontrolünün hayal olduğunu ispat etmek olan psikiyatri gruplarından en
önemlisi Yanlış Hafıza Sendromu Kurumu oldu. Bu kurul MKULTURA ve CIA
programlarında yer alan birçok çalışmayı ört bas etmeye çabalasa da deyatları
bir çok olayda açığa çıkması engellenemedi (konu ile ilgili yüzlerce bilgi,
yaşanmış olaylar ve gizli raporlar sunabilirim ama maksadım bu değil).
***
Psikolojik savaş taktiklerinin son sürat devam ettiği dünyada
aklıma bazı sorularda gelmiyor değil. Acaba Türk devlet adamları bu tür
psikolojik dezenformasyon saldırılarılarına karşı ne kadar muhafaza altındalar?
Murat ÇAVGA
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)