1 Haziran 1951’de komünistlerin “kisisel zihne müdahale”
konusundaki
basarilarindan endise duyan ABD, Kanada ve Ingiltere’nin üst
düzey
askerleri ve haber alma subaylari, taninmis psikologlardan
olusan
ufak bir grubu Montreal’deki Ritz Carlton Oteli’nde gizli
bir
toplantiya çagirdilar. O günlerde Sovyetler, taninmis bir
Macar
karsit-komünist olan Kardinal Joszef Mindszenty’e casusluk
suçunu
itiraf ettirmekle kalmamis, kitlelerin düsüncelerini kontrol
etmekte
önemli basarilar saglamislardi. Arastirmacilara göre,
komünistlerin
bu basarisi, karanlik bir bilimsel bulusun
sonuçlarindan
kaynaklaniyordu.
Bir sonraki Eylül ayinda, ABDli bilim
adamlari, Kuzey Kore’deki
Amerikan savas tutsaklarinin beyinlerinin yikandigi
konusundaki
rapordan yola çikarak, davranis degistirme konusunda acil ve
çok
gizli bir arastirma programi önerdiler. ABD’nin zihin
kontrolünde
Sovyetlerle arasindaki farki kapatmak amaciyla
baslatilan
çalismalarin pir parçasi olarak ilaçlar, hipnoz, elektrosok
ve
lobotomi incelenecekti. Massachussettes’ de zeka özürlü çocuklar
ile
yapilan deneyler ve hükümetin soguk savas deneyimlerinin
binlerce Amerikaliyi
radyasyon tehlikesiyle karsi karsiya biraktigi
konusundaki son bulgular, yeni
Meclis sorusturmalarina neden
olmustu. Sonuçta, olasi deneklerden gelecek
görüsleri almak üzere,
Enerji Bakanligi tarafindan açilan telefon hatti,
adeta kilitlendi.
Ne var ki radyasyon olayi, binlerce insani kobay olarak
kullanan
deneylerin sadece bir bölümünü olusturuyordu. Ikinci
Dünya
Savasinin sonundan 1970’lere dek, Amerikan Enerji Komisyonu,
Savunma
Bakanligi, askeri kuruluslar, CIA ve diger kuruluslar,
radyasyon,
LSD, sinir gazi, elektrosok ve uzun süreli “duyusal
algilama
mahrumiyeti” gibi etkileri incelemek için mahkumlari,
uyusturucu
bagimlilarini, akil hastalarini, üniversite ögrencilerini,
askerleri
hatta bar müdavimlerini kullanmislardi. Bazi kobaylar
ne
yaptiklarini biliyorlardi. Ancak bir bölümü, bir deneye
konu
olduklarindan bile habersizdi. Komünizme karsi ölüm-kalim
savasi
sürerken Amerika, arastirilmayan tek bir bilimsel olasiligin
dahi
ortada birakilmasina kesinlikle göz yumamazdi.
Soguk savasin
güvenilebilir bir ortama dönüsmesi üzerine, Enerji
Bakani Hazel O’Leary
radyasyon deneylerin konusunda milyonlarca
sayfalik belgelerin gizliliginin
kaldirilmasina karar verdi.
Hükümet, bu garip ve bazen dehset verici atomik
deneylerin yüzlerce
denegine tazminat ödemeyi düsünüyordu. Ancak yönetimin
uzun süredir,
soguk savas kurbanlarina sirt çevirerek,ugradiklari zararlara
karsi
sorumluluk kabul etmedigi de bir gerçekti. Clinton yönetimi de
bu
konudaki sert tutumun yumusatilmasina iliskin her hangi bir
düsünce
tasimiyordu. Bakanlardan Christine Varney, “Ilaç
konusun
arastirmiyoruz.
En azindan, baslangiçta radyasyonun insanlar
üzerinde yaptigi etki
üzerinde, o da sinirli olarak, yöneltmeliyiz. ”
diyordu. Bugün,
önceden bilgilendirilerek radyasyon uygulanan ve zarar
gören
binlerce kisi için tek ümit, Baskan Clinton veya Meclis’ in
harekete
geçip, soguk savasin unutulan malullerine tazminat
ödemesidir.
Hukukçulara göre, gizliligin sürdürülmesi ve Hükümet
tarafindan
çikarilan yasal engeller, soguk savas deney kurbanlarinin
devlete
karsi tazminat davasi açmalarini neredeyse imkansiz
kilmistir.
Meclis, Hükümetin gönülsüzlügüne ragmen, bütün soguk
savas
kurbanlarini için adalet armaya baslayabilir. Geçenlerde bu
konuda
oturum düzenleyen eski deniz piyadesi ve astronot Ohio
Demokrat
parti Senatörü John Glenn, “Söz ettigimiz sey sadece
radyasyon
degil. Hükümet deneylerinin sorun yarattigi tüm alanlarda,
konuyu
izlemek ve halki bilgilendirmek için her türlü çabayi
göstermeliyiz.
Gerçekten zarar gören insanlarin durumu incelenmeli ve
onlarin
zararlarini karsilamaliyiz. Bu sart. ” diyor. Toksik
kimyasal
maddeler, davranislari etkileyerek zihinsel degisiklik
yaratan
ilaçlar, elektrosok “tedavileri” ile diger askeri ve CIA
kaynakli
deneylerden ötürü, hayatlari mahvolan insanlarin öyküleri,
yaklasik
20 yildir bilinmekte. Ancak, bunlardan sadece bir kaçi
tazminat
alabildi veya kendilerine neler oldugu konusunda
bilgilendirildi.
CIA’ in “kurbanlari bulup, onlara neler oldugunun saptama”
konusunda
verdigi söze ragmen aslinda herhangi bir yasal islem
yapilmamistir.
Clara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Profesörü ve Soguk Savas
Zihin
Kontrolü Arastirmalari uzmani Alan Scheflin, geçenlerde bir
CIA
sözcüsü kurulusun radyasyon deneyleri konusundaki
dosyalari
arastiracagini söyledi. Ancak diger insan deneylerini
gözden
geçirmek gibi bir planlarinin olmadigini belirtti. 1977 yilinda,
bir
Senato oturumunda, o zamanki CIA Baskani Stansfield Turner
da,
deneyleri “dehset verici” buldugunu söylemis ve CIA’ in deneye
tabi
tutulan insanlari bulacagina ve açiklayacagina dair söz
vermisti.
Turner, “bulabilecekleri herkesi bulduklari” konusunda israrli
idi.
Ancak 1980’li yillarda bir dava için CIA görevlilerinden
alinan
hizmet içi bildirimler ve yeminli ifadeler, kod adi MKULTRA olan
CIA
Zihin Kontrolü Programi’nda kullanilan yüzlerce denekten
sadece
14’ünün bildirildigini ve bunlardan sadece 1’ine 15,000
Dolar
tazminat ödendigini açiga çikarmakta.
Örtbas Çalismalari
MKULTRA
belgelerinin büyük bölümü, 1973 yilinda o zamanki CIA
Baskani, Richard
Helms’in emri üzerine yok edildi. Kalan kayitlar
ise deneylerin çogunda
kullanilan deneklerin adlarini içermiyordu.
Ancak yüzlerce kisinin,
üniversitelerde, hapishanelerde, akil
hastanelerinde ve uyusturucu
bagimlilari rehabilitasyon
merkezlerinde yürütülen ve giderleri CIA
tarafindan karsilanan
deneylere tabi tutulduklari açikça ima ediliyordu. Yine
de
bilgilendirme programi sorumlusu Frank Laubinger’in 1983
tarihli
yeminli ifadesinde, “San Francisco Projesi disinda, kimseye
açiklama
yapilmasina gerek olmadigina karar verildi” ve CIA,
üniversite
kayitlarini arastirmak ve baska kurbanlari bulmak için hiçbir
çaba
harcamadi. Öte yandan, 1983 yilinda yeminli ifadesinde, Amiral
Turner
“Bilgilendirme sayisinin düsüklügünün hüsran verici ”
oldugunu, ancak
kurulusun, olaya bulasan arastirmaci ve
üniversitelerin adlarini açiklamamasi
gerektigini savundu.
Turner, “Içinde yasadigimiz dava açma meraklisi toplumda
bunun en
iyi yöntem oldugunu düsünüyorum” dedi. Bir baska gerçek de su
ki,
1985 yilinda, kurulusun deney bilgilerinin açiklanmasini
engellemek
için Amerikan Federal yüksek Mahkemesi2ne basvurusu basarili
oldu.
Deneylerden Örnekler
CIA, tarafindan yapilan en tüyler ürpertici
deneylerden birisi
hükümete karsi basarili bir dava ile sonuçlanan az
sayidaki
denemelerden birisidir: Dr. D. Ewen Cameron adinda bir
Kanadali
psikologun çalismasi. Cameron, 1950’li yillarda, psikozlu
insanlari
tedavi etmek için “aliskanlik çözme” ve “psisik güdüm”
diye
adlandirdigi bir yöntem gelistirmisti. 1957 yilinda, davranis
kontrol
arastirmasini desteklemek için CIA baglantili ve destekli
Insan Ekolojisi
Arastirma Dernegi’ne sundugu bir bagis basvurusuna
göre, izlenen yol
söyleydi: Belirli ve güçlü bir elektrosok
yükleyerek, bir hastanin davranis
aliskanliklarini yikma (aliskanlik
çözme) ve bazi vakalarda sürekli LSD
verme. Bunlarin ardindan,
denege sürekli olarak tekrarlanan (haftanin 6-7
gününde, günde 16
saat) bir teyp kayit mesaji dinletiliyor ve bu arada
duyusal
algilamadan kismen mahrum birakiliyordu.
Cameron’in uygulamasi,
“hastayi etkisiz hale getirmek” üzerine yeni
bir teknikti ve bir felç ilaci
dahil, çesitli yeni ilaçlarin
denenmesini amaçliyordu. IEAD araciligi ile
Cameron2a 60,000
dolarlik bir bagis saglayan CIA’ ye göre bunlarin beyin
yikama ile
benzerligi çok açikti. Depresyon, alkolizm ve baska
sorunlarin
tedavisi için Cameron’in müdür oldugu McGill
Üniversitesi’ndeki
Allan Memorial Enstitüsü’ne basvuran 9 hasta, 1979’da CIA’
e karsi
bir dava açtilar. Hastalardan Rita Zimmerman, 30 elektrosok
oturumu
ve ardindan ilaçla saglanan tam 56 günlük bir uyku ile
“aliskanlik
çözümü”ne maruz kaldigini söyledi. Pasif ve irade disi bir
duruma
girmisti.
Öteki hastalarda da kalici beyin hasarlari olusmustu ve
bu yüzden
islerinden çikarilmislardi. Ayrica baska sikintilar ve
olumsuzluklar
da yasamislardi. Sonuçta ABD Hükümeti, 750,000 dolar tutarinda
bir
tazminat ödedi. Tazminat talep edenlerle ilgili bir baska olay,
1957
yilinda Edgewood, Maryland’ deki Askeri Kimyasal
Savas
Laboratuarlari’nda, bir deneye gönüllü olarak katilmayi kabul
eden
Hava Kuvvetleri subayi Lloyd Gamble’ in basina geldi. Kendisine
gaz
maskelerinin ve koruyucu elbiselerin test edilecegi
bildirilmisti.
Oysa kendisine, sayilari 1000’i bulan askerlerle birlikte
LSD
verildigini 1975 yilinda ögrenmisti.
Daha sonra söyle dedi: “Bana
riskleri anlatsalardi böyle bir
uygulamaya asla katilmazdim. Bu olacak sey
degil.” Gamble’ in
açiklamalarina göre, olayin sonrasi daha da kötüydü:
“Deneyin
ardinda, henüz LSD’nin etkisi altindayken Aberdeen’ den Delaware’
e
kadar otomobil kullanmami isteyerek saliverdiler. Nerede oldugumu
bile
bilmeden araba sürdüm.” Gamble çok geçmeden bilinç kaybi, agir
depresyon
dönemleri, sikinti nevrozlari ve saldirgan davranislardan
sikayetçi olmaya
basladi. Dahasi 1960 yilinda intihar girisiminde
bulundu. Bunun üzerine “çok
gizli” izin belgesi elinden alindi.
Sonunda 1968’de erken emekliligi kabul
etmek zorunda kaldi. Gecikmis
olarak kendisine LSD verildigini ögrendiginde
tazminat istedi. Dava
zaman asimina ugradigi için adalet Bakanligi istegini
reddetti.
Asker Müdürlügü, kalici hasar oldugu konusunda kanit
bulunmadigini
öne sürerek Gamble’a sakatlik tazminati ödemeyi reddetti.
Savunma
Bakanligi2na göre, Gamble “bir gönüllü katilim anlasmasi”
imzalamis
ve ona iki LSD dozu verilmisti. Üstelik Gamble ve
diger
askerlere “alkol altinda sarhosluga benzer etki yapan kimyasal
bir
bilesim verilecegi” söylenmisti.
Bunlar yasanirken, Virginia demokrat
parti milletvekili Leslie
Byrne, Gamble’ a tazminat ödenmesini öngören bir
yasa tasarisini
Meclis’ e sundu. Savunma Bakanligi, “yetersiz kanit”
gerekçesi ile
bu tasariya karsi çikti.
Digi-Security Service
ZİHİN KONTROLÜ !!! "Günümüzde teknolojinin baş döndürücü bir hızla geliştiği bir gerçektir. Bu gelişim olumlu olabileceği gibi olumsuz yönler de içermektedir. Bu olumsuzluklardan biri artık cağımızda insanların zihinsel olarak kontrol altına alınabilmesidir. İste grubumuzun amacı bu iğrenç ve insanlık dışı olayları kamuoyuna duyurmaktır."
ZİHİN KONTROL GRUP
30 Mart 2012 Cuma
15 Şubat 2012 Çarşamba
Zihin kontrolünde davranış modelleme
Zihin kontrolünde davranış modelleme
Zihin kontrolü ekipmanının abd tescil dairesindeki onay formu ( Bu
Bir Özel Büro İstihbarat Grubu Haberidir )
11 Ekim 2006 Çarşamba 03:17
Değerli Üyelerimiz;
Sizlere ZİHİN KONTROL TEKNOLOJİLERİ ile ilgili şu ana kadar bir çok
makale paylaştık. Bu makalelerde ZİHİN KONTROLÜ teknolojilerinin
bugün geldiği durum ve hali hazırdaki HASSAS TAKİP konusundan
ayrılan noktaları inceledik.
HASSAS TAKİP ve ZİHİN KONTROLÜ temelde benzer özellikler taşısa da
en önemli farklılığı HASSAS TAKİP "te psikolojik unsurların
kullanılarak izlenecek şahıs yada grup hakkında detay bilgi
edinilmeye çalışılmasıdır.
Hassas takip"te kullanılan cihazlar ile ZİHİN KONTROLÜNDE kullanılan
cihazlarda temelde farklıdır. Hassas takibi yürüten ekipler elektro-
manyetik cihazlarla kişi yada grupların tüm hareketlerini
izleyebilir. Nefes alış-verişine kadar tüm fiziksel ve psikolojik
değişimlerini gözlemleyebilir.
Burada dikkat edilecek husus, hassas takip"te kullanılan yöntemlerin
hedefledikleri grubu yada şahsı çözmek “mesleki tabirle açmak için”
KİŞİYE ÖZEL DAVRANIŞ MODELLERİNİ uyguluyor olmalarıdır.
Eğer hassas takip altında bulunan şahısların yada grupların illegal
durumları söz konusu ise hassas takibe alınmaları halinde tüm
ayrıntılar ilgililer tarafından kolaylıkla gözlenebilir.
Gerek ev gerekse diğer ikametlerinde hassas takip değişik
vasıtalarla devam ettirilebilir. Yeri geldiğinde ekip personeli,
hedefledikleri şahıs yada grupları kalabalık ortamlarda da değişik
mizansenleri kullanarak en uygun psiko-ortama sokabilirler.
Bu yaygın kullanılan bir metoddur. Davranış modelleri seçilirken
kişiye özel yada gruba uygun formatlar seçilir. Kişinin yada grubun
illegal tüm temasları ayrıntıları ile kaydedilir.
Davranış modellerinin uygulanması esnasında kişiye yada gruba duruma
göre HASSAS TAKİP ALTINDASIN mesajı da verilebilir. Böylelikle kişi
yada gruplarda panik yaratılmaya çalışılır. Yeri geldiğinde tehdit
ve korkutma gibi taktiklerde kullanılabilir. Bu takibi yönetenler
için aslolan maksimum bilgi toplamaktır.
Zihin kontrolü teknikleri ise birbirinden farklı amaçlarla
kullanılabilir. En bilinenleri kimyasal ilaçların desteğiyle beyin
yıkamadır. Ancak şu an için bazı kaynaklarda bu teknolojinin
DÜŞÜNCELERİN OKUNMASINA kadar varan bir teknolojiye kadar ulaştığı
yer alsa da, bu bilgilerin DEZENFORMASYON olma ihtimalini de göz
ardı etmemek gerekir.
Ancak, ilginç olan bazı ülkelerin bu projeye ilişkin kullanılan
teknolojileri TESCİL DAİRESİNDEN TESCİL EDECEK KADAR CÜRET SAHİBİ
OLMALARIDIR. (bkz. Yukarıdaki onay formu)
Bir süre önce NASA tarafından uzaydaki astronotlar için DÜŞÜNCELERİN
BİLGİSAYARA KAYDEDİLMESİ ile ilgili bir makale yayınlandı. Merak
edenler bu makaleye göz atabilirler. (Makale adı : SUBSPEECHES)
CIA ve NSA gibi servislerinden sızdırıldığı ileri sürülen bazı
dökümanları da yine buradan sizlerle paylaştık. Hatta eski bir NSA
personeli olan WAYNE MADSEN adlı görevlinin projeyle ilgili
açıklamalarını da yine buradan sizlerle paylaşmaya çalıştık.
Bu teknoloji ile ilgili ayrıntıları web üzerinde bir çok kaynakta
bulabilirsiniz. Ancak en bilinenleri GEORGE FARQUAR ve PROJECT
FREEDOM, Prof.Dr. Jose DELGADO ve Zihin Kontrolü çalışmalarıdır.
Projenin başlangıcı 2.Dünya Savaşında Yahudi Bilim adamları
tarafından BERGSTRASSE denilen bölgedeki labaratuarlarda
başlatılmış, savaşın sona ermesi ile proje ABD Askeri
Laboratuarlarına taşınmıştır. Şu an için bu projenin 250 farklı
versiyonu üzerinde dünya üzerine yayılmış bir çok tıbbi ve
teknolojik laboratuarlarda devam ettirilmektedir.
Hatta proje bir ara o kadar ses getirdi ki, MEL GIBSON ve JULIA
ROBERTS"ın oynadığı CONSPIRACY THOERY – KOMPLO TEORİSİ filmine konu
oldu.
Ancak, ZİHİN KONTROLÜ projesi ile HASSAS TAKİP konusunu birbirinden
kesinlikle ayırmakta yarar görüyoruz.
İlkinde duruma göre kişi yada gruplara yönelik ağır ve şiddetli bir
psikolojik baskı, psikolojik faktörler kullanılarak bilinen sorgu
metodları uygulanmaktadır. Bu şekilde ağır psiko-şiddete uğrayan
kişi yada gruplara her an “SENİ İZLİYORUZ” mesajı değişik obje,
ekipman ve personel kullanımıyla devam ettirilmektedir.
İkincisinde kaynaklara göre, kişi yada grupların zihinleri nano-
teknolojik cihazlarla incelenebilir ve görülebilir. Oto kontrolü ve
tüm psikolojik ve fiziksel yapısı yönlendirilebilir. Verimli bir
sorgulama metodudur.
Tüm bu teknolojilerin, İNSAN HAKLARI yada BİREYSEL HAYATIN
MAHREMİYETİ gibi konularla nasıl bir uyum içerisinde olduğunu da
sizlerin ve okuyucuların takdir ve görüşlerinize bırakıyoruz.
Şimdi gelelim projenin sistematiğine...
Bir cismin bioelektrik alanı uzaktan algılanabilir, böylece cisimler
bulundukları herhangi bir yerde denetlenebilirler. Özel EMF
cihazıyla sistem operatörleri, kripto-şifre çözücüleri (EEG"lerden)
üretilen potansiyelleri uzaktan okuyabilirler. Bunlar bir kişinin
beyin durumlarina ve düşüncelerine kodlanabilir. Bu durumda kişi,
uzak bir mesafeden mükemmel olarak denetlenir. İstihbarat
personeli, “İşaret İstihbaratı”nın elektromanyetik tarama ağının
kadranında çevirerek, ülkedeki herhangi bir şahsa çevirir ve
İstihbarat teşkilatı"nın bilgisayarları o şahsı belirler ve günde 24
saat takip eder. İstihbarat Teşkilatı, Türkiye"deki herhangi bir
şahsı seçebilir ve onu izleyebilir.
İstihbarat Teşkilatı “İşaret İstihbarat”, “Uzaktan Nöral(Sinir)
Denetimi ve Elektronik Beyin Bağlantısı” için, “Elektro Manyetik
Beyin Uyarılması”nı kullanmaktadır. (İonlaşamayan elektro manyetik
alan) radyasyonu üzerine, nörolojik araştırmayı ve bioelektirik
araştırma ve gelişmeyi içeren 1950"li yılların MKULTRA programından
beri, “Beyin Uygulaması” gelişme hâlindedir.
Elde edilen gizli teknoloji, Ulusal Güvenlik
Arşivlerinde, “Radyoaktifliği ve nükleer patlmaları içermeyen ve
çevrede bulunan bir kaynaktan istemeyerek (kasıtlı olmayan bir
şekilde) yayılan elektromanyetik dalgalardan oluşan bilgi” olarak
tanımlanır ve “Işinim İstihbaratı” olarak sınıflandırılır. İşaret
İstihbaratı, Amerika ve dost ülkeler yönetiminin diğer elektronik
mücadele programları gibi, bu teknolojiyi de, gizli olarak
yürütmekte ve muhafaza etmektedir. İstihbarat Teşkilatı, bu
teknoloji ile ilgili mevcut bilgileri denetlemekte ve bilimsel
araştirmalari halktan gizlemektedir. Aynı zamanda bu teknolojiyi
gizli tutmak için uluslar arası istihbarat anlaşmalari da vardir.
İstihbarat teşkilatı bilgisayarında üretilen beyin planlaması,
beyindeki elektriksel faaliyetleri sürekli olarak denetlemektedir.
Ulusal Güvenlik gayesiyle istihbarat teşkilatı, binlerce insanın
ferdî beyin haritalarını kaydetmekte ve şifrelemektedir. Elektro
manyetik alanla “Beynin Uyarılması”, beyin-bilgisayar bağlantısını
sağlamak için, meselâ, askerî savaş uçaginda ordu tarafindan gizlice
kullanılmaktadır.
Elektronik gözetim amacıyla, beynin konuşma merkezindeki elektrik
faaliyetleri, kurbanın sözlü düşüncelerine çevrilebilir. Kulağı
devre dışı bırakarak, ses haberleşmesinin dogrudan beyne gitmesini
saglayarak, Uzaktan Nöral Denetim, şifrelenmiş işaretleri, beynin
işitme korteksine gönderebilir. İstihbarat ajanları bunu, paranoid
şizofreninin karakteristiği olan işitsel halisünasyoları taklid
ederek, kurbanların gizli olarak takatini kesmek için
kullanabilirler.
Kurbanla herhangi bir temas olmaksızın, Uzaktan Nöral Denetim, bir
kurbanın beynindeki görsel korteksteki elektirik faaliyetlerini
planlayabilir ve kurbanın beynindeki tasvirleri (görüntüleri) bir
videonun monitöründe gösterebilir. İstihbarat ajanları kurbanın
gözlerinin gördüğü her şeyi görürler. Görsel hafıza da görülebilir.
Uzaktan Nöral Denetim gözleri ve optik sinirleri atlayarak (devre
dışı bırakarak), doğrudan görsel kortekse görüntü gönderebilir.
İstihbarat ajanları, beynin programlama gayesi için, gözetim
altındaki kişi REM uykusunda iken, onun beynine gizlice görüntü
yerleştirmek için bunu kullanabilirler.
Birleşik Devletlerde, 1940"lı yıllardan beri, İşaret İstihbaratı ağı
vardır. NSA"nın Ft. Meade"de kişileri izlemek ve bunların
beyinlerindeki işitsel-görsel bilgileri -tecavüzkar olmayan bir
biçimde- denetlemek için kullanılan iki yönlü geniş bir, Uzaktan
Nöral Denetim sistemi vardır. Bu işlerin tümü, kişiyle fizikî bir
temas olmadan yapilir. Uzaktan Nöral Denetim metodu, gözetim ve yurt
içi istihbarat için esas metodtur. Konuşma, üç boyutlu ses ve
şuuralti ses, kişinin beyninin işitme korteksine (kulaklari by pass
edilerek) gönderilebilir ve görntüler görsel korteksin içine
gönderilebilir. Uzaktan Nöral Denetim, kişinin algılarını, ruh
durumunu ve motor kontrolünü degiştirebilir.
Konuşma korteksi / işitsel korteks baglantısı, istihbarat toplumu
için esas haberleşme sistemi oldu. Uzaktan Nöral Denetim, görsel-
işitsel beyin ile beyin arasında veya beyin ile bilgisayar arasında
tam bir bağlantıya izin verir
NSA-SIGINT (Ulusal Güvenlik Teşkilatı İşaret İstihbaratı) insan
beyninden yayılan 5 miliwottluk ve 30-50 Hz"lik uyandırılmış
potansiyellerin şifrelerini digital olarak çözerek, insan beynindeki
bilgileri uzaktan ve (tecavüzkar olmayacak bir biçimde) denetlemek
için hususi yeteneklere sahibtir.
Beyindeki nöral hareketlilik değişen bir manyetik akıya sahib olan
değişen bir elektirik özellik yaratır. Bu manyetik akı 30-50 Hz"lik
ve 5 milimetrelik sürekli bir elektromanyetik dalga çıkarır.
Beyinden gelen elektromanyetik emisyonda ihtiva edilen
şeyler “uyandırılan potansiyeller” olarak adlandırılan (enserler ve
desenlerdir.). Her düşünce, reaksiyon, motor kumandası, işitsel
olaylar ve görsel görüntü için beyindeki bir “uyandırılmış
potansiyel” veya “uyandırılmış potansiyeller kümesi” karşiligi
vardir. Beyinden yapilan EMF emisyonunun şifreleri, beyninde geçerli
fikirler, düşünceler, görüntüler ve sesler haline gelmesi için,
çözülür.
NSA SIGINT, bilgileri (sinir sistemi mesajları gibi) istihbarat
ajanlarına aktarmak ve gizli operasyon yapılacak kişilerin
beyinlerine (onlar tarafından farkedilemeyecek bir şekilde) aktarmak
için, bir haberleşme sistemi olarak EMF ile aktarılan Beyin
Uyarılması"nı kullanmaktadır.
EMF ile Beynin Uyarılması, sonuçta beynin nöral devrelerinde ses ve
görsel olayların oluşması için beyindeki uyarılacak potansiyelleri,
kobayları tetiklemek için şifrelenmiş ve pulslanmış karmaşık
elektromanyetik işaretler göndererek çalışır. EMF ile Beyin
Uyarılması kişinin beyin hallerini değiştirebilir ve motor
kontrolünü etkileyebilir.
İki yönlü elektronik Beyin Bağlantısı, sesi (kulakları by pass
ederek) işitsel kortekse aktarırken ve donuk (belirsiz) görüntüleri,
(optik sinirleri ve gözleri by pass ederek), görsel kortekse
aktarırken, nöral görsel-işitsel bilgileri uzaktan kumanda ederek,
yapılır. Görüntüler beyinde sabit olmayan iki boyutlu ekrandaki gibi
zuhur eder.
İki yönlü elektronik Beyin bağlantısı gelişmiş tüm istihbarat
servisleri personeli için esas haberleşme sistemi haline gelmiştir.
(Bu servislere ülkemiz serevislerini de ekleyebiliriz) Uzaktan Nöral
Denetim (RNM, insan beynindeki bioelektirik bilginin uzaktan
denetimi) esas gözetim sistemi hâlini almıştır. Bu Batılı Devletler
İstihbarat Topluluğu"nda sınırlı sayıdaki ajan tarafından
kullanılmaktadır.
İŞLEYİŞ TEKNİĞİ
RNM her belirli beyin bölgesinin rezonans frekansının şifresinin
çözülmesini gerektirir. Bu frekans, daha sonra beynin bu özel
bölgesine bilgi yüklemek için, değiştirilir. Değişik beyin
bölgelerinin tepki gösterdiği (cevap verdiği) frekans 3 Hz ile 50 Hz
arasında değişmektedir. İşaret İstihbaratı, sinyalleri bu band
aralığında değiştirirler. (Şema 4"e bakın). Bu değiştirilmiş bilgi,
şuuraltı seviyesinden algılanabilir seviyeye kadar değişen
yoğunluklarda, beyine yerleştirilebilinir. Her insan tek
bioelektirik rezonans / entrainment frekansları kümesine sahibtir.
Bir insanın beynine diğer bir insanın işitsel korteksinin
frekansında işitsel bilgiler gönderme bu işitsel bilginin
kavranılmaması sonucunu verecektir.
Ben RNN (Uzaktan Nöral Denetim)"den, İstihbarat teşkilatının,
İstanbul"daki “sig-int istasyon” grubuyla iki yönde RNM teması
kurarak haberdar oldum.
Onlar, uzun bir süreden beri hedefi tedirgin etmek için 3 boyutlu
RNM sesini doğrudan doğruya beyinde kullanmaktadırlar. Sistem
operatörleri grubunun İstanbul"da günde 24 saat çalışan, oldukça
fazla çalışanı vardır. Hedefi tecrit etmek için hedefle temasta
bulunan ve beyinleri gizlice dinlenen kişilere de sahiptiler.
Uzaktan RNM Cihazları
NSA"nın RNM donatısı izlenen kişilerin beynindeki uyandırılan
potansiyelleri (EEG"leri) uzaktan okuyabilir, ve onların verimlerini
(performanslarını) etkilemek için sinir sistemi aracılığıyla mesaj
gönderebilir. RNM elektronik olarak bireyleri teşhis edebilir ve
onları bulunduğu ülkede ki herhangi bir yerde izleyebilir. Bu
donatı, bir şebeke (ağ) üzerindedir ve yurt içi istihbarat
operasyonları, yönetim güvenliği ve bioelektrik mücadele durumunda
kullanılırlar.
Metropol Alanlarında Nokta Görevlileri
Her bölgede on binlerce kişi, İstihbarat personeli tarafindan gizli
kontrol için teşhis edilen kişileri (bazen bilmeyerek) takip ve
kontrol etmek için, mahalle /işyeri casusu ve nokta görevlisi
(muhbir) olarak çalişmaktadır.
Büro dışında çalışan ajanlar, binlerce kişiyi izleyen nokta
görevlileriyle (muhbirlerle) sürekli haberleşme içindedirler. Uzak
bölgelerdeki ofislerde çalışan istihbarat ajanları, gözlemlenen
kişiyle temas halinde bulunan ve halk içinde tesbit edilen herhangi
bir kişiyi (RNM"yi kullanarak) ânında teşhis edebilir.
Şema1 de de gördüğünüz gibi nöro-magnetik taramaya maruz kalan kişi
18 temel reaksiyon (çok genel hatlarıyla 18) yaşamaktadır. Genel
olarak taramaya maruz kalan kişi, istem dışı olarak sistemi
uygulayan operatörler tarafından bu reaksiyonlar ve nöro-magnetik
saldırılarla kontrol altına alınmak istenmektedir.
ŞEMA2
Yukarıda Şema2 de görüldüğü gibi nöro-magnetik taraması yapılan
kişiler ilkönce psikolojik olarak hazırlanmakta, mikro dalga sesler
(akustik ses iletimi), tıkırtılar (mekanizma tarafından binlerce
efekt kullanılabilir), bıkkınlık hissi verme, gazete, dergi, yazılı
doküman, televizyon (en sık kullanılan), reklamlar, dedikodu,
söylenti, sosyal ve iş ilişkileri gibi materyalleri ve argümanları
kullanarak kontrol altına alınacak kişiyi tamamen psiko-kontrol
altına almaya çalışırlar. Kişiyi sosyal ortamdan ve ilişkilerden
soyutlayarak tam bir yalnızlaştırma politikası izlerler. Kişiyi
kendi personelleri ile kalabalık psikolojisi oluşturmak suretiyle
aşağılayarak, asılsız söylentiler yayarak kendi denetimlerine ve
kontrollerine almaya çalışırlar.
Tabi bunu yaparken kişiye bilinçaltı mesajlar vererek tamamen “sana
öyle geliyor” tezini çok iyi uygularlar. Böylece kişi hem bu nöro-
magnetik saldırılardan haberdar olmuş olur hemde ucu şizofreniye
yada düşünce bozukluğuna gidecek şekilde ağır bir kurgusal moda
girmiş olur.
Bu sistemi kullanan uzman bilim adamlarının zaten asıl amaçladıkları
sonucun bir gereğidir. Yani kişiyi kendi kendine sorgulatmak ve
böylece kendisi hakkında tüm gerçekleri yada öğrenmek istedikleri –
bilgi almak istedikleri konuyu bu şekilde şahsın düşünce, işitsel ve
görsel korteksi vasıtasıyla elde etmektir.
Şema 2 de belirtildiği gibi kişi eğer kamuya açık alanda ise sisteme
ait elemanlar vasıtasiyle zarflanır. Yani bilinçaltı mesajlar
verilerek algılamalarının açılması sağlanır. Deyim yerindeyse
kendisinin izlendiğinin ve zihninin dinlendiğinin imajı – algılaması
kabul ettirilir. Şahıs evine döndüğünde eğer başka bir yolu yok ise
(tv, radyo gibi iletişim araçları yok ise) mikro dalga ses iletimi
ile bu zarflamalar devam ettirilir. Böylece algılaması açılan kişi
verilen “anahtar kelimeler yada görüntüler” yolu ile kişiden
öğrenilmek istenilen konu hakkında hem sesli hemde görsel bilgi
alınmaya çalışılır.. Genelde kişi yalnız ise tamamen çevresel ve
doğal olarak adlandırılabilecek türde algılamalar verilir. (doğal
ortamdan ayırılamayacak tarzda ve stilde)
Örneğin bir nesnenin hiçbir neden yokken kayıyor gibi ses çıkarması,
bir objenin üzerine ince bir nesne ile dokunularak tıkırdatma
sesinin çıkarılması (genellikle tv olan odada tv üzerinde tıkırdatma
yapılır ki aslında size oldukça doğal gelen bu sesler cihazın
hafızasında bulunan binlerce efekt"ten biridir...), dışarıdan
kontrol altında tutulan kişinin duyabileceği tonda serbest
çağrışımlar yaparak imalı sözler veya benzeri davranışlar, veya
herhangi bir konu hakkında düşünüyorsanız o konu hakkında size
sistem elemanları tarafından işitsel temas yapılması.
Aslında bunların hepsi mizansendir ve sizin operatörler tarafından
verilen mizansenlere vereceğiniz işitsel-görsel ve zihinsel
reaksiyonlarınız tespit ve kontrol edilmektedir.
Sizi tamamen nöro-psikolojik ve fiziksel kontrole aldıklarından
sizin, size operatörler tarafından verilen anahtar-sembol kelimelere
yada konulara vereceğiniz tepkiyi sürekli ölçerler. Ama öncelikle
operatörler projenin başlangıcında sizi tamamiyle pskolojik bir
süzgeçten geçirirler ve karakterinizi, inançlarınızı, espri
anlayışınızı, fobilerinizi-hobilerinizi, düşünce sisteminizi,
kısacası tüm psikolojik yapınızı tespit ederler.
Sizin yapınıza uygun bir nöro-atak taktik davranış modeli
oluştururlar. Böylelikle size verecekleri algılamalarda sizin
verilen algılamaya göre hareketinizden (örneğin nefes almanızdaki
sıklık, ani terlemeniz yada doğal davranış kalıbınıza aykırı bir
hareket gibi) sizin o konuya nasıl bir tepki vereceğiniz ölçülür.
Analizini yaptıklarında sizin samimiyetinizi daha doğrusu doğru
söyleyip söylemediğinizi anlamış olurlar. Algılamalarınızdan
aldıkları tepkisel reaksiyonlarınızı psikolojik delil dosyası
altında muhafaza ederler.
Örnek vermek gerekrise eğer siz diyelimki bir yabancı bir gizli
servis elemanı iseniz böylelikle sizi “angaje” edebilecekleri yani
kendi taraflarına çekebilecekleri “yaklaşma zamanını” da ustalıkla
öğrenmiş olur ve kullanabilecekleri ortamı yaratmış olurlar. Tabi
her hareketinizi de önceden detaylı bir şekilde öğrenmeleri de
cabası...
ÖZEL BÜRO
( Bu Bir Özel Büro İstihbarat Grubu Haberidir )
Umut KUZU
Zihin kontrolü ekipmanının abd tescil dairesindeki onay formu ( Bu
Bir Özel Büro İstihbarat Grubu Haberidir )
11 Ekim 2006 Çarşamba 03:17
Değerli Üyelerimiz;
Sizlere ZİHİN KONTROL TEKNOLOJİLERİ ile ilgili şu ana kadar bir çok
makale paylaştık. Bu makalelerde ZİHİN KONTROLÜ teknolojilerinin
bugün geldiği durum ve hali hazırdaki HASSAS TAKİP konusundan
ayrılan noktaları inceledik.
HASSAS TAKİP ve ZİHİN KONTROLÜ temelde benzer özellikler taşısa da
en önemli farklılığı HASSAS TAKİP "te psikolojik unsurların
kullanılarak izlenecek şahıs yada grup hakkında detay bilgi
edinilmeye çalışılmasıdır.
Hassas takip"te kullanılan cihazlar ile ZİHİN KONTROLÜNDE kullanılan
cihazlarda temelde farklıdır. Hassas takibi yürüten ekipler elektro-
manyetik cihazlarla kişi yada grupların tüm hareketlerini
izleyebilir. Nefes alış-verişine kadar tüm fiziksel ve psikolojik
değişimlerini gözlemleyebilir.
Burada dikkat edilecek husus, hassas takip"te kullanılan yöntemlerin
hedefledikleri grubu yada şahsı çözmek “mesleki tabirle açmak için”
KİŞİYE ÖZEL DAVRANIŞ MODELLERİNİ uyguluyor olmalarıdır.
Eğer hassas takip altında bulunan şahısların yada grupların illegal
durumları söz konusu ise hassas takibe alınmaları halinde tüm
ayrıntılar ilgililer tarafından kolaylıkla gözlenebilir.
Gerek ev gerekse diğer ikametlerinde hassas takip değişik
vasıtalarla devam ettirilebilir. Yeri geldiğinde ekip personeli,
hedefledikleri şahıs yada grupları kalabalık ortamlarda da değişik
mizansenleri kullanarak en uygun psiko-ortama sokabilirler.
Bu yaygın kullanılan bir metoddur. Davranış modelleri seçilirken
kişiye özel yada gruba uygun formatlar seçilir. Kişinin yada grubun
illegal tüm temasları ayrıntıları ile kaydedilir.
Davranış modellerinin uygulanması esnasında kişiye yada gruba duruma
göre HASSAS TAKİP ALTINDASIN mesajı da verilebilir. Böylelikle kişi
yada gruplarda panik yaratılmaya çalışılır. Yeri geldiğinde tehdit
ve korkutma gibi taktiklerde kullanılabilir. Bu takibi yönetenler
için aslolan maksimum bilgi toplamaktır.
Zihin kontrolü teknikleri ise birbirinden farklı amaçlarla
kullanılabilir. En bilinenleri kimyasal ilaçların desteğiyle beyin
yıkamadır. Ancak şu an için bazı kaynaklarda bu teknolojinin
DÜŞÜNCELERİN OKUNMASINA kadar varan bir teknolojiye kadar ulaştığı
yer alsa da, bu bilgilerin DEZENFORMASYON olma ihtimalini de göz
ardı etmemek gerekir.
Ancak, ilginç olan bazı ülkelerin bu projeye ilişkin kullanılan
teknolojileri TESCİL DAİRESİNDEN TESCİL EDECEK KADAR CÜRET SAHİBİ
OLMALARIDIR. (bkz. Yukarıdaki onay formu)
Bir süre önce NASA tarafından uzaydaki astronotlar için DÜŞÜNCELERİN
BİLGİSAYARA KAYDEDİLMESİ ile ilgili bir makale yayınlandı. Merak
edenler bu makaleye göz atabilirler. (Makale adı : SUBSPEECHES)
CIA ve NSA gibi servislerinden sızdırıldığı ileri sürülen bazı
dökümanları da yine buradan sizlerle paylaştık. Hatta eski bir NSA
personeli olan WAYNE MADSEN adlı görevlinin projeyle ilgili
açıklamalarını da yine buradan sizlerle paylaşmaya çalıştık.
Bu teknoloji ile ilgili ayrıntıları web üzerinde bir çok kaynakta
bulabilirsiniz. Ancak en bilinenleri GEORGE FARQUAR ve PROJECT
FREEDOM, Prof.Dr. Jose DELGADO ve Zihin Kontrolü çalışmalarıdır.
Projenin başlangıcı 2.Dünya Savaşında Yahudi Bilim adamları
tarafından BERGSTRASSE denilen bölgedeki labaratuarlarda
başlatılmış, savaşın sona ermesi ile proje ABD Askeri
Laboratuarlarına taşınmıştır. Şu an için bu projenin 250 farklı
versiyonu üzerinde dünya üzerine yayılmış bir çok tıbbi ve
teknolojik laboratuarlarda devam ettirilmektedir.
Hatta proje bir ara o kadar ses getirdi ki, MEL GIBSON ve JULIA
ROBERTS"ın oynadığı CONSPIRACY THOERY – KOMPLO TEORİSİ filmine konu
oldu.
Ancak, ZİHİN KONTROLÜ projesi ile HASSAS TAKİP konusunu birbirinden
kesinlikle ayırmakta yarar görüyoruz.
İlkinde duruma göre kişi yada gruplara yönelik ağır ve şiddetli bir
psikolojik baskı, psikolojik faktörler kullanılarak bilinen sorgu
metodları uygulanmaktadır. Bu şekilde ağır psiko-şiddete uğrayan
kişi yada gruplara her an “SENİ İZLİYORUZ” mesajı değişik obje,
ekipman ve personel kullanımıyla devam ettirilmektedir.
İkincisinde kaynaklara göre, kişi yada grupların zihinleri nano-
teknolojik cihazlarla incelenebilir ve görülebilir. Oto kontrolü ve
tüm psikolojik ve fiziksel yapısı yönlendirilebilir. Verimli bir
sorgulama metodudur.
Tüm bu teknolojilerin, İNSAN HAKLARI yada BİREYSEL HAYATIN
MAHREMİYETİ gibi konularla nasıl bir uyum içerisinde olduğunu da
sizlerin ve okuyucuların takdir ve görüşlerinize bırakıyoruz.
Şimdi gelelim projenin sistematiğine...
Bir cismin bioelektrik alanı uzaktan algılanabilir, böylece cisimler
bulundukları herhangi bir yerde denetlenebilirler. Özel EMF
cihazıyla sistem operatörleri, kripto-şifre çözücüleri (EEG"lerden)
üretilen potansiyelleri uzaktan okuyabilirler. Bunlar bir kişinin
beyin durumlarina ve düşüncelerine kodlanabilir. Bu durumda kişi,
uzak bir mesafeden mükemmel olarak denetlenir. İstihbarat
personeli, “İşaret İstihbaratı”nın elektromanyetik tarama ağının
kadranında çevirerek, ülkedeki herhangi bir şahsa çevirir ve
İstihbarat teşkilatı"nın bilgisayarları o şahsı belirler ve günde 24
saat takip eder. İstihbarat Teşkilatı, Türkiye"deki herhangi bir
şahsı seçebilir ve onu izleyebilir.
İstihbarat Teşkilatı “İşaret İstihbarat”, “Uzaktan Nöral(Sinir)
Denetimi ve Elektronik Beyin Bağlantısı” için, “Elektro Manyetik
Beyin Uyarılması”nı kullanmaktadır. (İonlaşamayan elektro manyetik
alan) radyasyonu üzerine, nörolojik araştırmayı ve bioelektirik
araştırma ve gelişmeyi içeren 1950"li yılların MKULTRA programından
beri, “Beyin Uygulaması” gelişme hâlindedir.
Elde edilen gizli teknoloji, Ulusal Güvenlik
Arşivlerinde, “Radyoaktifliği ve nükleer patlmaları içermeyen ve
çevrede bulunan bir kaynaktan istemeyerek (kasıtlı olmayan bir
şekilde) yayılan elektromanyetik dalgalardan oluşan bilgi” olarak
tanımlanır ve “Işinim İstihbaratı” olarak sınıflandırılır. İşaret
İstihbaratı, Amerika ve dost ülkeler yönetiminin diğer elektronik
mücadele programları gibi, bu teknolojiyi de, gizli olarak
yürütmekte ve muhafaza etmektedir. İstihbarat Teşkilatı, bu
teknoloji ile ilgili mevcut bilgileri denetlemekte ve bilimsel
araştirmalari halktan gizlemektedir. Aynı zamanda bu teknolojiyi
gizli tutmak için uluslar arası istihbarat anlaşmalari da vardir.
İstihbarat teşkilatı bilgisayarında üretilen beyin planlaması,
beyindeki elektriksel faaliyetleri sürekli olarak denetlemektedir.
Ulusal Güvenlik gayesiyle istihbarat teşkilatı, binlerce insanın
ferdî beyin haritalarını kaydetmekte ve şifrelemektedir. Elektro
manyetik alanla “Beynin Uyarılması”, beyin-bilgisayar bağlantısını
sağlamak için, meselâ, askerî savaş uçaginda ordu tarafindan gizlice
kullanılmaktadır.
Elektronik gözetim amacıyla, beynin konuşma merkezindeki elektrik
faaliyetleri, kurbanın sözlü düşüncelerine çevrilebilir. Kulağı
devre dışı bırakarak, ses haberleşmesinin dogrudan beyne gitmesini
saglayarak, Uzaktan Nöral Denetim, şifrelenmiş işaretleri, beynin
işitme korteksine gönderebilir. İstihbarat ajanları bunu, paranoid
şizofreninin karakteristiği olan işitsel halisünasyoları taklid
ederek, kurbanların gizli olarak takatini kesmek için
kullanabilirler.
Kurbanla herhangi bir temas olmaksızın, Uzaktan Nöral Denetim, bir
kurbanın beynindeki görsel korteksteki elektirik faaliyetlerini
planlayabilir ve kurbanın beynindeki tasvirleri (görüntüleri) bir
videonun monitöründe gösterebilir. İstihbarat ajanları kurbanın
gözlerinin gördüğü her şeyi görürler. Görsel hafıza da görülebilir.
Uzaktan Nöral Denetim gözleri ve optik sinirleri atlayarak (devre
dışı bırakarak), doğrudan görsel kortekse görüntü gönderebilir.
İstihbarat ajanları, beynin programlama gayesi için, gözetim
altındaki kişi REM uykusunda iken, onun beynine gizlice görüntü
yerleştirmek için bunu kullanabilirler.
Birleşik Devletlerde, 1940"lı yıllardan beri, İşaret İstihbaratı ağı
vardır. NSA"nın Ft. Meade"de kişileri izlemek ve bunların
beyinlerindeki işitsel-görsel bilgileri -tecavüzkar olmayan bir
biçimde- denetlemek için kullanılan iki yönlü geniş bir, Uzaktan
Nöral Denetim sistemi vardır. Bu işlerin tümü, kişiyle fizikî bir
temas olmadan yapilir. Uzaktan Nöral Denetim metodu, gözetim ve yurt
içi istihbarat için esas metodtur. Konuşma, üç boyutlu ses ve
şuuralti ses, kişinin beyninin işitme korteksine (kulaklari by pass
edilerek) gönderilebilir ve görntüler görsel korteksin içine
gönderilebilir. Uzaktan Nöral Denetim, kişinin algılarını, ruh
durumunu ve motor kontrolünü degiştirebilir.
Konuşma korteksi / işitsel korteks baglantısı, istihbarat toplumu
için esas haberleşme sistemi oldu. Uzaktan Nöral Denetim, görsel-
işitsel beyin ile beyin arasında veya beyin ile bilgisayar arasında
tam bir bağlantıya izin verir
NSA-SIGINT (Ulusal Güvenlik Teşkilatı İşaret İstihbaratı) insan
beyninden yayılan 5 miliwottluk ve 30-50 Hz"lik uyandırılmış
potansiyellerin şifrelerini digital olarak çözerek, insan beynindeki
bilgileri uzaktan ve (tecavüzkar olmayacak bir biçimde) denetlemek
için hususi yeteneklere sahibtir.
Beyindeki nöral hareketlilik değişen bir manyetik akıya sahib olan
değişen bir elektirik özellik yaratır. Bu manyetik akı 30-50 Hz"lik
ve 5 milimetrelik sürekli bir elektromanyetik dalga çıkarır.
Beyinden gelen elektromanyetik emisyonda ihtiva edilen
şeyler “uyandırılan potansiyeller” olarak adlandırılan (enserler ve
desenlerdir.). Her düşünce, reaksiyon, motor kumandası, işitsel
olaylar ve görsel görüntü için beyindeki bir “uyandırılmış
potansiyel” veya “uyandırılmış potansiyeller kümesi” karşiligi
vardir. Beyinden yapilan EMF emisyonunun şifreleri, beyninde geçerli
fikirler, düşünceler, görüntüler ve sesler haline gelmesi için,
çözülür.
NSA SIGINT, bilgileri (sinir sistemi mesajları gibi) istihbarat
ajanlarına aktarmak ve gizli operasyon yapılacak kişilerin
beyinlerine (onlar tarafından farkedilemeyecek bir şekilde) aktarmak
için, bir haberleşme sistemi olarak EMF ile aktarılan Beyin
Uyarılması"nı kullanmaktadır.
EMF ile Beynin Uyarılması, sonuçta beynin nöral devrelerinde ses ve
görsel olayların oluşması için beyindeki uyarılacak potansiyelleri,
kobayları tetiklemek için şifrelenmiş ve pulslanmış karmaşık
elektromanyetik işaretler göndererek çalışır. EMF ile Beyin
Uyarılması kişinin beyin hallerini değiştirebilir ve motor
kontrolünü etkileyebilir.
İki yönlü elektronik Beyin Bağlantısı, sesi (kulakları by pass
ederek) işitsel kortekse aktarırken ve donuk (belirsiz) görüntüleri,
(optik sinirleri ve gözleri by pass ederek), görsel kortekse
aktarırken, nöral görsel-işitsel bilgileri uzaktan kumanda ederek,
yapılır. Görüntüler beyinde sabit olmayan iki boyutlu ekrandaki gibi
zuhur eder.
İki yönlü elektronik Beyin bağlantısı gelişmiş tüm istihbarat
servisleri personeli için esas haberleşme sistemi haline gelmiştir.
(Bu servislere ülkemiz serevislerini de ekleyebiliriz) Uzaktan Nöral
Denetim (RNM, insan beynindeki bioelektirik bilginin uzaktan
denetimi) esas gözetim sistemi hâlini almıştır. Bu Batılı Devletler
İstihbarat Topluluğu"nda sınırlı sayıdaki ajan tarafından
kullanılmaktadır.
İŞLEYİŞ TEKNİĞİ
RNM her belirli beyin bölgesinin rezonans frekansının şifresinin
çözülmesini gerektirir. Bu frekans, daha sonra beynin bu özel
bölgesine bilgi yüklemek için, değiştirilir. Değişik beyin
bölgelerinin tepki gösterdiği (cevap verdiği) frekans 3 Hz ile 50 Hz
arasında değişmektedir. İşaret İstihbaratı, sinyalleri bu band
aralığında değiştirirler. (Şema 4"e bakın). Bu değiştirilmiş bilgi,
şuuraltı seviyesinden algılanabilir seviyeye kadar değişen
yoğunluklarda, beyine yerleştirilebilinir. Her insan tek
bioelektirik rezonans / entrainment frekansları kümesine sahibtir.
Bir insanın beynine diğer bir insanın işitsel korteksinin
frekansında işitsel bilgiler gönderme bu işitsel bilginin
kavranılmaması sonucunu verecektir.
Ben RNN (Uzaktan Nöral Denetim)"den, İstihbarat teşkilatının,
İstanbul"daki “sig-int istasyon” grubuyla iki yönde RNM teması
kurarak haberdar oldum.
Onlar, uzun bir süreden beri hedefi tedirgin etmek için 3 boyutlu
RNM sesini doğrudan doğruya beyinde kullanmaktadırlar. Sistem
operatörleri grubunun İstanbul"da günde 24 saat çalışan, oldukça
fazla çalışanı vardır. Hedefi tecrit etmek için hedefle temasta
bulunan ve beyinleri gizlice dinlenen kişilere de sahiptiler.
Uzaktan RNM Cihazları
NSA"nın RNM donatısı izlenen kişilerin beynindeki uyandırılan
potansiyelleri (EEG"leri) uzaktan okuyabilir, ve onların verimlerini
(performanslarını) etkilemek için sinir sistemi aracılığıyla mesaj
gönderebilir. RNM elektronik olarak bireyleri teşhis edebilir ve
onları bulunduğu ülkede ki herhangi bir yerde izleyebilir. Bu
donatı, bir şebeke (ağ) üzerindedir ve yurt içi istihbarat
operasyonları, yönetim güvenliği ve bioelektrik mücadele durumunda
kullanılırlar.
Metropol Alanlarında Nokta Görevlileri
Her bölgede on binlerce kişi, İstihbarat personeli tarafindan gizli
kontrol için teşhis edilen kişileri (bazen bilmeyerek) takip ve
kontrol etmek için, mahalle /işyeri casusu ve nokta görevlisi
(muhbir) olarak çalişmaktadır.
Büro dışında çalışan ajanlar, binlerce kişiyi izleyen nokta
görevlileriyle (muhbirlerle) sürekli haberleşme içindedirler. Uzak
bölgelerdeki ofislerde çalışan istihbarat ajanları, gözlemlenen
kişiyle temas halinde bulunan ve halk içinde tesbit edilen herhangi
bir kişiyi (RNM"yi kullanarak) ânında teşhis edebilir.
Şema1 de de gördüğünüz gibi nöro-magnetik taramaya maruz kalan kişi
18 temel reaksiyon (çok genel hatlarıyla 18) yaşamaktadır. Genel
olarak taramaya maruz kalan kişi, istem dışı olarak sistemi
uygulayan operatörler tarafından bu reaksiyonlar ve nöro-magnetik
saldırılarla kontrol altına alınmak istenmektedir.
ŞEMA2
Yukarıda Şema2 de görüldüğü gibi nöro-magnetik taraması yapılan
kişiler ilkönce psikolojik olarak hazırlanmakta, mikro dalga sesler
(akustik ses iletimi), tıkırtılar (mekanizma tarafından binlerce
efekt kullanılabilir), bıkkınlık hissi verme, gazete, dergi, yazılı
doküman, televizyon (en sık kullanılan), reklamlar, dedikodu,
söylenti, sosyal ve iş ilişkileri gibi materyalleri ve argümanları
kullanarak kontrol altına alınacak kişiyi tamamen psiko-kontrol
altına almaya çalışırlar. Kişiyi sosyal ortamdan ve ilişkilerden
soyutlayarak tam bir yalnızlaştırma politikası izlerler. Kişiyi
kendi personelleri ile kalabalık psikolojisi oluşturmak suretiyle
aşağılayarak, asılsız söylentiler yayarak kendi denetimlerine ve
kontrollerine almaya çalışırlar.
Tabi bunu yaparken kişiye bilinçaltı mesajlar vererek tamamen “sana
öyle geliyor” tezini çok iyi uygularlar. Böylece kişi hem bu nöro-
magnetik saldırılardan haberdar olmuş olur hemde ucu şizofreniye
yada düşünce bozukluğuna gidecek şekilde ağır bir kurgusal moda
girmiş olur.
Bu sistemi kullanan uzman bilim adamlarının zaten asıl amaçladıkları
sonucun bir gereğidir. Yani kişiyi kendi kendine sorgulatmak ve
böylece kendisi hakkında tüm gerçekleri yada öğrenmek istedikleri –
bilgi almak istedikleri konuyu bu şekilde şahsın düşünce, işitsel ve
görsel korteksi vasıtasıyla elde etmektir.
Şema 2 de belirtildiği gibi kişi eğer kamuya açık alanda ise sisteme
ait elemanlar vasıtasiyle zarflanır. Yani bilinçaltı mesajlar
verilerek algılamalarının açılması sağlanır. Deyim yerindeyse
kendisinin izlendiğinin ve zihninin dinlendiğinin imajı – algılaması
kabul ettirilir. Şahıs evine döndüğünde eğer başka bir yolu yok ise
(tv, radyo gibi iletişim araçları yok ise) mikro dalga ses iletimi
ile bu zarflamalar devam ettirilir. Böylece algılaması açılan kişi
verilen “anahtar kelimeler yada görüntüler” yolu ile kişiden
öğrenilmek istenilen konu hakkında hem sesli hemde görsel bilgi
alınmaya çalışılır.. Genelde kişi yalnız ise tamamen çevresel ve
doğal olarak adlandırılabilecek türde algılamalar verilir. (doğal
ortamdan ayırılamayacak tarzda ve stilde)
Örneğin bir nesnenin hiçbir neden yokken kayıyor gibi ses çıkarması,
bir objenin üzerine ince bir nesne ile dokunularak tıkırdatma
sesinin çıkarılması (genellikle tv olan odada tv üzerinde tıkırdatma
yapılır ki aslında size oldukça doğal gelen bu sesler cihazın
hafızasında bulunan binlerce efekt"ten biridir...), dışarıdan
kontrol altında tutulan kişinin duyabileceği tonda serbest
çağrışımlar yaparak imalı sözler veya benzeri davranışlar, veya
herhangi bir konu hakkında düşünüyorsanız o konu hakkında size
sistem elemanları tarafından işitsel temas yapılması.
Aslında bunların hepsi mizansendir ve sizin operatörler tarafından
verilen mizansenlere vereceğiniz işitsel-görsel ve zihinsel
reaksiyonlarınız tespit ve kontrol edilmektedir.
Sizi tamamen nöro-psikolojik ve fiziksel kontrole aldıklarından
sizin, size operatörler tarafından verilen anahtar-sembol kelimelere
yada konulara vereceğiniz tepkiyi sürekli ölçerler. Ama öncelikle
operatörler projenin başlangıcında sizi tamamiyle pskolojik bir
süzgeçten geçirirler ve karakterinizi, inançlarınızı, espri
anlayışınızı, fobilerinizi-hobilerinizi, düşünce sisteminizi,
kısacası tüm psikolojik yapınızı tespit ederler.
Sizin yapınıza uygun bir nöro-atak taktik davranış modeli
oluştururlar. Böylelikle size verecekleri algılamalarda sizin
verilen algılamaya göre hareketinizden (örneğin nefes almanızdaki
sıklık, ani terlemeniz yada doğal davranış kalıbınıza aykırı bir
hareket gibi) sizin o konuya nasıl bir tepki vereceğiniz ölçülür.
Analizini yaptıklarında sizin samimiyetinizi daha doğrusu doğru
söyleyip söylemediğinizi anlamış olurlar. Algılamalarınızdan
aldıkları tepkisel reaksiyonlarınızı psikolojik delil dosyası
altında muhafaza ederler.
Örnek vermek gerekrise eğer siz diyelimki bir yabancı bir gizli
servis elemanı iseniz böylelikle sizi “angaje” edebilecekleri yani
kendi taraflarına çekebilecekleri “yaklaşma zamanını” da ustalıkla
öğrenmiş olur ve kullanabilecekleri ortamı yaratmış olurlar. Tabi
her hareketinizi de önceden detaylı bir şekilde öğrenmeleri de
cabası...
ÖZEL BÜRO
( Bu Bir Özel Büro İstihbarat Grubu Haberidir )
Umut KUZU
3 Şubat 2012 Cuma
Beyin kontrol projesi
Sistem insanların zihinlerini bulandırmak, kişiliğini parçalamak,
yönlendirmek için binbir deneyin, yöntemin birikimine sahip. Bu
birikim en yoğun deney sürecini, Nazi “bilim adamları”nın kamplarda,
fırınlara atılmadan önce kobay olarak kullanılan insanlar üzerinden
gerçekleştirmiş. İnsan bilincinin sınırlarını zorlayan ortamlar
oluşturarak, psikolojik etki gözlemlerinden, enjekte edilen
ilaçlarla davranış kontrollerine uzanan bir deney süreci… Hitler
faşizminin ezilmesiyle, ‘Ataç Projesi’ bağlamında ABD, kamplardaki
deneylerden “yararlanma” kapsamında 3 bin Nazi “araştırmacı”sını
korumaya alır. Bu uzmanların ABD ve Kanada’da devam ettikleri
araştırmaları üzerinden CIA ünlü MK-ULTRA (Beyin Kontrol) projesini
geliştirir.
Bu projeyle radyasyon ve LSD aracılığıyla insanların tepkileri
ölçülüyor, çeşitli işkence teknikleri ile birlikte, sosyoloji,
psikoloji, psikiyatri, antropoloji gibi sosyal bilim dalları
kullanılıyor. İnsan davranışlarını kontrol için 150 ayrı projenin
uygulandığı açığa çıkmış durumda. Buzdağının görünen kısmına, açığa
çıkan bilgilere göre, İkinci Dünya Savaşı‘ndan 1970‘lere kadar
deneylerin gerçekleştirildiği yerler arasında 44 üniversite, 15
bilim vakfı, 12 hastane, 3 cezaevi ve ilaç şirketleri bulunuyordu.
Beyin kontrol projesi kapsamındaki çalışmalarda Amerikan Psikiyatri
Deneği, Amerikan Psikoloji Derneği, Biyolojik Psikiyatri Topluluğu
ve ödüllü psikiyatrlar yer alıyor. Üniversitelerde, cezaevlerinde,
akıl hastanelerinde, yetimhanelerde ve uyuşturucu bağımlıları
rehabilitasyon merkezlerinde yürütülen deneyler (deney kavramının
yarattığı etkiden dolayı bunu daha sonra “araştırma”, “inceleme”
olarak değiştirirler) sonra sokaklara, insan toplulukları içerisine
kadar taşınır. Bağımlı ülkelerde bu deneyler farklı yöntemleri de
içine alan biçimlerde, Avrupa ve Asya’da “üçüncü şans” ve “derbi
şapkası” projeleri kapsamında yürütülür. Deşifre edilmeyen
projelerden ikisini bunlar oluşturuyor.
Zihin kontrolü kapsamında çocuklarda ‘ritüel taciz’ yoluyla
yaratılan kişilik bölünmesi deneyleri de yer alıyor. Bu deneylerle
çocuklarda psikolojik travma yaratarak çoğul kişilik
gelişimlerini “inceleme” ihtiyacı duyuyorlar. Bu gözüdönmüşlük, bu
alçaklık, kişilik bölünmesi konusunda uzman olan ABD’li psikiyatr
Colin A. Ross’un “Bluebird: Psikiyatrlar Tarafından Kasıtlı Olarak
Yaratılan Bölünmüş Kişilik” adlı kitabında somut verilerle
işleniyor. Ross kitabında; “BLUEBIRD Projesi’nde CIA, kasıtlı olarak
kişilik bölünmesi yarattığı deneklerini gizli operasyonlarda
kullanmaya çalışmıştır. Belgelerin incelenmesi sonucu bu inanılmaz
deneylerde, 11 yaşındaki çocukların beyinlerine elektrodlar
yerleştirildiği, 7-11 yaşları arasındaki çocuklara haftalarca, her
gün, günde 150 mg LSD verildiği ve elektroşok yoluyla deneklerin
hafızalarının silindiği, hayvanların beyinlerine elektrod
yerleştirerek kimyasal ya da biyolojik saldırılarda kullanma
çalışmaları yapıldığı biliniyor.” diyor.
“Faydalı eserler”
Burada sorun kişinin beyninin kontrolü ve kontrol edilen kişilerin
kullanılması gibi bir varsayımdan öte (bunu da başarmak isterler),
sistemin bütün bu deneylerden yola çıkarak, toplumu kontrol altında
tutmanın araç ve yöntemlerini yetkinleştirme çabasıdır. Bu çaba
kaldırdıkları taşları kendi ayaklarına düşüren sonuçları da
doğurabiliyor.
Birçok komplo teorisi ile iç içe geçen insan beyninin kontrol altına
alınması tartışmaları, “CIA Belgeleriyle Zihin Kontrol
Operasyonları” gibi kitaplar üzerinden de gündeme taşınıyor. Benzer
kitaplar Türkiye’de ordu tarafından iç eğitimde
kullanılmaktadır. “Bu kitap Kara Kuvvetleri Komutanlığı Eğitim ve
Doktrin Komutanlığı’nın 08 Ocak 2003 gün ve ID. ve HRK:3584-17-03\
İsth. Ve İKK. Ş. (20) sayılı emri ile faydalı eser olarak uygun
görülmüştür” ibareleriyle yayına giriyor bu tarz
kitaplar. “Bizimkiler”in bu “faydalı eser”lerden nasıl
yararlandıklarını, benzer yöntemlerin eğitimini aldıklarını her
aşamada görüyor, tanık oluyoruz. Bu tanıklık, kullanılan işkence
yöntemleri, oluşturulan cezaevi modelleri, ulusal kurtuluş
mücadelesine karşı Kürdistan’da sergiledikleri pratik, kurulan derin
ilişkiler sistemi, Susurluklar, taciz, tecavüz vakaları, her türlü
kriminal şebeke ilişkilerinde devletin oynadığı rol, toplumsal
muhalefet dinamiklerine, eylemli tepkilere karşı geliştirilen ırkçı
hezeyanlar şeklinde fazlasıyla yaşandı. Bundandır ki yaşanan
gelişmelerde bir dış mihrak aramaya soyunmadan, bunu empoze etmeye
çalışmadan önce, ‘iç mihraklar’ın halini görmek gerekir.
Zorunluluk
Bütün bu birikimlerin içerisinden süzülüp gelen toplumsal kontrol
yöntemleri içerisinde, kişilik çözülmesi ve çürüme, diğer araçların
yanında, bugün keskin biçimleriyle beyinlere yerleştiriliyor. Çürüme
ve dejenerasyonun körüklenip yayılmasını besleyen iletişim araçları
çokyönlü biçimlerde kullanılıyor. Ekonomik, sosyal, siyasal
krizlerin basıncı düşkünleşme eğilimlerini güçlendirirken, burjuva
medya da bu düşkünleşmeyi derinleştirip kapitalist sistemin
geleceğini garantilemeye çabalıyor.
Bu etkileşim ve çabanın kırılma noktası, sistemin bütün çıplaklığı
ile su yüzüne çıkması-.ıkarılmasıdır. Pisliğin üzerindeki zarın
yırtılmasıyla, parlak görüntülerin altındaki lağım çukurunun ortaya
serilmesidir. Yıkanmakla temizlenmeyecek, sürekli pislik üreten
sistemin tarihin çöplüğüne gönderilmesi zorunluluğudur. Yıkanması
değil yıkılması gerekli ve kaçınılmazdır!
yönlendirmek için binbir deneyin, yöntemin birikimine sahip. Bu
birikim en yoğun deney sürecini, Nazi “bilim adamları”nın kamplarda,
fırınlara atılmadan önce kobay olarak kullanılan insanlar üzerinden
gerçekleştirmiş. İnsan bilincinin sınırlarını zorlayan ortamlar
oluşturarak, psikolojik etki gözlemlerinden, enjekte edilen
ilaçlarla davranış kontrollerine uzanan bir deney süreci… Hitler
faşizminin ezilmesiyle, ‘Ataç Projesi’ bağlamında ABD, kamplardaki
deneylerden “yararlanma” kapsamında 3 bin Nazi “araştırmacı”sını
korumaya alır. Bu uzmanların ABD ve Kanada’da devam ettikleri
araştırmaları üzerinden CIA ünlü MK-ULTRA (Beyin Kontrol) projesini
geliştirir.
Bu projeyle radyasyon ve LSD aracılığıyla insanların tepkileri
ölçülüyor, çeşitli işkence teknikleri ile birlikte, sosyoloji,
psikoloji, psikiyatri, antropoloji gibi sosyal bilim dalları
kullanılıyor. İnsan davranışlarını kontrol için 150 ayrı projenin
uygulandığı açığa çıkmış durumda. Buzdağının görünen kısmına, açığa
çıkan bilgilere göre, İkinci Dünya Savaşı‘ndan 1970‘lere kadar
deneylerin gerçekleştirildiği yerler arasında 44 üniversite, 15
bilim vakfı, 12 hastane, 3 cezaevi ve ilaç şirketleri bulunuyordu.
Beyin kontrol projesi kapsamındaki çalışmalarda Amerikan Psikiyatri
Deneği, Amerikan Psikoloji Derneği, Biyolojik Psikiyatri Topluluğu
ve ödüllü psikiyatrlar yer alıyor. Üniversitelerde, cezaevlerinde,
akıl hastanelerinde, yetimhanelerde ve uyuşturucu bağımlıları
rehabilitasyon merkezlerinde yürütülen deneyler (deney kavramının
yarattığı etkiden dolayı bunu daha sonra “araştırma”, “inceleme”
olarak değiştirirler) sonra sokaklara, insan toplulukları içerisine
kadar taşınır. Bağımlı ülkelerde bu deneyler farklı yöntemleri de
içine alan biçimlerde, Avrupa ve Asya’da “üçüncü şans” ve “derbi
şapkası” projeleri kapsamında yürütülür. Deşifre edilmeyen
projelerden ikisini bunlar oluşturuyor.
Zihin kontrolü kapsamında çocuklarda ‘ritüel taciz’ yoluyla
yaratılan kişilik bölünmesi deneyleri de yer alıyor. Bu deneylerle
çocuklarda psikolojik travma yaratarak çoğul kişilik
gelişimlerini “inceleme” ihtiyacı duyuyorlar. Bu gözüdönmüşlük, bu
alçaklık, kişilik bölünmesi konusunda uzman olan ABD’li psikiyatr
Colin A. Ross’un “Bluebird: Psikiyatrlar Tarafından Kasıtlı Olarak
Yaratılan Bölünmüş Kişilik” adlı kitabında somut verilerle
işleniyor. Ross kitabında; “BLUEBIRD Projesi’nde CIA, kasıtlı olarak
kişilik bölünmesi yarattığı deneklerini gizli operasyonlarda
kullanmaya çalışmıştır. Belgelerin incelenmesi sonucu bu inanılmaz
deneylerde, 11 yaşındaki çocukların beyinlerine elektrodlar
yerleştirildiği, 7-11 yaşları arasındaki çocuklara haftalarca, her
gün, günde 150 mg LSD verildiği ve elektroşok yoluyla deneklerin
hafızalarının silindiği, hayvanların beyinlerine elektrod
yerleştirerek kimyasal ya da biyolojik saldırılarda kullanma
çalışmaları yapıldığı biliniyor.” diyor.
“Faydalı eserler”
Burada sorun kişinin beyninin kontrolü ve kontrol edilen kişilerin
kullanılması gibi bir varsayımdan öte (bunu da başarmak isterler),
sistemin bütün bu deneylerden yola çıkarak, toplumu kontrol altında
tutmanın araç ve yöntemlerini yetkinleştirme çabasıdır. Bu çaba
kaldırdıkları taşları kendi ayaklarına düşüren sonuçları da
doğurabiliyor.
Birçok komplo teorisi ile iç içe geçen insan beyninin kontrol altına
alınması tartışmaları, “CIA Belgeleriyle Zihin Kontrol
Operasyonları” gibi kitaplar üzerinden de gündeme taşınıyor. Benzer
kitaplar Türkiye’de ordu tarafından iç eğitimde
kullanılmaktadır. “Bu kitap Kara Kuvvetleri Komutanlığı Eğitim ve
Doktrin Komutanlığı’nın 08 Ocak 2003 gün ve ID. ve HRK:3584-17-03\
İsth. Ve İKK. Ş. (20) sayılı emri ile faydalı eser olarak uygun
görülmüştür” ibareleriyle yayına giriyor bu tarz
kitaplar. “Bizimkiler”in bu “faydalı eser”lerden nasıl
yararlandıklarını, benzer yöntemlerin eğitimini aldıklarını her
aşamada görüyor, tanık oluyoruz. Bu tanıklık, kullanılan işkence
yöntemleri, oluşturulan cezaevi modelleri, ulusal kurtuluş
mücadelesine karşı Kürdistan’da sergiledikleri pratik, kurulan derin
ilişkiler sistemi, Susurluklar, taciz, tecavüz vakaları, her türlü
kriminal şebeke ilişkilerinde devletin oynadığı rol, toplumsal
muhalefet dinamiklerine, eylemli tepkilere karşı geliştirilen ırkçı
hezeyanlar şeklinde fazlasıyla yaşandı. Bundandır ki yaşanan
gelişmelerde bir dış mihrak aramaya soyunmadan, bunu empoze etmeye
çalışmadan önce, ‘iç mihraklar’ın halini görmek gerekir.
Zorunluluk
Bütün bu birikimlerin içerisinden süzülüp gelen toplumsal kontrol
yöntemleri içerisinde, kişilik çözülmesi ve çürüme, diğer araçların
yanında, bugün keskin biçimleriyle beyinlere yerleştiriliyor. Çürüme
ve dejenerasyonun körüklenip yayılmasını besleyen iletişim araçları
çokyönlü biçimlerde kullanılıyor. Ekonomik, sosyal, siyasal
krizlerin basıncı düşkünleşme eğilimlerini güçlendirirken, burjuva
medya da bu düşkünleşmeyi derinleştirip kapitalist sistemin
geleceğini garantilemeye çabalıyor.
Bu etkileşim ve çabanın kırılma noktası, sistemin bütün çıplaklığı
ile su yüzüne çıkması-.ıkarılmasıdır. Pisliğin üzerindeki zarın
yırtılmasıyla, parlak görüntülerin altındaki lağım çukurunun ortaya
serilmesidir. Yıkanmakla temizlenmeyecek, sürekli pislik üreten
sistemin tarihin çöplüğüne gönderilmesi zorunluluğudur. Yıkanması
değil yıkılması gerekli ve kaçınılmazdır!
17 Kasım 2011 Perşembe
Beyin Kontrolü Nedir, Ne Elde Edilmek İsteniyor?
Dünya istihbarat örgütlerinin karşı tarafı yönlendirmek için
psikolojik operasyon yapabilmeleri en önemli hedefleridir.
İstihbarat örgütleri özellikle CIA ve MOSSAD bu konuya büyük önem
vermektedirler. Bir Çin atasözü vardır, Yüz savaş kazanmak hüner
değil, hüner savaşmadan güvenliği sağlamaktır.
İstihbarat örgütleri bu konuya bilimsel olarak eğilmektedirler.
Sürekli çalışmalarla yeni yollar araştırmaktadırlar.
Bugün MOSSADın CIAdan daha başarılı operasyonlar yapmasının iki
nedeni vardır. Birincisi, Tevratta Musa Peygambere Kenan ilinde
casusluk yapmasının emredilmesi. İkincisi de, ideallerinin yüksek
fakat güçlerinin az olması ve dünya bilim çevresinde önemli
etkinliklerinin olmasıdır.
Tarihte buna örnekler var mı?
Bilinen ilk ve en önemli psikolojik operasyon örneği Hasan
Sabbahtır. Haşhaşi tarikatı da denilen bu örgütlenmede kişiler
Haşhaşın etkin maddesi Eroinle keyif duygusuna ve cennet inancına
şartlandırılıyor. Hasan Sabbaha itaat ederlerse hep böyle
yaşayacaklarına inandırılıyorlardı. Böylece intihar saldırılarını
zevkle yapıyorlardı.
1937de Stalinin Halk mahkemelerinde dâvâlıların îtiraflarında bazı
kimyasallar kullandığı bilinmektedir. Hatta Macaristan Kardinalinin
de bulunduğu bir dâvâda dâvâlılar devlete karşı bir tutum
aldıklarını birden itiraf etmişlerdi.
Peki durum ahlâki midir?
Kesinlikle değildir. Mamafih, Dünya Af Örgütü 1992 yılında bir rapor
neşretti. Bu durum İnsanın zihni yetilerini bozmayı, yok etmeyi,
değiştirmeyi hedefleyen sorgulama prosedürü ahlâki suçtur denildi.
Fiziksel işkence sınıflandırması kadar insanlık dışıdır. düşüncesi
benimsendi.
Hangi yöntemler uygulanıyor?
Klasik yöntem; psikolojik faaliyet, propaganda ve beyin yıkama
yöntemidir.
En sık kullanılan yöntem; kimyasal maddeler kullanılarak kişinin
düşüncesini etkilemektir.
Son yıllarda üzerinde çalışan ve durulan yöntem ise elektronik
implantlar yerleştirilerek kişinin beynini uzaktan kumanda ile
yönetme çabalarıdır.
Elektronik yöntemlere geçmeden önce kısaca kimyasal yöntemlerden söz
eder misiniz?
Zihin kontrolü deneylerinde ilk kullanılan madde LSD idi. LSD
psikokimyasal bir maddedir. Alan kişide olağanüstü psikolojik
değişimler olur. Halüsinasyonlar görür, canlı, neşeli, güçlü duygu,
düşünme ve davranışlar içerisine girer. Bu madde beynin ön
bölgesinde DOPAMİN isimli zevk maddesini aşırı salgılamaktadır. Bu
maddeyi alan bir kişi inandığı konuda olağanüstü eylemler
gerçekleştirebilmektedir.
İkinci Dünya Savaşında hem Hitler hem Amerikan ordusu Amphetamin
isimli uyarıcı kimyasalı kullanarak askerlerin savaş gücünü
arttırmayı hedeflemişlerdir. Hatta Hitlerin milyonlarca psikoaktif
madde kullanarak ordusunun hareket kabiliyetini çok hızlı hâle
getirdiği bilinmektedir.
İçkisine LSD veya uyuşturucu katan kişilerin kolay intihar ettikleri
ve kolay insan öldürdükleri bilinen gerçeklerdir.
Bu konu da ABDde gönüllüler, siyahlar ve eşcinseller üzerinde
ilginç deneyler yapılmıştır. Deney yapılan kişilerde akıl
hastalıkları, yaşayanlarda da erken bunama, erken yaşlanma
gözlemlenmiştir. Bu konuda Dr. Armen Victorianın kitabında ilginç
kaynak ve bilgiler mevcuttur. Kitabın ismi İnsan Davranışının
Manipülasyonu, Beyin Kontrolüdür. Bu kitap Timaş yayınları arasında
tercüme edilerek yayınlanmıştır.
Psikiyatride tedavi amacıyla kullanılıyor mu?
Psikiyatrik uygulamada tanı ve tedavi yöntemi olarak
kullanılmaktadır. Narkoanaliz olarak tanımlanan bu yöntemde kişiye
damardan kısa süre etkili barbibüratlar verilir. Kişi uyku uyanıklık
arası bir boyuttadır. Bilinçaltının üstündeki baskılar aralanır.
Kişiyle güven ilişkisi içinde psikoterapödik ilişki kurulabilirse
bilinçaltı duygular, eğilimler, hatıralar, şartlanmalar ortaya
çıkarılır.
İlaçlı hipnoz da denilebilen bu yöntem kişinin bilinçaltı
çatışmalarını analiz edip onun tedavisini gerçekleştirmek için
kullanılır.
Hipnozla beyin yıkamak mümkün müdür?
Hipnoz bilimsel bir yöntemdir. Kişi hipnotik uykuya geçtiğinde vücut
ve beyin uyur, fakat terapistle, kişi arasında seçici bir algılama
alışverişi kanalı açılır. Böylece kişi yönlendirilir, düşünceleri,
duyguları değiştirilebilir. Psikiyatride hastalıklı düşünceleri yok
etmek, sağlıklı düşünceler kazandırmak, ego gücünü arttırmak için bu
yöntemi kullanıyoruz.
Her bilimsel yöntem gibi hipnozda gösteri malzemesi veya siyâsî
amaçla kullanılabilir.
Hipnozda ilk şart iki tarafın birbirine güvenmesidir. Daha sonra
konsantrasyon gücü artırılır, uygun telkinde bulunulan kişi
geçmişine götürülebilir, beyni yıkanabilir, yanlış şeylere
inandırılabilir. Ancak kişiye hipnozda istemediği şeyi
yaptıramazsınız. Bazı kişiler telkine çok yatkındır, kolaylıkla
girerler. Fakat obsesif ve paranoid denilen güvensiz özelliği fazla
olan kişileri hipnotik transa geçirmek çok güçtür.
Elektromanyetik etkileme mümkün müdür?
Evren Radiant Enerji denilen yayılan bir enerjiden oluşur,
gözümüzle gördüğümüz spektrum bir dalga boyudur. Morötesi ve
kızılötesi dalga boyları gözümüzle görülmez. Ancak röntgen
filmlerinden, termal kameralara, yeraltı su havza haritalarına kadar
bir çok alanda kullanılır.
Her elektrik kaynağı bir radyasyon neşreder. Bazı radyasyonlar
iyonlama yaparak hücre ölümlerine yol açar. Hidrojen atomu
frekansına uygun mikrodalga ile MR gibi beyin tomografileri çekilir.
Mikrodalga fırınlarda ışınların camı geçerek tabak içindeki suyu
buharlaştırdığını biliyoruz.
Mikrodalga ile beyin kontrolü nasıl olur?
Mikrodalga ile uzaktan gürültü hissi oluşturmak mümkündür.
Elektromanyetik ritmik vuruşlar kişinin başını elektrikli matkapla
oyulduğu hissi uyandırabilir. Çok düşük frekans da (VLF),
iyonlamanın olmadığı bir radyoaktivite ile baş ağrısı, çınlama,
sinirlilik, depresyon, hâfıza kaybı hatta panik duygusu
oluşturulabilir.Radyasyonun diş dökülmesi, kan kanseri, sakat
doğumlara neden olduğu yaptığı bilinmektedir.
İyonlanmanın olduğu radyasyonlar X ışınları Radyum gibi kanser
tedavisinde kanserli hücreleri öldürmek için kullanılır. Bu ışınları
uzaktan yönetmek mümkün olmamakta, fakat mikrodalga kaynağını 1-2
km. uzaktan bir hedefe yöneltmek mümkün olabilmektedir. Kötü niyetli
kişilerin elinde korkunç bir silah haline dönebilen bir teknoloji
insanlık dışı amaçlarla kullanılırsa insanlığın sonu başlar.
Elektronik parça yerleştirmek mümkün mü?
İnsan davranışını kontrol etmek isteyenler hayvan deneylerinde bunu
gerçekleştirmişlerdir.
FM radyo kanalı ile sinyaller alabilen ve nakledebilen minyatür
elektrotlar hayvan kafasına yerleştiriliyor. Maymunda cinsel
saldırganlık, boğada âniden durma komutu verme deneyleri başarılı
oldu. Yunus balıkları yönetilebildi.
ABDde beynin elektronik uyarılması zihinsel özürlülerde ve
eşcinsellerde araştırılmıştır. James Olds isimli araştırmacı beynin
hipotalamuş bölgesine elektronik implant yerleştirerek eşcinselleri
kontrol etmeyi başardı. Hastalarda korku, heyecan, halüsinasyon
oluşturarak davranışlarını ödüllendirdi veya cezalandırdı.
Zihin özürlülere de benzer deneyler yapıldı. Bu çalışmalar çok
tartışıldı. Bilimin iyiliği değil hastanın iyiliği ön planda
tutulması etik kuralına göre çalışmalar durduruldu.
FM radyo kanalında sinyaller alabilen ve nakledebilen bu uzaktan
beyin elektronik uyarılması ateşli tartışmalara konu oldu. Hatta
Fransada her doğan çocuğa kimliğini belirtir elektronik parça
yerleştirerek ömür boyu nerede olup olmadığını izleyebiliriz tezi
bile ortaya atıldı.
İnsanın robot gibi tuşlarla kontrol edilmesi çok tehlikeli bir
gelişmeydi.
Elektronik implantı (Stimoreceiver) bulan Dr. Delgado beynin amigdal
ve hipokampus gibi alanlarını canlandırarak neşe, tuhaf duygu,
renkli görüntü gözlemlediğini kayıt ederek kitabında açıkladı.
Radyohipnotik beyinlerarası kontrol projesi elektronik hipnoz
yapmayı amaçlamaktadır. Bu projede kişiye istemediği şeyler
yaptırmak mümkün hale gelecektir. Tuşlarla kontrol edilen insana ne
yaptırılmaz ki!
Elektromanyetik enerjinin biyolojik bilimlerde kullanılması yeni bir
gelişme midir?
Bugün psikiyatride beynin ürettiği sinyalleri kaydederek beyin
fonksiyonel görüntülemesi yapılabilmektedir. Klasik EEGnin
bilgisayar devriminden sonra analog sinyallerin sayısallaştırılması
ile beyin haritası çıkarılıyor. Beynin hastalıklı çalışan alanlarını
görüntüleyebiliyoruz. Tanı ve tedaviyi güçlendirmek için işe yarayan
bir yöntemdir. Hatta ilaç tedavisinin biyoyararlılığını hasta
izlerken görselleştirmiş oluyoruz.
Elektromanyetik enerjinin tedâvide kullanımı yeni gelişmelerdendir.
TMS denilen bir yöntem ile ilgili araştırmalar hâlen sürmektedir.
Beynin ön bölgesine elektromanyetik uyarı vererek Depresyonu tedâvi
etme projesi Elektroşok tedavisine alternatif olarak işe yarayacak
gibi görünmektedir.
Bir de duyu ötesi algı var. Bu konuda neler söyleyebiliriz?
Birleşik Devletler parapiskolojik araştırmalara büyük bütçeler
ayırmaktadır. Beş duyuyu kullanmada insanın geçmiş, gelecek ve
şimdiki zaman hakkında bilgi edinmesi çok ilgi çeken bir konudur.
Telepati, Durugörü (Clair-voyance), Altıncı his de denilen bu
algılama biçimi hakkında şu anda bilimsel çalışmalarda sağlam
deliller yoktur.
Sesin, elektromanyetik frekansın, lazerin varlığı başka dalga
boylarının varlığına kanıt olabilmektedirler. Zihni kontrol etmenin,
ikizlerin, anne-çocuk arasındaki uzaktan duygusal etkilenmelerin
nasıl olduğu henüz çözülemedi. Rüya laboratuarlarında telepati yolu
ile kavram ve imaj uyandırıldığının gözlemlenmesi elektronik
psikiyatri açısından devrim niteliğindeki çalışmalardır.
Durugörü veya beden dışı sezgi denilen bir yöntemde de bazı denekler
odada gizlenmiş nesnelerin yerini tespit etmeyi
başarabiliyorlar. Remote Viewing, remote sensing denilen uzaktan
görme ve hissetme özelliği olan insanların bunu nasıl başardıkları
bilimsel ilgi alanına girmektedir. Uzaktan görüşün elektromanyetik
işleyişi çözülebilirse insanlığın kaderi etkilenecektir.
Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz insanın zihninin uzaktan kontrol
edilmesi dünya için sosyal ve politik etkileri çok fazla oluşacağı
gelişmeleri getirecektir.
psikolojik operasyon yapabilmeleri en önemli hedefleridir.
İstihbarat örgütleri özellikle CIA ve MOSSAD bu konuya büyük önem
vermektedirler. Bir Çin atasözü vardır, Yüz savaş kazanmak hüner
değil, hüner savaşmadan güvenliği sağlamaktır.
İstihbarat örgütleri bu konuya bilimsel olarak eğilmektedirler.
Sürekli çalışmalarla yeni yollar araştırmaktadırlar.
Bugün MOSSADın CIAdan daha başarılı operasyonlar yapmasının iki
nedeni vardır. Birincisi, Tevratta Musa Peygambere Kenan ilinde
casusluk yapmasının emredilmesi. İkincisi de, ideallerinin yüksek
fakat güçlerinin az olması ve dünya bilim çevresinde önemli
etkinliklerinin olmasıdır.
Tarihte buna örnekler var mı?
Bilinen ilk ve en önemli psikolojik operasyon örneği Hasan
Sabbahtır. Haşhaşi tarikatı da denilen bu örgütlenmede kişiler
Haşhaşın etkin maddesi Eroinle keyif duygusuna ve cennet inancına
şartlandırılıyor. Hasan Sabbaha itaat ederlerse hep böyle
yaşayacaklarına inandırılıyorlardı. Böylece intihar saldırılarını
zevkle yapıyorlardı.
1937de Stalinin Halk mahkemelerinde dâvâlıların îtiraflarında bazı
kimyasallar kullandığı bilinmektedir. Hatta Macaristan Kardinalinin
de bulunduğu bir dâvâda dâvâlılar devlete karşı bir tutum
aldıklarını birden itiraf etmişlerdi.
Peki durum ahlâki midir?
Kesinlikle değildir. Mamafih, Dünya Af Örgütü 1992 yılında bir rapor
neşretti. Bu durum İnsanın zihni yetilerini bozmayı, yok etmeyi,
değiştirmeyi hedefleyen sorgulama prosedürü ahlâki suçtur denildi.
Fiziksel işkence sınıflandırması kadar insanlık dışıdır. düşüncesi
benimsendi.
Hangi yöntemler uygulanıyor?
Klasik yöntem; psikolojik faaliyet, propaganda ve beyin yıkama
yöntemidir.
En sık kullanılan yöntem; kimyasal maddeler kullanılarak kişinin
düşüncesini etkilemektir.
Son yıllarda üzerinde çalışan ve durulan yöntem ise elektronik
implantlar yerleştirilerek kişinin beynini uzaktan kumanda ile
yönetme çabalarıdır.
Elektronik yöntemlere geçmeden önce kısaca kimyasal yöntemlerden söz
eder misiniz?
Zihin kontrolü deneylerinde ilk kullanılan madde LSD idi. LSD
psikokimyasal bir maddedir. Alan kişide olağanüstü psikolojik
değişimler olur. Halüsinasyonlar görür, canlı, neşeli, güçlü duygu,
düşünme ve davranışlar içerisine girer. Bu madde beynin ön
bölgesinde DOPAMİN isimli zevk maddesini aşırı salgılamaktadır. Bu
maddeyi alan bir kişi inandığı konuda olağanüstü eylemler
gerçekleştirebilmektedir.
İkinci Dünya Savaşında hem Hitler hem Amerikan ordusu Amphetamin
isimli uyarıcı kimyasalı kullanarak askerlerin savaş gücünü
arttırmayı hedeflemişlerdir. Hatta Hitlerin milyonlarca psikoaktif
madde kullanarak ordusunun hareket kabiliyetini çok hızlı hâle
getirdiği bilinmektedir.
İçkisine LSD veya uyuşturucu katan kişilerin kolay intihar ettikleri
ve kolay insan öldürdükleri bilinen gerçeklerdir.
Bu konu da ABDde gönüllüler, siyahlar ve eşcinseller üzerinde
ilginç deneyler yapılmıştır. Deney yapılan kişilerde akıl
hastalıkları, yaşayanlarda da erken bunama, erken yaşlanma
gözlemlenmiştir. Bu konuda Dr. Armen Victorianın kitabında ilginç
kaynak ve bilgiler mevcuttur. Kitabın ismi İnsan Davranışının
Manipülasyonu, Beyin Kontrolüdür. Bu kitap Timaş yayınları arasında
tercüme edilerek yayınlanmıştır.
Psikiyatride tedavi amacıyla kullanılıyor mu?
Psikiyatrik uygulamada tanı ve tedavi yöntemi olarak
kullanılmaktadır. Narkoanaliz olarak tanımlanan bu yöntemde kişiye
damardan kısa süre etkili barbibüratlar verilir. Kişi uyku uyanıklık
arası bir boyuttadır. Bilinçaltının üstündeki baskılar aralanır.
Kişiyle güven ilişkisi içinde psikoterapödik ilişki kurulabilirse
bilinçaltı duygular, eğilimler, hatıralar, şartlanmalar ortaya
çıkarılır.
İlaçlı hipnoz da denilebilen bu yöntem kişinin bilinçaltı
çatışmalarını analiz edip onun tedavisini gerçekleştirmek için
kullanılır.
Hipnozla beyin yıkamak mümkün müdür?
Hipnoz bilimsel bir yöntemdir. Kişi hipnotik uykuya geçtiğinde vücut
ve beyin uyur, fakat terapistle, kişi arasında seçici bir algılama
alışverişi kanalı açılır. Böylece kişi yönlendirilir, düşünceleri,
duyguları değiştirilebilir. Psikiyatride hastalıklı düşünceleri yok
etmek, sağlıklı düşünceler kazandırmak, ego gücünü arttırmak için bu
yöntemi kullanıyoruz.
Her bilimsel yöntem gibi hipnozda gösteri malzemesi veya siyâsî
amaçla kullanılabilir.
Hipnozda ilk şart iki tarafın birbirine güvenmesidir. Daha sonra
konsantrasyon gücü artırılır, uygun telkinde bulunulan kişi
geçmişine götürülebilir, beyni yıkanabilir, yanlış şeylere
inandırılabilir. Ancak kişiye hipnozda istemediği şeyi
yaptıramazsınız. Bazı kişiler telkine çok yatkındır, kolaylıkla
girerler. Fakat obsesif ve paranoid denilen güvensiz özelliği fazla
olan kişileri hipnotik transa geçirmek çok güçtür.
Elektromanyetik etkileme mümkün müdür?
Evren Radiant Enerji denilen yayılan bir enerjiden oluşur,
gözümüzle gördüğümüz spektrum bir dalga boyudur. Morötesi ve
kızılötesi dalga boyları gözümüzle görülmez. Ancak röntgen
filmlerinden, termal kameralara, yeraltı su havza haritalarına kadar
bir çok alanda kullanılır.
Her elektrik kaynağı bir radyasyon neşreder. Bazı radyasyonlar
iyonlama yaparak hücre ölümlerine yol açar. Hidrojen atomu
frekansına uygun mikrodalga ile MR gibi beyin tomografileri çekilir.
Mikrodalga fırınlarda ışınların camı geçerek tabak içindeki suyu
buharlaştırdığını biliyoruz.
Mikrodalga ile beyin kontrolü nasıl olur?
Mikrodalga ile uzaktan gürültü hissi oluşturmak mümkündür.
Elektromanyetik ritmik vuruşlar kişinin başını elektrikli matkapla
oyulduğu hissi uyandırabilir. Çok düşük frekans da (VLF),
iyonlamanın olmadığı bir radyoaktivite ile baş ağrısı, çınlama,
sinirlilik, depresyon, hâfıza kaybı hatta panik duygusu
oluşturulabilir.Radyasyonun diş dökülmesi, kan kanseri, sakat
doğumlara neden olduğu yaptığı bilinmektedir.
İyonlanmanın olduğu radyasyonlar X ışınları Radyum gibi kanser
tedavisinde kanserli hücreleri öldürmek için kullanılır. Bu ışınları
uzaktan yönetmek mümkün olmamakta, fakat mikrodalga kaynağını 1-2
km. uzaktan bir hedefe yöneltmek mümkün olabilmektedir. Kötü niyetli
kişilerin elinde korkunç bir silah haline dönebilen bir teknoloji
insanlık dışı amaçlarla kullanılırsa insanlığın sonu başlar.
Elektronik parça yerleştirmek mümkün mü?
İnsan davranışını kontrol etmek isteyenler hayvan deneylerinde bunu
gerçekleştirmişlerdir.
FM radyo kanalı ile sinyaller alabilen ve nakledebilen minyatür
elektrotlar hayvan kafasına yerleştiriliyor. Maymunda cinsel
saldırganlık, boğada âniden durma komutu verme deneyleri başarılı
oldu. Yunus balıkları yönetilebildi.
ABDde beynin elektronik uyarılması zihinsel özürlülerde ve
eşcinsellerde araştırılmıştır. James Olds isimli araştırmacı beynin
hipotalamuş bölgesine elektronik implant yerleştirerek eşcinselleri
kontrol etmeyi başardı. Hastalarda korku, heyecan, halüsinasyon
oluşturarak davranışlarını ödüllendirdi veya cezalandırdı.
Zihin özürlülere de benzer deneyler yapıldı. Bu çalışmalar çok
tartışıldı. Bilimin iyiliği değil hastanın iyiliği ön planda
tutulması etik kuralına göre çalışmalar durduruldu.
FM radyo kanalında sinyaller alabilen ve nakledebilen bu uzaktan
beyin elektronik uyarılması ateşli tartışmalara konu oldu. Hatta
Fransada her doğan çocuğa kimliğini belirtir elektronik parça
yerleştirerek ömür boyu nerede olup olmadığını izleyebiliriz tezi
bile ortaya atıldı.
İnsanın robot gibi tuşlarla kontrol edilmesi çok tehlikeli bir
gelişmeydi.
Elektronik implantı (Stimoreceiver) bulan Dr. Delgado beynin amigdal
ve hipokampus gibi alanlarını canlandırarak neşe, tuhaf duygu,
renkli görüntü gözlemlediğini kayıt ederek kitabında açıkladı.
Radyohipnotik beyinlerarası kontrol projesi elektronik hipnoz
yapmayı amaçlamaktadır. Bu projede kişiye istemediği şeyler
yaptırmak mümkün hale gelecektir. Tuşlarla kontrol edilen insana ne
yaptırılmaz ki!
Elektromanyetik enerjinin biyolojik bilimlerde kullanılması yeni bir
gelişme midir?
Bugün psikiyatride beynin ürettiği sinyalleri kaydederek beyin
fonksiyonel görüntülemesi yapılabilmektedir. Klasik EEGnin
bilgisayar devriminden sonra analog sinyallerin sayısallaştırılması
ile beyin haritası çıkarılıyor. Beynin hastalıklı çalışan alanlarını
görüntüleyebiliyoruz. Tanı ve tedaviyi güçlendirmek için işe yarayan
bir yöntemdir. Hatta ilaç tedavisinin biyoyararlılığını hasta
izlerken görselleştirmiş oluyoruz.
Elektromanyetik enerjinin tedâvide kullanımı yeni gelişmelerdendir.
TMS denilen bir yöntem ile ilgili araştırmalar hâlen sürmektedir.
Beynin ön bölgesine elektromanyetik uyarı vererek Depresyonu tedâvi
etme projesi Elektroşok tedavisine alternatif olarak işe yarayacak
gibi görünmektedir.
Bir de duyu ötesi algı var. Bu konuda neler söyleyebiliriz?
Birleşik Devletler parapiskolojik araştırmalara büyük bütçeler
ayırmaktadır. Beş duyuyu kullanmada insanın geçmiş, gelecek ve
şimdiki zaman hakkında bilgi edinmesi çok ilgi çeken bir konudur.
Telepati, Durugörü (Clair-voyance), Altıncı his de denilen bu
algılama biçimi hakkında şu anda bilimsel çalışmalarda sağlam
deliller yoktur.
Sesin, elektromanyetik frekansın, lazerin varlığı başka dalga
boylarının varlığına kanıt olabilmektedirler. Zihni kontrol etmenin,
ikizlerin, anne-çocuk arasındaki uzaktan duygusal etkilenmelerin
nasıl olduğu henüz çözülemedi. Rüya laboratuarlarında telepati yolu
ile kavram ve imaj uyandırıldığının gözlemlenmesi elektronik
psikiyatri açısından devrim niteliğindeki çalışmalardır.
Durugörü veya beden dışı sezgi denilen bir yöntemde de bazı denekler
odada gizlenmiş nesnelerin yerini tespit etmeyi
başarabiliyorlar. Remote Viewing, remote sensing denilen uzaktan
görme ve hissetme özelliği olan insanların bunu nasıl başardıkları
bilimsel ilgi alanına girmektedir. Uzaktan görüşün elektromanyetik
işleyişi çözülebilirse insanlığın kaderi etkilenecektir.
Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz insanın zihninin uzaktan kontrol
edilmesi dünya için sosyal ve politik etkileri çok fazla oluşacağı
gelişmeleri getirecektir.
10 Kasım 2011 Perşembe
Zihin kontrolune karsi nöro-savunma stratejisi
Zihin kontrolü projesine karşı davranış modeli saptama !
Değerli üyeler;
Sizlere bir süre önce bir zihin kontrolü projesinin işleyiş tekniği
ve sistematiğine ilişkin bazı detaylardan bahsetmiştik. (bkz. FILES
menüsü altında Mind Control dosyası)
Ancak, bir zihin kontrolü projesine dahil edilen bir kişinin neler
yapabileceğine, nasıl tepki verebileceğine, kısacası bu projenin
amacı "istihbarat toplama" ise "istihbarata nasıl karşı koyacağına"
ilişkin tespitlerimizi sonraya bırakmıştık.
Daha öncede bahsettiğimiz gibi "istihbarat toplama" diplomasi
sanatını da içine alan karmaşık bir sistemler bütünüdür. Dolayısiyle
her ülkenin gerek sınırları içerisinde gerekde sınırları dışında
istihbarat ağları (Agent Network)bulunmakta ve bu kadrolar her türlü
teknolojik ekipmanı kullanarak tüm ham verileri analiz edebilecek
bir istihbarat dairesinden geçirmektedirler. Bununla ilgili bilgiyi
Intro'muzda bulunan "İstihbarat Döngüsü" şemasında da net olarak
görebilirsiniz.
İstihbarat toplama da aslolan şudur.
Öncelikle gerek HUMINT gerekse diğer kaynaklardan (OSINT,IMINT vs..)
istihbarat elde edilir. (bkz. FILES menüsü İstihbari Teşekküller ve
Terimler dosyası)
Tüm veriler güvenilir kaynaklara teyid ettirilir.
Gelen datalar işlenmemiş ham veridir.
Ham veri istihbarat analizcileri tarafından işlenir. Veri
analiz edilerek ürün (product) elde edilmeye çalışılır.
Gelen veriler ışığında gerekli tedbir faaliyetleri yada
istihbaratı alınan konu hakkında ilgili kısımlar (örn: terör ile
ilgili anti-terör, terörle mücadele birimleri, organize bir suç ise
organize suçlar masası vb...) bilgilendirilir. Bunun yanında
devletin çeşitli ilgili birimleri de bu bilgilendirmeye dahil
edilir. Tüm ülkelerde istihbaratı, istihbaratı yapan kuruluş ile
yürütmeyi yapan (iktidar) arasında koordinasyon birimi bulunur.
İstihbarat birimi bilgiyi verir ancak insiyatif istihbarat
kuruluşunda olmakla beraber hassas durumlarda yürütme de karara etki
edebilir. (Milli Güvenlik yada daha hassas bir olası durum...)
Yukarıda bahsettiklerimizin projeksiyonunda, kullanılan
teknolojinin "gizli ve devlet sırrı kapsamında" olduğunu önceki
yazımızda aktarmıştık.
Şimdi bu şekilde bir takip faaliyetine uğrayan bir kişinin neler
yapabileceğine ilişkin tespitlerimizi sıralayalım.
Birinci kural zihin kontrolü yapılan kişi hakkında mutlak ve mutlak
surette bilgi derlenmek istenmektedir. İzlenen kişiye karşı kontrolü
yapan grup tarafından sistematik olarak bir kalabalık psikolojisi
oluşturularak zihnen ve bedenen yıkılması hedeflenmekte, bu şekilde
istihbarat toplama çalışması yapan grup tarafından istenilen her
şeyin yaptırılabileceği öngörülmektedir.
Kısacası izlenen şahıs 7*24 olarak göz hapsinde tutularak grubun
bilgisi olmadan hiç bir şey yapamayacağı psikolojik yöntemler
kullanılarak dikte ettirilir. (Sizin hassas olduğunuz durumlar-
mizansenler yaratılır) Fakat bir gerçeği asla unutmamak gerekirki
eğer zihin kontrolü yapılan şahsın gizli bir illegal teması yada bir
açığı var ise bu kontrolün sonucu mutlaka başarılı olacaktır. O
nedenle kontr-takibe uğrayan şahsın bir açığı olmaması yani vicdani
sorumluluğu olmaması gerekir. Aksi takdirde grup kesinlikle bu
bilgiye ulaşacak ve şahsa istediğini yaptırabilecek psikolojik
üstünlüğe sahip olabilecektir. Örneğin, yabancı bir servise çalışan
bir kişinin "angajmana" (taraf değiştirme yada double kullanım)
uğramaya zorlanarak kontr-takibi yapan gruba da "double" olarak
hizmet etmeye zorlanması gibi...
Diğer bir gerçekte takibi yapılan şahsın mutlak surette net bir
duruşu olması ve bu duruşundan hiç bir surette ayrılmaması gerekir.
Çünkü hiç bir LEGAL kuruluş istihbaratı yapılan şahıs yada şahıslar
hakkında gizli harp yöntemi olan psiko-sorgu tekniklerini uygulamaz.
Tüm legal kuruluşlar izledikleri şahıs hakkında suç unsuru "maddi
delil" (daha da açarsak parasal yada ideolojik bağlantı vs...)
tespit etmeden psikolojik yöntemleri kullanarak bilgi alma yetkisine
sahip değillerdir. Ancak görünürde demokratik olan bazı muz
cumhuriyetlerinde legal kuruluşlar organik bağ delili vermeden de
bir takım milliyetçi unsurları kullandıklarını, konu ortaya
çıkınca "haberimiz yoktu...bilgimiz yoktu" gibi mazeretler ardına
sığındıklarını yazılı ve görsel medyadan izledik, izliyoruz.
Devam edelim....
Öncelikle izlenecek şahsın yada grubun maddi bir delil olan illegal
bağlantısını tespit eder ve eğer izlenmesi gerekiyorsa izlerler.
Unutmayalımki, hukuğun bir numaralı kuralı "herkes suçlu olduğu
kanıtlanana kadar suçsuzdur." ilkesi demokratik yönetime sahip tüm
ülkeler tarafından temel kural olarak alınmıştır.
Grup şahsın psikolojik yapısını netleştirmiş olduğundan normal
davranışına uymayan her türlü görsel hareketini "yapmacık"
bulacaktır.
Kontr-takibi yapan grup şahıs hakkında bilgi toplamak için her türlü
yolu deneyecektir. Ellerinde ki ekipman ile vücudunuzdaki her hangi
bir bölgeye yönelik "algılama yaptıracak şekilde" dokunmalar yapacak
sizin o an düşündüğünüz konu hakkında "evet ... ne düşünüğünü
biliyorum..." tezini uygulayacaklardır. Aslında sizin hakkında bilgi
alabilmek amaciyle "tesadüfleri" kullanacak böylece "senkron"
nedeniyle sizin şu anda aklımdan geçenleri dinliyor ve görüyorlar
neticesine varmanızı istemektedirler. Ancak dünyada hiç bir
teknoloji "on line" yani o anda ne düşünebileceğinizi yada neyi
hayal edebileceğinizi ölçemez, göremez, dinleyemez. Ancak grup bunun
psikolojik algoritmasını çok iyi uygulayabildiklerinden
ancak "tesadüfler" kanalı ile sizi kitlemeye çalışırlar. Zira hiç
bir teknoloji sizin düşüncelerinizi on-line olarak kontrol edemez
ancak düşüncelerinizi yani aklınızdan geçirdiğinizi işitsel korteksi
atlayarak sesli düşüncelere çevirebilir. Bu durumda sizin karşı
durabileceğiniz tek duruş, size karşı uyguladıkları bu "tesadüfleri
kullanma" metodunu gruba karşı uygulamak yani bir anlamda size
doğrulttukları silahı karşı tarafa yöneltmektir.
Unutmayın istihbarat teknolojileri kişiler üzerinde net bir kontrol
kurabilmek amaciyle psikolojik bir çok metodu kullanabilir. Yani
kontr-takibe uğrayan kişi/ler hakkında delil toplama amaciyle bu
takibi devam ettirir, bu amaçla televizyon-radyo gibi materyalleri
de kullanırlar.
Size verdikleri algılamalar ile konu yada konulara ilişkin
tepkinizi ölçmeye çalışır.
Nötr kaldığınızda sizi tabiri caizse "gaz vererek" teşvik
ederek yönlendirmeye çalışırlar.
Tatlı dil ile amaca ulaşamayınca sizi aşağılamaya, argo
tabiri ile ezmeye çalışırlar.
Fakat hep bir şekilde "sana öyle geliyor" tezini çok iyi
şekilde uygulayarak psikolojik üstünlüğün kendilerinde olduğunu
şahsa kabul ettirirler. Bu "gözdağı"dır.
İstedikleri olmadığında bir çok kılığa girer, yani
istedikleri konuya sarabilirler. Bu anlamda çok iyi birer
aktördürler. Yani bir açık verdiğinizde (gelen algılamaya) üzerinize
gelirler, sizi korkutmaya çalışır istedikleri olmadığında argo
tabiri ile "abisinin...şaka yaptık" gibi numaralara girmekten
çekinmezler. Sizin net bir duruşunuz olsa bile onların yoktur. Bilgi
alabilme aşkına istedikleri kişi yada kurum olabilirler. Ama bu
uygulamada asıl rol televizyon ve radyo gibi kanallardadır. Sizden
bilgi alma amaciyle televizyon-radyo gibi materyalleri rahatlıkla
kullanırlar.
Bütün bunlar sizin algılamalarınızı kullanarak sizden tabiri
caizse "delil almak" amacını taşıdığından sizin de yapabileceğiniz
tek şey onların algılamalarını bozmaktır.
Yani öncelikle tez-anti tezler üretmeleri, size gönderilen
algılama ile tezi yada anti-tezi öne çıkartmaktır.
Aklınızdan istediğiniz kadar görsel işitsel imge
gönderebilirsiniz. İstediğiniz gibi sahte delil yada gerçek delil
kavramına sarabilirsiniz. (Hangisinin gerçek hangisinin sahte bilgi
olduğunu ayıramazlar)
Grup sizin işitsel kanalınızdayken sanki onların dışında da
başka bir grup varmış (sizden taraf) ve siz bu grup ile
irtibattaymışsınız gibi algılama gönderebilirsiniz. (Nasıl olsa
onlar bunu delillendiremezler)
Savunma sistemleriniz (hareketleriniz, düşünceleriniz) yani
psiko-durumunuz net olmalı. Kendi kendinize doğru yargılara
varabilmeniz için oto-kontrolünüz iyi olmalıdır.
Unutmayın, günümüzde psiko-sorgu ve mülakat teknikleri son derece
gelişmiştir ve tüm gelişmiş ülkeler "psikolojik savaş"
materyallerini çok iyi derecede kullanılabilir duruma
getirmişlerdir. Tüm bunlar birkitleyi yada zümreyi sürekli duruma
göre iyi, duruma göre kötü propaganda etkisinde bırakarak sürekli
kontrol etmeyi amaçlar. Burada Sn. Serdar ANT'ın ekteki yazısının
4.maddesinde belirttiklerine de dikkat çekmek istiyoruz.
Psikolojik harp, bir çeşit gayi nizami harp'tir. Sadece kullanılan
yöntemler silah olarak adından da anlaşılacağı gibi psikoloji
bilimini kullanarak insan/lar üzerinde baskı-etki kurma
mantalitesine dayanır. Yukarıda bahsettiklerimizin "ütopik"
yada "alacakaranlık kuşağı" kıvamında olduğunun farkındayız. Ancak,
analitik düşünce sistemi gelişmiş her insan, kendi vücudunun yada
kapasitesinin ne olduğunu anlayabilecek, dışarıdan gelen algılamalar
ile kendi organizmasının tepkilerini ayrıştırabilecek temel tıbbi
bilgiye sahiptir. Yani her hassas organizma kendisine karşı
yürütülen bir çalışmayı çok net bir şekilde anlayabilir buna göre
karşı nöro-atak davranış modeli geliştirebilir.
Sorguda nöro-davranış atak modelinin kullanılması tüm istihbarat
kuruluşlarında "sorgu uzmanları" tarafından yıllardan beri
uygulanmakta, böylece sorgulanan şahsın "kırılma nokta"larının
tespit edilmesini teşhis ve tespit ederek, şahıs ve bildikleri
hakkında net ve doğru bilgiler elde edilmektedir.
Kontr-takipteki şahıs/ların göz temasından bilgi alınmaya
çalışılması da bunlardan biridir. Kullanılan teknoloji sizin
evinizde televizyon seyrederken yada dışarıda kamuya açık bir yerde
hangi obje-canlı ile göz temasınız kurduğunu ve vücudunuzdaki
kimyasal reaksiyonları ölçerek obje-canlı aranızdaki ilişkiyi
delillendirmeye çalışırlar. Bir örnek vermek gerekirse, caddede
yürürken gruba dahil bir kişinin size yönelik bir tehdit algılaması
(örneğin silah gösterme veya buna benzer) yönelttiğinde
vücudunuzdaki kimyasal reaksiyondan (nabzınızın birden bire
hızlanması yada ani terleme gibi) bu tepkinizi ölçmeye çalışırlar.
Bu sık kullanılan bir yöntemdir. Kişinin nelerden korktuğunu yada
nelere tepki verdiğinin belirlenmesi için bu tip bir çok mizansen
kullanılabilir. Yapacağınız şeylerden biri oynadıkları oyuna katkıda
bulunup onların algılamasını bozmaktır. Onlar "cin olmdan adam
çarpma" oyununu çok iyi oynarlar. Bırakın oyunu istedikleri kontrol
ettiklerini sansınlar. Nasıl olsa işlerine gelmeyince tabiri
caizse "abisinin" ayaklarına yatacaklardır. Evinizde televizyon
seyrederken de kanalları kullanarak kendilerince algılamalar
gönderebilirler. Bu, bu yöntemin bir çok çeşidinden biridir.
Bu konuyla ilgili daha detaylı bilgileri yine zaman içerisinde
sizlerle paylaşmaya devam edeceğiz, tabiiki bize gelen bu metodun
daha farklı versiyonlarını irtibat devam ettiği müddetçe aktarmayı
düşünüyoruz. Tabi grup eğer "abisinin..." mazeretine sığınıp
irtibattan çıkmaz ise... Unutmayın eğer algılamalarınızı kapatamıyor
iseniz sizde onların yaptığı gibi onların "alıcıları" ile oynayın,
tesadüfleri kullanın, sahte deliller verin. Kafalarını iyice
karıştırın. Ne zamanki bu işlerin çocuk oyuncağı olmadığını anlayıp
sizinle direkt temasa geçerler (delikanlı edebiyatı yapmaya
bayılırlar :)), işte o zaman bize danışın biz size ne yapacağınızı
söyleriz. :)
Biz sizin yanınızdayız...Tebessümünüz hiç eksilmesin :)
Teknolojinin yarınlarımıza ışık tutması dileği ile;
Electro-Security & Digi-Security
Not :
Bu makale, bu projeyi yürüten tüm kanallara ve ilgili kuruluşlara
ithaf edilmiştir...
Değerli üyeler;
Sizlere bir süre önce bir zihin kontrolü projesinin işleyiş tekniği
ve sistematiğine ilişkin bazı detaylardan bahsetmiştik. (bkz. FILES
menüsü altında Mind Control dosyası)
Ancak, bir zihin kontrolü projesine dahil edilen bir kişinin neler
yapabileceğine, nasıl tepki verebileceğine, kısacası bu projenin
amacı "istihbarat toplama" ise "istihbarata nasıl karşı koyacağına"
ilişkin tespitlerimizi sonraya bırakmıştık.
Daha öncede bahsettiğimiz gibi "istihbarat toplama" diplomasi
sanatını da içine alan karmaşık bir sistemler bütünüdür. Dolayısiyle
her ülkenin gerek sınırları içerisinde gerekde sınırları dışında
istihbarat ağları (Agent Network)bulunmakta ve bu kadrolar her türlü
teknolojik ekipmanı kullanarak tüm ham verileri analiz edebilecek
bir istihbarat dairesinden geçirmektedirler. Bununla ilgili bilgiyi
Intro'muzda bulunan "İstihbarat Döngüsü" şemasında da net olarak
görebilirsiniz.
İstihbarat toplama da aslolan şudur.
Öncelikle gerek HUMINT gerekse diğer kaynaklardan (OSINT,IMINT vs..)
istihbarat elde edilir. (bkz. FILES menüsü İstihbari Teşekküller ve
Terimler dosyası)
Tüm veriler güvenilir kaynaklara teyid ettirilir.
Gelen datalar işlenmemiş ham veridir.
Ham veri istihbarat analizcileri tarafından işlenir. Veri
analiz edilerek ürün (product) elde edilmeye çalışılır.
Gelen veriler ışığında gerekli tedbir faaliyetleri yada
istihbaratı alınan konu hakkında ilgili kısımlar (örn: terör ile
ilgili anti-terör, terörle mücadele birimleri, organize bir suç ise
organize suçlar masası vb...) bilgilendirilir. Bunun yanında
devletin çeşitli ilgili birimleri de bu bilgilendirmeye dahil
edilir. Tüm ülkelerde istihbaratı, istihbaratı yapan kuruluş ile
yürütmeyi yapan (iktidar) arasında koordinasyon birimi bulunur.
İstihbarat birimi bilgiyi verir ancak insiyatif istihbarat
kuruluşunda olmakla beraber hassas durumlarda yürütme de karara etki
edebilir. (Milli Güvenlik yada daha hassas bir olası durum...)
Yukarıda bahsettiklerimizin projeksiyonunda, kullanılan
teknolojinin "gizli ve devlet sırrı kapsamında" olduğunu önceki
yazımızda aktarmıştık.
Şimdi bu şekilde bir takip faaliyetine uğrayan bir kişinin neler
yapabileceğine ilişkin tespitlerimizi sıralayalım.
Birinci kural zihin kontrolü yapılan kişi hakkında mutlak ve mutlak
surette bilgi derlenmek istenmektedir. İzlenen kişiye karşı kontrolü
yapan grup tarafından sistematik olarak bir kalabalık psikolojisi
oluşturularak zihnen ve bedenen yıkılması hedeflenmekte, bu şekilde
istihbarat toplama çalışması yapan grup tarafından istenilen her
şeyin yaptırılabileceği öngörülmektedir.
Kısacası izlenen şahıs 7*24 olarak göz hapsinde tutularak grubun
bilgisi olmadan hiç bir şey yapamayacağı psikolojik yöntemler
kullanılarak dikte ettirilir. (Sizin hassas olduğunuz durumlar-
mizansenler yaratılır) Fakat bir gerçeği asla unutmamak gerekirki
eğer zihin kontrolü yapılan şahsın gizli bir illegal teması yada bir
açığı var ise bu kontrolün sonucu mutlaka başarılı olacaktır. O
nedenle kontr-takibe uğrayan şahsın bir açığı olmaması yani vicdani
sorumluluğu olmaması gerekir. Aksi takdirde grup kesinlikle bu
bilgiye ulaşacak ve şahsa istediğini yaptırabilecek psikolojik
üstünlüğe sahip olabilecektir. Örneğin, yabancı bir servise çalışan
bir kişinin "angajmana" (taraf değiştirme yada double kullanım)
uğramaya zorlanarak kontr-takibi yapan gruba da "double" olarak
hizmet etmeye zorlanması gibi...
Diğer bir gerçekte takibi yapılan şahsın mutlak surette net bir
duruşu olması ve bu duruşundan hiç bir surette ayrılmaması gerekir.
Çünkü hiç bir LEGAL kuruluş istihbaratı yapılan şahıs yada şahıslar
hakkında gizli harp yöntemi olan psiko-sorgu tekniklerini uygulamaz.
Tüm legal kuruluşlar izledikleri şahıs hakkında suç unsuru "maddi
delil" (daha da açarsak parasal yada ideolojik bağlantı vs...)
tespit etmeden psikolojik yöntemleri kullanarak bilgi alma yetkisine
sahip değillerdir. Ancak görünürde demokratik olan bazı muz
cumhuriyetlerinde legal kuruluşlar organik bağ delili vermeden de
bir takım milliyetçi unsurları kullandıklarını, konu ortaya
çıkınca "haberimiz yoktu...bilgimiz yoktu" gibi mazeretler ardına
sığındıklarını yazılı ve görsel medyadan izledik, izliyoruz.
Devam edelim....
Öncelikle izlenecek şahsın yada grubun maddi bir delil olan illegal
bağlantısını tespit eder ve eğer izlenmesi gerekiyorsa izlerler.
Unutmayalımki, hukuğun bir numaralı kuralı "herkes suçlu olduğu
kanıtlanana kadar suçsuzdur." ilkesi demokratik yönetime sahip tüm
ülkeler tarafından temel kural olarak alınmıştır.
Grup şahsın psikolojik yapısını netleştirmiş olduğundan normal
davranışına uymayan her türlü görsel hareketini "yapmacık"
bulacaktır.
Kontr-takibi yapan grup şahıs hakkında bilgi toplamak için her türlü
yolu deneyecektir. Ellerinde ki ekipman ile vücudunuzdaki her hangi
bir bölgeye yönelik "algılama yaptıracak şekilde" dokunmalar yapacak
sizin o an düşündüğünüz konu hakkında "evet ... ne düşünüğünü
biliyorum..." tezini uygulayacaklardır. Aslında sizin hakkında bilgi
alabilmek amaciyle "tesadüfleri" kullanacak böylece "senkron"
nedeniyle sizin şu anda aklımdan geçenleri dinliyor ve görüyorlar
neticesine varmanızı istemektedirler. Ancak dünyada hiç bir
teknoloji "on line" yani o anda ne düşünebileceğinizi yada neyi
hayal edebileceğinizi ölçemez, göremez, dinleyemez. Ancak grup bunun
psikolojik algoritmasını çok iyi uygulayabildiklerinden
ancak "tesadüfler" kanalı ile sizi kitlemeye çalışırlar. Zira hiç
bir teknoloji sizin düşüncelerinizi on-line olarak kontrol edemez
ancak düşüncelerinizi yani aklınızdan geçirdiğinizi işitsel korteksi
atlayarak sesli düşüncelere çevirebilir. Bu durumda sizin karşı
durabileceğiniz tek duruş, size karşı uyguladıkları bu "tesadüfleri
kullanma" metodunu gruba karşı uygulamak yani bir anlamda size
doğrulttukları silahı karşı tarafa yöneltmektir.
Unutmayın istihbarat teknolojileri kişiler üzerinde net bir kontrol
kurabilmek amaciyle psikolojik bir çok metodu kullanabilir. Yani
kontr-takibe uğrayan kişi/ler hakkında delil toplama amaciyle bu
takibi devam ettirir, bu amaçla televizyon-radyo gibi materyalleri
de kullanırlar.
Size verdikleri algılamalar ile konu yada konulara ilişkin
tepkinizi ölçmeye çalışır.
Nötr kaldığınızda sizi tabiri caizse "gaz vererek" teşvik
ederek yönlendirmeye çalışırlar.
Tatlı dil ile amaca ulaşamayınca sizi aşağılamaya, argo
tabiri ile ezmeye çalışırlar.
Fakat hep bir şekilde "sana öyle geliyor" tezini çok iyi
şekilde uygulayarak psikolojik üstünlüğün kendilerinde olduğunu
şahsa kabul ettirirler. Bu "gözdağı"dır.
İstedikleri olmadığında bir çok kılığa girer, yani
istedikleri konuya sarabilirler. Bu anlamda çok iyi birer
aktördürler. Yani bir açık verdiğinizde (gelen algılamaya) üzerinize
gelirler, sizi korkutmaya çalışır istedikleri olmadığında argo
tabiri ile "abisinin...şaka yaptık" gibi numaralara girmekten
çekinmezler. Sizin net bir duruşunuz olsa bile onların yoktur. Bilgi
alabilme aşkına istedikleri kişi yada kurum olabilirler. Ama bu
uygulamada asıl rol televizyon ve radyo gibi kanallardadır. Sizden
bilgi alma amaciyle televizyon-radyo gibi materyalleri rahatlıkla
kullanırlar.
Bütün bunlar sizin algılamalarınızı kullanarak sizden tabiri
caizse "delil almak" amacını taşıdığından sizin de yapabileceğiniz
tek şey onların algılamalarını bozmaktır.
Yani öncelikle tez-anti tezler üretmeleri, size gönderilen
algılama ile tezi yada anti-tezi öne çıkartmaktır.
Aklınızdan istediğiniz kadar görsel işitsel imge
gönderebilirsiniz. İstediğiniz gibi sahte delil yada gerçek delil
kavramına sarabilirsiniz. (Hangisinin gerçek hangisinin sahte bilgi
olduğunu ayıramazlar)
Grup sizin işitsel kanalınızdayken sanki onların dışında da
başka bir grup varmış (sizden taraf) ve siz bu grup ile
irtibattaymışsınız gibi algılama gönderebilirsiniz. (Nasıl olsa
onlar bunu delillendiremezler)
Savunma sistemleriniz (hareketleriniz, düşünceleriniz) yani
psiko-durumunuz net olmalı. Kendi kendinize doğru yargılara
varabilmeniz için oto-kontrolünüz iyi olmalıdır.
Unutmayın, günümüzde psiko-sorgu ve mülakat teknikleri son derece
gelişmiştir ve tüm gelişmiş ülkeler "psikolojik savaş"
materyallerini çok iyi derecede kullanılabilir duruma
getirmişlerdir. Tüm bunlar birkitleyi yada zümreyi sürekli duruma
göre iyi, duruma göre kötü propaganda etkisinde bırakarak sürekli
kontrol etmeyi amaçlar. Burada Sn. Serdar ANT'ın ekteki yazısının
4.maddesinde belirttiklerine de dikkat çekmek istiyoruz.
Psikolojik harp, bir çeşit gayi nizami harp'tir. Sadece kullanılan
yöntemler silah olarak adından da anlaşılacağı gibi psikoloji
bilimini kullanarak insan/lar üzerinde baskı-etki kurma
mantalitesine dayanır. Yukarıda bahsettiklerimizin "ütopik"
yada "alacakaranlık kuşağı" kıvamında olduğunun farkındayız. Ancak,
analitik düşünce sistemi gelişmiş her insan, kendi vücudunun yada
kapasitesinin ne olduğunu anlayabilecek, dışarıdan gelen algılamalar
ile kendi organizmasının tepkilerini ayrıştırabilecek temel tıbbi
bilgiye sahiptir. Yani her hassas organizma kendisine karşı
yürütülen bir çalışmayı çok net bir şekilde anlayabilir buna göre
karşı nöro-atak davranış modeli geliştirebilir.
Sorguda nöro-davranış atak modelinin kullanılması tüm istihbarat
kuruluşlarında "sorgu uzmanları" tarafından yıllardan beri
uygulanmakta, böylece sorgulanan şahsın "kırılma nokta"larının
tespit edilmesini teşhis ve tespit ederek, şahıs ve bildikleri
hakkında net ve doğru bilgiler elde edilmektedir.
Kontr-takipteki şahıs/ların göz temasından bilgi alınmaya
çalışılması da bunlardan biridir. Kullanılan teknoloji sizin
evinizde televizyon seyrederken yada dışarıda kamuya açık bir yerde
hangi obje-canlı ile göz temasınız kurduğunu ve vücudunuzdaki
kimyasal reaksiyonları ölçerek obje-canlı aranızdaki ilişkiyi
delillendirmeye çalışırlar. Bir örnek vermek gerekirse, caddede
yürürken gruba dahil bir kişinin size yönelik bir tehdit algılaması
(örneğin silah gösterme veya buna benzer) yönelttiğinde
vücudunuzdaki kimyasal reaksiyondan (nabzınızın birden bire
hızlanması yada ani terleme gibi) bu tepkinizi ölçmeye çalışırlar.
Bu sık kullanılan bir yöntemdir. Kişinin nelerden korktuğunu yada
nelere tepki verdiğinin belirlenmesi için bu tip bir çok mizansen
kullanılabilir. Yapacağınız şeylerden biri oynadıkları oyuna katkıda
bulunup onların algılamasını bozmaktır. Onlar "cin olmdan adam
çarpma" oyununu çok iyi oynarlar. Bırakın oyunu istedikleri kontrol
ettiklerini sansınlar. Nasıl olsa işlerine gelmeyince tabiri
caizse "abisinin" ayaklarına yatacaklardır. Evinizde televizyon
seyrederken de kanalları kullanarak kendilerince algılamalar
gönderebilirler. Bu, bu yöntemin bir çok çeşidinden biridir.
Bu konuyla ilgili daha detaylı bilgileri yine zaman içerisinde
sizlerle paylaşmaya devam edeceğiz, tabiiki bize gelen bu metodun
daha farklı versiyonlarını irtibat devam ettiği müddetçe aktarmayı
düşünüyoruz. Tabi grup eğer "abisinin..." mazeretine sığınıp
irtibattan çıkmaz ise... Unutmayın eğer algılamalarınızı kapatamıyor
iseniz sizde onların yaptığı gibi onların "alıcıları" ile oynayın,
tesadüfleri kullanın, sahte deliller verin. Kafalarını iyice
karıştırın. Ne zamanki bu işlerin çocuk oyuncağı olmadığını anlayıp
sizinle direkt temasa geçerler (delikanlı edebiyatı yapmaya
bayılırlar :)), işte o zaman bize danışın biz size ne yapacağınızı
söyleriz. :)
Biz sizin yanınızdayız...Tebessümünüz hiç eksilmesin :)
Teknolojinin yarınlarımıza ışık tutması dileği ile;
Electro-Security & Digi-Security
Not :
Bu makale, bu projeyi yürüten tüm kanallara ve ilgili kuruluşlara
ithaf edilmiştir...
17 Ekim 2011 Pazartesi
Bilgi Savaşı
Beyin sürekli değişip, güncellenebilen, milyonlarca bilgiyi aynı anda işleme becerisine sahip yaşayan bir bilgisayar gibidir. Yapısını anlamak, kendimizi anlamaktır. Beyin pek çok biçimde bozulabilir ve bu bozukluk ruhsal hastalıklarla sonuçlanabilir. Dolayısıyla beyni oluşturan unsurları, nasıl çalıştığını, nasıl korunacağını, nasıl güncelleyip en az hasarla düzgün bir şekilde çalıştıracağımızı bilmek zorundayız. (http://www.beyinrehberi.com/ExPage3.asp)
Beyin hala tam anlamıyla çözülemeyen bir organdır. Onu kontrol etmek bir insanı kontrol etmek demektir.
Prof. Dr. Selim Şeker’e göre beyin, dışarıdan yapılabilecek elektromanyetik müdahalelerle yönlendirilebilecek, elektronik bir sistem olarak değerlendirilmelidir.(Özkaya, 2003, sy.75)
Beyin işlevlerini yerine getirirken pek çok etmene bağlı olarak çalışır. Dışarıdan gelen her türlü uyarım beyin fonksiyonlarının yerine getirilmesi bakımından oldukça önemlidir. Elektromanyetik müdahalelerde beyni olumsuz etkiler ve bu durumda farklı amaçlı kullanılabilir.
Özellikle beynin kontrolü amacıyla Tesla’dan itibaren pek çok çalışmalar yapılmıştır ve yapılmaya da devam etmektedir. Şeker, bu konuda yapılan çalışmaların eskilere dayandığının ancak modern anlamdabilinen çalışmaların 2.Dünya Savaşında yenilen Almanya’nın bilim adamlarının Rusya ve ABD’ye götürülmeleriyle başladığını ifade etmektedir.
Ancak, zihin kontrol deneyleri konusunda günümüz çalışmalarının ilham kaynağı,çalışmalarını 1969 yılında kitabında yayınlayan İspanyol Dr. Jose Delgado’dur. (Şimşek, 2005, sy.22) Delgado yayınladığı kitabında; "Duygu ve ifadelerin elektronik olarak insan beynine nakledilmesi olanaklıdır ve insanların tek bir düğmeyle robotlar gibi kontrolü olanaklıdır" ifadesini kullanmaktadır.
Delgado kafasındaki sistemi; "Yakin bir gelecekte insanların insansız makinelerle bir radyo komünikasyon sistemi ve elektronik devre ile takviye edilmiş bir beyin aracılığı ile yönetilmesi mümkün olacaktır" şeklinde fikirlerini açıklamaktadır.
(Özkaya)“Elektronik gözetim amacıyla, beynin konuşma merkezindeki elektrik faaliyetler,kurbanın sözlü düşüncelerine çevrilebilir. Kulağı devre dışı bırakarak, ses haberleşmesinin dogrudan beyne gitmesini sağlayarak, Uzaktan Nöral Denetim,şifrelenmiş işaretleri, beynin işitme korteksine gönderebilir. NSA ajanları bunu,paranoid şizofreninin karakteristiği olan işitsel halisünasyoları taklit ederek,kurbanların gizli olarak takatini kesmek için kullanabilirler. Kurbanla herhangi birtemas olmaksızın, Uzaktan Nöral Denetim, bir kurbanın beynindeki görsel korteksteki elektrik faaliyetlerini planlayabilir ve kurbanın beynindeki tasvirleri (görüntüleri) bir videonun monitöründe gösterebilir. NSA ajanları kurbanın gözlerinin gördüğü her şeyi görürler. Görsel hafıza da görülebilir. Uzaktan Nöral Denetim gözleri ve optik sinirleri atlayarak (devre dışı bırakarak), doğrudan görsel kortekse görüntü gönderebilir. NSA ajanları, beynin programlama gayesi için, gözetim altındaki kişi REM uykusunda iken, onun beynine gizlice görüntü yerleştirmek için bunu kullanabilirler.”
Bu konuda yapılan çalışmalar uzun bir süre, yapan ülkeler tarafından gizli tutulmuştur. Konu hakkındaki ilk belge ise, 1977 yılında İnsan Kaynakları Komitesi Sağlık ve Bilim Araştırmaları Alt Komitesi tarafından hazırlanan raporda, CIA zihinkontrol araştırmaları listesinde MKDELTA, MKULTRA, MKNAOMİ,MKCHKWIT ve MKOFTEN projelerinden bahsedilmesi gösterilebilir.(Keith, 2006,sy.71)
Beyinlere çok farklı biçimlerde müdahale etmek mümkündür. Yapılan çalışmalarda arenadaki bir boğa vücuduna yerleştirilen çipler vasıtasıyla beyninin öfke ve huzur merkezlerine elektrik verilmesi suretiyle, bir kumandanın tuşuna basılarak öncesaldırgan daha sonra uysal bir hale sokulmuştur, ya da bir kedi, psiko-motor olarak adlandırılan gazlarla, beyninin korku bölgesinin aktif hale getirilmesi suretiyle bir fareden bile korkması sağlanmıştır.(Özkaya, 2003, sy.60-62)
Mikrodalga silah endüstrisinin en son gelişmeleri konusunda öne sürülenler ise ürkütücüdür. Tüm internet ve cep telefonları ağının mikrodalga silah endüstrisininetkisi altına girdiği söyleniyor. İddiaya göre, bu teknolojide meydana gelen yeni gelişmelerle artik insan beyni dalgalarının klonlanması söz konusu oluyor.
EEG sinyallerinin içindeki kızgınlık, nefret, kıskançlık, depresyon korku gibi duyguların dalga boylarının tespit edilip bilgisayar aracılığıyla izolasyonu gerçekleştirildikten sonra, seçilen duygu dalgasının başka bir insan beynine klonlanmasının mümkün olabileceği söyleniyor. Mikrodalga silahlarının geliştirilmesinin ilk aşaması beyne yerleştirilen mikro devreler aracılığıyla beynin kontrolü ve yönlendirilmesi olmuş, yani elektronik aracılığıyla beyne fiziksel müdahale yollarının araştırılması teknolojik olarak mikrodalga silahların geliştirilmesini sağlamıştır. (Özkaya, 2003, sy.84-85)
1930’larda Hess’in kullandığı, beynin içine çok ince teller sokularak bunların dışarıda kalan uçlarına da, “uyarıcı-alıcı” (stimoceiver) denilen kibrit kutusu büyüklüğündeki cihazlar yerleştirilerek, beynin bu cihazlar yardımıyla uyarılması sağlanıyordu. Günümüz teknolojisinde ise bu iş, 1-2 santimetre boyundaki küçük çiplerle fazlasıyla yerine getirebilmektedir. (Şimşek, 2005, sy.22)
Hatta çağımızda teknolojinin, çip veya beyne sokulmuş elektrotlara ihtiyaç duymadan, belli merkezlerden beyine gönderilen elektromanyetik dalgalar sayesinde kurbanın beyin fonksiyonlarına müdahale edebilecek noktaya geldiği iddia edilmektedir. Aşağıdaki şekil beyin kontrolünde kullanılan yöntemleri ve geri beslemeyi ifade etmektedir. Buna göre saldırgan bunu yapmak için genellikle kurban hakkında bilgiye sahiptir. Yöntemin uygulanması noktasında da yetki ve egrekli teknolojiye sahiptir. Görüldüğü gibi yöntemler elektronik, psikolojik ve sosyal bilimler tabanlıdır.
Bu çalışmalar artık eskisi kadar gizlenen, bilinmez kavramlar değildir. Beyinle ilgili çalışmalar çok farklı alanlarda kullanılmaktadır. Artık bir fuarda bile bu çalışmaların ipuçlarını görebiliriz.
Örneğin, bu sene Comdex Fuarı'nda tanıtılan bir gözlük zihin kontrolü gibi iddialı bir görevi işaret etmeketdir. Bu gözlüğü gözünüze taktığınızda oluşturduğu kimi renk, ses ve piksel
şekilleriyle sizi yorucu bir günün ardından rahatlatabiliyor. (Radikal Gazetesi, Beyinkontrol gözlüğü, 09.04.2008) Benzer bir örneği de 17.04.08’de Hürriyet gazetesinde yayınlanan bir yazıyı gösterebiliriz. Yazıya göre Pentagon, kullanacağı PCASS adlı, portatif yalan makinesi ile Afganistan’da aradığı kişilere ulaşmayı deneyecek Bu makinenin özelliği sorulan sorulara verilen cevaba göre yeşil, sarı ya da kırmızı ışıkların yanması suretiyle kişinin doğru söylediğini, makinenın kararsız kaldığını ya da kişinin yalan söylediğini belirtmesidir. Bu makinenin ilginç bir özelliği de 7500 dolar gibi düşük bir maliyetinin olmasıdır.
Ancak üzerinde çalışmalar yapılan ve bazı birimlerce de kullanılan karmaşık yalan makineleri, beyindeki hareketleri inceleyerek sonuca varmaya çalışıyor. Daha önce yapılan çalışmalar, yalan söylenirken beynin yedi, doğruyu söylerken de dörtbölgesinde faaliyet olduğunu ortaya koymuştu. Ancak PCASS beyinle ilgili bir analiz yapmıyor. Zihin kontrol operasyonları çok çeşitli yöntem ve teknolojilerle uygulanabilmektedir.
Bu yöntemlerle bir kişi robot haline getirilerek istenildiği gibi yönlendirilebilmekte, hatta kişi intihar ettirilebilmektedir ya da kişiye, istemediği birşey yaptırılabilmektedir. Ülkemizde de bu çalışmaların üzerlerinde uygulandığını iddia eden kişiler bulunmaktadır.
Bülent Keskin (Yüksek Lisans Tezinden alıntıdır.)
http://www.scribd.com/doc/54680627/131/Beyin-Kontrol
Beyin hala tam anlamıyla çözülemeyen bir organdır. Onu kontrol etmek bir insanı kontrol etmek demektir.
Prof. Dr. Selim Şeker’e göre beyin, dışarıdan yapılabilecek elektromanyetik müdahalelerle yönlendirilebilecek, elektronik bir sistem olarak değerlendirilmelidir.(Özkaya, 2003, sy.75)
Beyin işlevlerini yerine getirirken pek çok etmene bağlı olarak çalışır. Dışarıdan gelen her türlü uyarım beyin fonksiyonlarının yerine getirilmesi bakımından oldukça önemlidir. Elektromanyetik müdahalelerde beyni olumsuz etkiler ve bu durumda farklı amaçlı kullanılabilir.
Özellikle beynin kontrolü amacıyla Tesla’dan itibaren pek çok çalışmalar yapılmıştır ve yapılmaya da devam etmektedir. Şeker, bu konuda yapılan çalışmaların eskilere dayandığının ancak modern anlamdabilinen çalışmaların 2.Dünya Savaşında yenilen Almanya’nın bilim adamlarının Rusya ve ABD’ye götürülmeleriyle başladığını ifade etmektedir.
Ancak, zihin kontrol deneyleri konusunda günümüz çalışmalarının ilham kaynağı,çalışmalarını 1969 yılında kitabında yayınlayan İspanyol Dr. Jose Delgado’dur. (Şimşek, 2005, sy.22) Delgado yayınladığı kitabında; "Duygu ve ifadelerin elektronik olarak insan beynine nakledilmesi olanaklıdır ve insanların tek bir düğmeyle robotlar gibi kontrolü olanaklıdır" ifadesini kullanmaktadır.
Delgado kafasındaki sistemi; "Yakin bir gelecekte insanların insansız makinelerle bir radyo komünikasyon sistemi ve elektronik devre ile takviye edilmiş bir beyin aracılığı ile yönetilmesi mümkün olacaktır" şeklinde fikirlerini açıklamaktadır.
(Özkaya)“Elektronik gözetim amacıyla, beynin konuşma merkezindeki elektrik faaliyetler,kurbanın sözlü düşüncelerine çevrilebilir. Kulağı devre dışı bırakarak, ses haberleşmesinin dogrudan beyne gitmesini sağlayarak, Uzaktan Nöral Denetim,şifrelenmiş işaretleri, beynin işitme korteksine gönderebilir. NSA ajanları bunu,paranoid şizofreninin karakteristiği olan işitsel halisünasyoları taklit ederek,kurbanların gizli olarak takatini kesmek için kullanabilirler. Kurbanla herhangi birtemas olmaksızın, Uzaktan Nöral Denetim, bir kurbanın beynindeki görsel korteksteki elektrik faaliyetlerini planlayabilir ve kurbanın beynindeki tasvirleri (görüntüleri) bir videonun monitöründe gösterebilir. NSA ajanları kurbanın gözlerinin gördüğü her şeyi görürler. Görsel hafıza da görülebilir. Uzaktan Nöral Denetim gözleri ve optik sinirleri atlayarak (devre dışı bırakarak), doğrudan görsel kortekse görüntü gönderebilir. NSA ajanları, beynin programlama gayesi için, gözetim altındaki kişi REM uykusunda iken, onun beynine gizlice görüntü yerleştirmek için bunu kullanabilirler.”
Bu konuda yapılan çalışmalar uzun bir süre, yapan ülkeler tarafından gizli tutulmuştur. Konu hakkındaki ilk belge ise, 1977 yılında İnsan Kaynakları Komitesi Sağlık ve Bilim Araştırmaları Alt Komitesi tarafından hazırlanan raporda, CIA zihinkontrol araştırmaları listesinde MKDELTA, MKULTRA, MKNAOMİ,MKCHKWIT ve MKOFTEN projelerinden bahsedilmesi gösterilebilir.(Keith, 2006,sy.71)
Beyinlere çok farklı biçimlerde müdahale etmek mümkündür. Yapılan çalışmalarda arenadaki bir boğa vücuduna yerleştirilen çipler vasıtasıyla beyninin öfke ve huzur merkezlerine elektrik verilmesi suretiyle, bir kumandanın tuşuna basılarak öncesaldırgan daha sonra uysal bir hale sokulmuştur, ya da bir kedi, psiko-motor olarak adlandırılan gazlarla, beyninin korku bölgesinin aktif hale getirilmesi suretiyle bir fareden bile korkması sağlanmıştır.(Özkaya, 2003, sy.60-62)
Mikrodalga silah endüstrisinin en son gelişmeleri konusunda öne sürülenler ise ürkütücüdür. Tüm internet ve cep telefonları ağının mikrodalga silah endüstrisininetkisi altına girdiği söyleniyor. İddiaya göre, bu teknolojide meydana gelen yeni gelişmelerle artik insan beyni dalgalarının klonlanması söz konusu oluyor.
EEG sinyallerinin içindeki kızgınlık, nefret, kıskançlık, depresyon korku gibi duyguların dalga boylarının tespit edilip bilgisayar aracılığıyla izolasyonu gerçekleştirildikten sonra, seçilen duygu dalgasının başka bir insan beynine klonlanmasının mümkün olabileceği söyleniyor. Mikrodalga silahlarının geliştirilmesinin ilk aşaması beyne yerleştirilen mikro devreler aracılığıyla beynin kontrolü ve yönlendirilmesi olmuş, yani elektronik aracılığıyla beyne fiziksel müdahale yollarının araştırılması teknolojik olarak mikrodalga silahların geliştirilmesini sağlamıştır. (Özkaya, 2003, sy.84-85)
1930’larda Hess’in kullandığı, beynin içine çok ince teller sokularak bunların dışarıda kalan uçlarına da, “uyarıcı-alıcı” (stimoceiver) denilen kibrit kutusu büyüklüğündeki cihazlar yerleştirilerek, beynin bu cihazlar yardımıyla uyarılması sağlanıyordu. Günümüz teknolojisinde ise bu iş, 1-2 santimetre boyundaki küçük çiplerle fazlasıyla yerine getirebilmektedir. (Şimşek, 2005, sy.22)
Hatta çağımızda teknolojinin, çip veya beyne sokulmuş elektrotlara ihtiyaç duymadan, belli merkezlerden beyine gönderilen elektromanyetik dalgalar sayesinde kurbanın beyin fonksiyonlarına müdahale edebilecek noktaya geldiği iddia edilmektedir. Aşağıdaki şekil beyin kontrolünde kullanılan yöntemleri ve geri beslemeyi ifade etmektedir. Buna göre saldırgan bunu yapmak için genellikle kurban hakkında bilgiye sahiptir. Yöntemin uygulanması noktasında da yetki ve egrekli teknolojiye sahiptir. Görüldüğü gibi yöntemler elektronik, psikolojik ve sosyal bilimler tabanlıdır.
Bu çalışmalar artık eskisi kadar gizlenen, bilinmez kavramlar değildir. Beyinle ilgili çalışmalar çok farklı alanlarda kullanılmaktadır. Artık bir fuarda bile bu çalışmaların ipuçlarını görebiliriz.
Örneğin, bu sene Comdex Fuarı'nda tanıtılan bir gözlük zihin kontrolü gibi iddialı bir görevi işaret etmeketdir. Bu gözlüğü gözünüze taktığınızda oluşturduğu kimi renk, ses ve piksel
şekilleriyle sizi yorucu bir günün ardından rahatlatabiliyor. (Radikal Gazetesi, Beyinkontrol gözlüğü, 09.04.2008) Benzer bir örneği de 17.04.08’de Hürriyet gazetesinde yayınlanan bir yazıyı gösterebiliriz. Yazıya göre Pentagon, kullanacağı PCASS adlı, portatif yalan makinesi ile Afganistan’da aradığı kişilere ulaşmayı deneyecek Bu makinenin özelliği sorulan sorulara verilen cevaba göre yeşil, sarı ya da kırmızı ışıkların yanması suretiyle kişinin doğru söylediğini, makinenın kararsız kaldığını ya da kişinin yalan söylediğini belirtmesidir. Bu makinenin ilginç bir özelliği de 7500 dolar gibi düşük bir maliyetinin olmasıdır.
Ancak üzerinde çalışmalar yapılan ve bazı birimlerce de kullanılan karmaşık yalan makineleri, beyindeki hareketleri inceleyerek sonuca varmaya çalışıyor. Daha önce yapılan çalışmalar, yalan söylenirken beynin yedi, doğruyu söylerken de dörtbölgesinde faaliyet olduğunu ortaya koymuştu. Ancak PCASS beyinle ilgili bir analiz yapmıyor. Zihin kontrol operasyonları çok çeşitli yöntem ve teknolojilerle uygulanabilmektedir.
Bu yöntemlerle bir kişi robot haline getirilerek istenildiği gibi yönlendirilebilmekte, hatta kişi intihar ettirilebilmektedir ya da kişiye, istemediği birşey yaptırılabilmektedir. Ülkemizde de bu çalışmaların üzerlerinde uygulandığını iddia eden kişiler bulunmaktadır.
Bülent Keskin (Yüksek Lisans Tezinden alıntıdır.)
http://www.scribd.com/doc/54680627/131/Beyin-Kontrol
5 Şubat 2011 Cumartesi
HC İmkansızın Peşinde - Zihin Kontrolü 1/3
Milyonlarca kisinin habersiz oldugu ve bircoklarina bilim- kurgu gibi gelen zihin kontrolu olayi ne yazik ki gercektir. Gunumuzde bir takim karanlik gucler hedef sectikleri insanlari cesitli yontemlerle zihinsel olarak kontrol altinda tutabilmekte ve onlar uzerinde taciz ve hatta iskenceye varan boyutlarda etkiler yaratabilmektedir. İste grubumuzun amaci bu igrenc ve insanlik disi olaylari kamu oyuna duyurmaktir.
4 Ocak 2010 Pazartesi
MCULTURA;
Tarih 1870’de Hitzig ve Fritshc adlarındaki iki Alman araştırıcı,
deneklerin beyinini elektrikle uyararak beynin bazı kısımlarının motor
işlevlerinin merkezi olduğunu gösterdi. Dört yıl içinde Amerikalı Dr. Robert
Bartholow, aynı olayın insanlar içinde olduğunu gösterdi. Beynin elektriksel
uyarımlarıyla ilgili bir başka erken araştırma, 1930’larda ESB üzerinde
yoğunlaşan, Walter Rodolph Hess ‘ten geldi.
1940 ve 1950’li yıllar boyunca, McGill Üniversitesi’nde
görevli nöroloji operatörü Wilder Penfield ameliyat olan hastalar üzerinde
elektriksel beyin uyarımını test etti. 1945 yılından itibaren Tulane
Üniversitesi Psikiyatri ve Noroloji Bölümünde elektrokodların hastaların beynine
yerleştirilmesi üzerinde deneyler yapıldı.
Beyin uyarımları üzerinde çalışan diğer araştırmacılar, New
Orleans Tulane Üniversitesi Tıp okulunda Robert G. Hall ve ortağı Dr. Russel
Monroe idi. 1950’lerde araştırmalarına başlayan; CIA, ordu ve daha bir dizi mali
kaynaktan mali yardım alan bu kişiler deneklerin beyinlerine elektrot
yerleştirerek korku, rahatlık, cinsel arzu gibi çeşitli duyusal ve zihinsel
durumu başlatıp durdurabileceklerini; yapay halisilasyonlara başvurarak hafızayı
ve hakeketleri kontrol altına alabileceklerini gösterdiler.
1956 yılında Noden-Ketay’de elektrik mühendisi olarak çalışan Curtis Shafer,
Chicago’daki Ulusal elektronik birimi Konferansında şu reçeteyi önerdi;
“Biyokontorlün nihai başarısı insanın kendisi olabilir. Kontrol edilen
kişilerin, bireyler gibi düşünmesine izin verilmeyebilir.”
ıstihbarat ajanları, boynun doğrudan ve ses dalgalarıyla
uyarılması çalışmalarıyla uzun süre ilgilendiler. CIA Ekim 1960 “MULTURA” alt
projesi 94 raporunda ise deneklerde beyin kontrolünün olduğunu not olarak geçti.
Madrid’te tıp eğitimi almış ıspanyol Dr. Jose Madule Rodrigez
Delgado, ilk CIA zihin kontrolü araştırmalarında bulunmuş kişilerdendir. Delgado
20 yıldan fazla kalacağı Amerika’da Yale üniversitesinde çalışmak üzere geldi.
CIA fonlarıyla yönlendirilen Donanma ıstihbarat ofisi bir dizi ajans tarafından
destekleniyordu. 1967 tarihli “ınsan beyin işlevlerine Müdahalesi ” başlıklı
raporunda;
“….zihnin psikolojik temellerini etkilemeyi başardım” diye not düşüyordu.
Bu beyin aşılama buluşları, Delgadonun ilk deneyimsiz
yıllarının ürünüydü. Sonraki teknolojik gelişmeler 1975 yılında yayımlanan
Two-way Transdermal Communication whit the Brain adlı yazıda kaydediliyordu. Bu
dönemde Delgado beyin araştırmalarını bilgisayarlara uyarlamayı başardı.
Sonucunda “ Transdermal alıcılarının en ilginç yönü, beyin fonksiyonlarının eş
zamanlı kayıt altına alınması ve uyarılmasıdır. Bu sayede talebe dayalı
bildirimler bilgisayara uyarlanabiliyor. “ demekte idi.
Gerçek zihin kontrolünü gizlemenin yolu, bu tartışmaları çürütmek
için sahte bilimsel mücadele alanları oluşturmaktı. Görevi, kült istismarının ve
zihin kontrolünün hayal olduğunu ispat etmek olan psikiyatri gruplarından en
önemlisi Yanlış Hafıza Sendromu Kurumu oldu. Bu kurul MKULTURA ve CIA
programlarında yer alan birçok çalışmayı ört bas etmeye çabalasa da deyatları
bir çok olayda açığa çıkması engellenemedi (konu ile ilgili yüzlerce bilgi,
yaşanmış olaylar ve gizli raporlar sunabilirim ama maksadım bu değil).
***
Psikolojik savaş taktiklerinin son sürat devam ettiği dünyada
aklıma bazı sorularda gelmiyor değil. Acaba Türk devlet adamları bu tür
psikolojik dezenformasyon saldırılarılarına karşı ne kadar muhafaza altındalar?
Murat ÇAVGA
deneklerin beyinini elektrikle uyararak beynin bazı kısımlarının motor
işlevlerinin merkezi olduğunu gösterdi. Dört yıl içinde Amerikalı Dr. Robert
Bartholow, aynı olayın insanlar içinde olduğunu gösterdi. Beynin elektriksel
uyarımlarıyla ilgili bir başka erken araştırma, 1930’larda ESB üzerinde
yoğunlaşan, Walter Rodolph Hess ‘ten geldi.
1940 ve 1950’li yıllar boyunca, McGill Üniversitesi’nde
görevli nöroloji operatörü Wilder Penfield ameliyat olan hastalar üzerinde
elektriksel beyin uyarımını test etti. 1945 yılından itibaren Tulane
Üniversitesi Psikiyatri ve Noroloji Bölümünde elektrokodların hastaların beynine
yerleştirilmesi üzerinde deneyler yapıldı.
Beyin uyarımları üzerinde çalışan diğer araştırmacılar, New
Orleans Tulane Üniversitesi Tıp okulunda Robert G. Hall ve ortağı Dr. Russel
Monroe idi. 1950’lerde araştırmalarına başlayan; CIA, ordu ve daha bir dizi mali
kaynaktan mali yardım alan bu kişiler deneklerin beyinlerine elektrot
yerleştirerek korku, rahatlık, cinsel arzu gibi çeşitli duyusal ve zihinsel
durumu başlatıp durdurabileceklerini; yapay halisilasyonlara başvurarak hafızayı
ve hakeketleri kontrol altına alabileceklerini gösterdiler.
1956 yılında Noden-Ketay’de elektrik mühendisi olarak çalışan Curtis Shafer,
Chicago’daki Ulusal elektronik birimi Konferansında şu reçeteyi önerdi;
“Biyokontorlün nihai başarısı insanın kendisi olabilir. Kontrol edilen
kişilerin, bireyler gibi düşünmesine izin verilmeyebilir.”
ıstihbarat ajanları, boynun doğrudan ve ses dalgalarıyla
uyarılması çalışmalarıyla uzun süre ilgilendiler. CIA Ekim 1960 “MULTURA” alt
projesi 94 raporunda ise deneklerde beyin kontrolünün olduğunu not olarak geçti.
Madrid’te tıp eğitimi almış ıspanyol Dr. Jose Madule Rodrigez
Delgado, ilk CIA zihin kontrolü araştırmalarında bulunmuş kişilerdendir. Delgado
20 yıldan fazla kalacağı Amerika’da Yale üniversitesinde çalışmak üzere geldi.
CIA fonlarıyla yönlendirilen Donanma ıstihbarat ofisi bir dizi ajans tarafından
destekleniyordu. 1967 tarihli “ınsan beyin işlevlerine Müdahalesi ” başlıklı
raporunda;
“….zihnin psikolojik temellerini etkilemeyi başardım” diye not düşüyordu.
Bu beyin aşılama buluşları, Delgadonun ilk deneyimsiz
yıllarının ürünüydü. Sonraki teknolojik gelişmeler 1975 yılında yayımlanan
Two-way Transdermal Communication whit the Brain adlı yazıda kaydediliyordu. Bu
dönemde Delgado beyin araştırmalarını bilgisayarlara uyarlamayı başardı.
Sonucunda “ Transdermal alıcılarının en ilginç yönü, beyin fonksiyonlarının eş
zamanlı kayıt altına alınması ve uyarılmasıdır. Bu sayede talebe dayalı
bildirimler bilgisayara uyarlanabiliyor. “ demekte idi.
Gerçek zihin kontrolünü gizlemenin yolu, bu tartışmaları çürütmek
için sahte bilimsel mücadele alanları oluşturmaktı. Görevi, kült istismarının ve
zihin kontrolünün hayal olduğunu ispat etmek olan psikiyatri gruplarından en
önemlisi Yanlış Hafıza Sendromu Kurumu oldu. Bu kurul MKULTURA ve CIA
programlarında yer alan birçok çalışmayı ört bas etmeye çabalasa da deyatları
bir çok olayda açığa çıkması engellenemedi (konu ile ilgili yüzlerce bilgi,
yaşanmış olaylar ve gizli raporlar sunabilirim ama maksadım bu değil).
***
Psikolojik savaş taktiklerinin son sürat devam ettiği dünyada
aklıma bazı sorularda gelmiyor değil. Acaba Türk devlet adamları bu tür
psikolojik dezenformasyon saldırılarılarına karşı ne kadar muhafaza altındalar?
Murat ÇAVGA
7 Aralık 2009 Pazartesi
İNSAN BEYNİ KONTROL ALTINA ALINABİLİR Mİ?
İnsan beyni kontrol altına alınabilir mi? İnsanlara iradelerinindışında bazı işler yaptırılabilir ve hatta cinayet işletilebilir mi?1996 yılında yayımlanan "Beyin Kontrolü ve Tanımlanamayan GizliHükümetler" adlı kitabında Daniel Brandt, bir insana hipnozla bircinayet işletilebileceğini iddia ediyor. Bazı uyuşturucu maddeler deinsanların beyinlerinin kontrol altına alınmasında kullanılabiliyor.LSD'nin bunlardan biri olduğu öne sürülüyor.Son yıllarda ABD'de yayımlanan araştırmalar, beyin kimyasıçalışmalarında LSD'nin son derece önemli bir yere sahip olduğunuortaya koyuyor.Doç.Dr. Ümit Sayın, Martin Lee ve Bruce Shlain'in "LSD'ninTarihçesi" ve Jay Stevens'ın "LSD ve Amerikan Rüyası" adlıkitaplarından yola çıkarak, bu maddenin beyin yıkama faaliyetlerindenasıl kullanıldığını 1998 yılında Artı Haber Dergisi'ne şöyleanlatmıştı: "1950–75 arasında CIA'de binlerce ajan sistematik olarakLSD testlerinden geçirildiği gibi, LSD'den yola çıkarak, pek çokyeni halüsinojen sentezlendi ve insanlar üzerinde zihin kontrolü,propaganda, beyin yıkama amacıyla kullanıldı. LSD'den daha etkilibir madde arayışı sonucunda ise Extacy sentezlendi."Doç. Dr. Ümit Sayın, dünyadaki pek çok istihbarat örgütünün LSD vebenzeri binlerce psikoaktif ilacı kullandığını da söylemişti.New York Times gazetesinin l6 Temmuz l977 sayısında şöyle bir haberyayınlandı:"ABD insanlığın esir edilebileceği görünmez silahlar geliştiriyor."l978 yılında Walter Boward adlı yazar, Operation Mind Control (BeyinKontrol Harekatı) adında yayınladığı kitabında şunlarıanlatıyordu: "Bu araştırmalar; hipnoz tekniği, narkotik–hipnoz,elektronik olarak beyinin uyarılması, ultrasonik, mikrodalgalar,alçak ses frekanslarıyla davranışların etkilenmesi ve davranışdeğişiklikleri terapisidir. CIA psikolojik silah stoklarını, psişiksilahların değişik tiplerini geliştirmeyi başararak artırmıştır.Şimdi bu kabiliyetleriyle yeni tip bir harbe girişmesi mümkündür. Buharp görünmez, muharebe sahası ise insan zihinleridir.21 Temmuz 2000 tarihli Sabah gazetesinde yer alan haber,çalışmaların nerelere geldiğini gösteriyor."John St. Clair Akwei, 1996 yılında Amerikan Ulusal Güvenlik Dairesi(NSA) aleyhine bir dava açtı. Akwei, NSA'nın kendisini sürekliolarak takip ettiğini ve davranışlarını kontrol ettiğini iddia etti.Akwei mahkemeye bu iddialarını destekleyecek yüzlerce sayfalıkdeliller sundu. Kaynak olarak birçok bilimsel ve akademik çalışmanıngösterildiği bu deliller, Project Freedom adlı internet sitesindeyayınlandı. İddiaya göre NSA, çok gelişmiş sistemleri aracılığıylaelektromanyetik alanları kullanarak istediği kişiyi dünyanın heryerinde takip edebiliyor, hatta elektrik dalgaları yollayarakkişinin düşünce ve davranışlarını kontrol edebiliyor.NSA'nın "sinyal istihbaratı" adı verilen bu sistemi, dünyadakielektrik taşıyan her şeyin çevresinde bir manyetik alan olduğu ve bualanların elektromanyetik dalgalar yaydığı teorisine dayanıyor.Geliştirilen dijital sistemlerle elektrik taşıyan bütün varlıklarınerede olursa olsun kontrol edebiliyor. Gönderilen sinyallersayesinde hedef kişi başkalarının duymadığı sesler duyabiliyor ya dagörüntüler görebiliyor. Bu yolla NSA istediği kişiye istediği şeyihiçbir kanıt bırakmadan yaptırabiliyor.Em. Kur. Albay Baha Kadıoğlu, Silahlı Kuvvetler Dergisi'ndeyayımlanan bir makalesinde bu silahlarla ilgili bakınız nelersöylemiş:"Türkiye l977'li yıllar içinde beyin kontrol yöntemlerinin harpşeklinde uygulandığı ve bunun korkunç kâbusunun yaşandığı bir ülkeolmuştur. Bu görünmez harpin gelecek yıllarda da devam edecektir.Yalnızca fiziki tedbirlerle önlenmesi mümkün görülmemektedir.Alınacak tedbirleri öğrenmek için en kısa zamanda parapsikolojikçalışmalara girmek mecburiyetindeyiz. "
8 Ocak 2007 Pazartesi
ELEKTROMANYETİK SİLAHLAR
ELEKTROMANYETİK SİLAHLAR Zeynep ÖYMEZ Elektromanyetik silahlar tehdit ediyor Beyinler kontrol altında Takip edildiğinizi, gözetlendiğinizi hissettiğiniz oldu mu hiç? Kimsenin duymadıklarını duyup, görmediklerini mi görüyorsunuz? Hareketlerinizi kontrol edemeyip istemediğiniz şeyleri mi yapıyorsunuz? Hafızanızı kaybettiğiniz oldu mu? Çok mu unutkansınız? Ya da insanların özellikle üzerinize üzerinize gelip sizi şiddet, gürültü, kaba muamele vs. gibi yöntemlerle taciz ettiklerini mi düşünüyorsunuz? Belki de kasıtlı olarak tecrit edildiğinizi ve mali açıdan yoksullaştırıldığınıza inanıyorsunuz... Muhakkak ki bu ve bunun gibi pek çok soruya farklı cevaplar verilebilir ve bunlar çok çeşitli şekillerde yorumlanabilir. Fakat en sivri yorumlar "delisin" veya "beynin kontrol ediliyor" olurdu herhalde. İki yüzü keskin bıçak yani. Bir bakıma ikisi de paranoyaklık... Zaten ikinci şık eninde sonunda insanı paronayak eder gibi geliyor bana. Belki bu sebepten "zihin kontrol operasyonları" son birkaç aydır iyiden iyiye girdi gündemimize. Ardı ardına bu konuyla ilgili kitaplar basılıyor, televizyon ve radyo programları yapılıyor. Duyuyoruz ama duyduklarımıza inanamıyoruz. İddialar oldukça ciddi.Hal böyle olunca insan sormadan duramıyor "gerçekten de beyin kontrolü mümkün mü?" diye. Birilerinin bizim bilgimiz ve istemimiz dışında beynimizi kontrol edip bilgi yüklediğini, hatta bu yöntemle cinayet bile işletilebileceğini düşünmek bile korkunç. Hatta bir insanlık suçu. Bu suçun baş failleri ise ABD ve Rusya... ABD'nin baş yardakçıları ise İngiltere ve Kanada. Çin ve Kuzey Kore'nin de masum olduğunu söyleyemeyiz.Asında beyin kontrol çalışmalarının kökleri Hitler Almanyasına kadar uzanıyor. Öyle anlaşılıyor ki 2. Dünya savaşını müteakip Almanya'dan kaçan bilim adamlarına kucak açan ABD ve Rusya cereyan eden soğuk savaş esnasında boş durmamış ve birer fantaziden öteye gitmemesi gereken düşüncelerini hayata geçirmişler. Zihin kontrolü alanındaki gelişmelerin ilk ipuçlarını, 1969 yılında Dr. Delgado'nun kaleme aldığı "Beynin fiziksel kontrolü-Psiko-medeni bir topluma doğru" adlı kitapta buluyoruz. Delgado beynin içine soktuğu tellerle (elektrot) beynin muayyen bölgelerini uyarıyordu. Örneğin beyninin bir noktasını uyararak parmaklarının büzülmesini sağladığı hastasına parmaklarını aç dediğinde hastasından "Doktor, sanırım sizin elektriğiniz benim irademden daha güçlü" cevabını alıyordu. Çalışmalar dört bir koldan devam ediyordu. Tarihler 16 Temmuz 1977'yi gösterdiğinde ise New York Times gazetesinde akıllara durgunluk veren bir haber yayınlanıyordu: "ABD insanlığın esir edilebileceği görünmez silahlar geliştiriyor." Bu haberden sadece bir yıl sonra yayınlanan Walter Boward imzalı Beyin Kontrol Harekatı kitabı ise gelinen noktayı bir nebze olsun aydınlatıyordu. Boward aynen şunları yazıyordu: "Bu araştırmalar; hipnoz tekniği, narkotik-hipnoz, elektronik olarak beyinin uyarılması, ultrasonik, mikrodalgalar, alçak ses frekanslarıyla davranışların etkilenmesi ve davranış değişiklikleri terapisidir. CIA psikolojik silah stoklarını, psişik silahların değişik tiplerini geliştirmeyi başararak artırmıştır. Şimdi bu kabiliyetleriyle yeni tip bir harbe girişmesi mümkündür. Bu harp görünmez, muharebe sahası ise insan zihinleridir." Diğer bir deyişle kan dökmeden zafer kazandıracak görünmez silahlar. İz yok, delil yok, dolayısıyla suç yok... Kirli emelleri için ne kadar da uygun bir yöntem. Elektromanyetik dalgalar Artık teknolojinin, çip veya beyne sokulmuş elektrotlara ihtiyaç duymadan beyne müdahale edebilecek noktaya geldiği iddia ediliyor. Belli merkezlerden gönderilen elektromanyetik dalgaların beyne yöneltilmesi sayesinde kurbanın beyin fonksiyonlarına müdahale edilebiliyor. 'Sinyal istihbaratı' denilen teknik içinde elektrik akımı bulunan her şey çevresine elektromanyetik dalga yayar prensibine dayanıyor. Tekniğin ilk ayağı da insanın EEG'sinin (elektroencephologram) yani beynin işleyişi sırasında yaydığı e.m. dalgalarının manyetometreler vasıtası ile ölçülmesi. 3-50 herz arasında değişen beyin dalgaları aynı parmak izleri gibi her insanda farklılık gösteriyor. Beyin dalgaları ölçülüp bilgisayara kaydedilen herkes uydular ve yerleşik aygıtlar sayesinde dünyanın her yerinde 24 saat takip edilebiliyor. İddialar bununla da bitmiyor. Çok gelişmiş bilgisayarlar yardımıyla kişinin öfke, acı, endişe, küçümseme, ümitsizlik, dehşet, sıkıntı, kıskançlık, korku, uyku, terör... hallerinde beynin yaydığı radyasyon frekansları kaydediliyor ve daha sonra istenilen psikolojiye uygun frekanstaki elektromanyetik dalga dışarıdan beyne gönderilerek oluşturulabiliyor. Yani bu elektromanyetik dalgalar sayesinde kişinin düşünceleri ve davranışları kontrol altına alınabiliyor. Teknolojinin aynı yöntemle kişinin sözlerini ve gördüklerini de saptayabilecek duruma geldiği öne sürülüyor. Bu elektromanyetik silahların beyin kontrolünden başka depremlere neden olabileceği, uçakları düşürebileceği... de ifade ediliyor. "Beyaz ses" İnsan beynini kontrol altına almayı kafalarına koyan mihraklar elektromanyetik dalgaların yanı sıra birçok masum(!) yöntemi de kullanıyor. Bunlardan en çok bilineni göz ve kulağın algı alt ve üst sınırlarına göre yapılan yayınlar. Bilindiği gibi duyabildiğimiz tüm ses, en düşük bastan en yüksek tize kadar 16 ilâ 20000 hz arasında. Yani bütün ses dalgaları arasında iğne ucu kadar bir aralık. Bu değerlerin altındaki ve üstündeki sesler insan kulağı tarafından pas geçiliyor fakat beyin tarafından algılanıyor. Taa 1974 yılında Amerikalı bilim adamı Joseph Sharp bir askerî hastanede bir kişinin beynine başkaları duymadan ses göndermeyi başardı. Bu yöntemde hasta mesajı gönderene karşı koyamıyor çünkü beyninin algıladığı sesleri kulakları duymuyor. Bu yöntem gizli telkinlerde çok kullanılıyor. Şuuraltı telkin için en iyi yöntem ise müziğin gerisine psiko-akustik denilen özel metodlarla telkin mesajları kaydedilmesi. Velhasıl sesler gaibden değil özel cihazlardan geliyor. Aynı şekilde gizli görüntülerle telkiner de yapılabiliyor. Bunun sırrı ise 25. karede yatıyor. Televizyon veya sinema seyrettiğimiz bir görüntü 24 kareden oluşuyor. Gözlerimiz 25. kareyi göremiyor ama beynimiz algılıyor. İşte bu 25. kareye çeşitli telkin mesajları, ideolojik fikirler yerleştirilebiliyor. MKULTRA Bu gün ortaya çıkan belgeler de gösteriyor ki zihin kontrol operasyonları aman tanımaz, etikten yoksun ve işkence boyutlarına ulaşan bir denme sürecinden geçmiş halende deneylerin sürdüğü ifade ediliyor. Bu öyle bir deney ki kobayları bütün insanlık. Tanıkların ifadeleri ve belgeler ışığında CIA'nın yüzlerce insan üzerinde 1950'lerden bu yana denemeler yaptığı bugün artık bir sır değil. Zihin kontrol deneylerinde insanların kobay olarak kullanıldığı söz konusu programların kod isimleri "MKULTRA, MKSEARCHE, ARTICHOKE VE BLUEBIRD" idi. Deneyler esnasında birçok deneğin dengesini kaybettiği, birçoğunun öldüğü ve büyük bir kısmının da intihara teşebbüs ettiği iddia ediliyor. Dr. Armen Victorian Beyin kontrolü-İnsan davranışlarının manipülasyonu adlı kitabında MKULTRA'yı şöyle tarif ediyor: "MKULTRA programı kimyasal, biyolojik ve radyolojik maddelerin insan davranışlarını kontrol etme hedefli gizli operasyonlarda kullanılmasına yönelik bir seri araştırma ve geliştirme projesinin adıydı. Vurguyla ifade edilirse, CIA belgelerinden biri, bariz bir şekilde insan davranışlarını kontrol etme deneylerinde, radyasyon, elektrik şoku, psikolojinin çok sayıda dalı, toplumbilimi, antropoloji gibi ek yöntemlerin yanısıra askeri araç gereçlerin kullanıldığını göstermektedir." ABD'de zihin kontrol deneyleri sadece CIA tarafından değil ABD Ordu Haber Alma Dairesi ve Ordu Kimyasal silahlar ofisi tarafından da yürütüldü. Askerlere bir kağıt imzalatarak gönüllü olarak kobay olmaları sağlandı. Ordu daha çok halüsinasyon etkisi yapan uyuşturucu maddelerin kullanıldığı özellikle de LSD'nin kullanıldığı deneyler yaptı. LSD aldıklarından haberi olmayan askerler zihin kontrol operasyonları ile ilgili bilgiler açıklandıkça nasıl bir deneye kurban verildiklerini anladılar. Aynı deneyde görevli arkadaşlarının ani ölümleri olayları aydınlatıyordu. İş rayından çıkınca NSA aleyhine davalar ardı sıra açılmaya başlandı. Bunlardan biri istihbarat ajanları tarafından uzaktan beyin kontrolü deneylerinde kullanıldığını iddia eden George Farguhar. 1984 yılından bu yana uzaktan monitörlerle takip edildiğini 1997 yılından beri de mikrodalga radyasyon saldırılarına ve beyin kontrol deneylerine maruz kaldığını öne süren Farguar beyin kontrol polisleri adını verdiği ajanlarla Project Freedom/ özgürlük projesi adını verdiği web sitesinde mücadele etmeye çalışıyor.
Zihin Kontrolü Mümkünmü?
Zihin Kontrolü Mümkünmü?
Dünya istihbarat örgütlerinin karşı tarafı yönlendirmek içinpsikolojik operasyon yapabilmeleri en önemli hedefleridir.İstihbarat örgütleri özellikle CIA ve MOSSAD bu konuya büyük önemvermektedirler. Bir Çin atasözü vardır, "Yüz savaş kazanmak hünerdeğil, hüner savaşmadan güvenliği sağlamaktır." İstihbarat örgütleribu konuya bilimsel olarak eğilmektedirler. Sürekli çalışmalarla yeniyollar araştırmaktadırlar.Bugün MOSSAD'ın CIA'dan daha başarılı operasyonlar yapmasının ikinedeni vardır. Birincisi, Tevrat'ta Musa Peygamber'e Kenan ilindecasusluk yapmasının emredilmesi. İkincisi de, ideallerinin yüksekfakat güçlerinin az olması ve dünya bilim çevresinde önemlietkinliklerinin olmasıdır.TARİHTEN ÖRNEKLERBilinen ilk ve en önemli psikolojik operasyon örneği HasanSabbah'tır. Haşhaşi tarikatı da denilen bu örgütlenmede kişilerHaşhaşın etkin maddesi Eroinle keyif duygusuna ve cennet inancınaşartlandırılıyor. Hasan Sabbah'a itaat ederlerse hep böyleyaşayacaklarına inandırılıyorlardı. Böylece intihar saldırılarınızevkle yapıyorlardı.1937'de Stalin'in Halk mahkemelerinde davalıların îtiraflarındabazı kimyasallar kullandığı bilinmektedir. Hatta MacaristanKardinalinin de bulunduğu bir davada davalılar devlete karşı birtutum aldıklarını birden itiraf etmişlerdi.BU DURUM ETİK MİDİR?Kesinlikle değildir. Mamafih, Dünya Af Örgütü 1992 yılında bir raporneşretti. Bu durum "İnsanın zihni yetilerini bozmayı, yok etmeyi,değiştirmeyi hedefleyen sorgulama prosedürü ahlaki suçtur denildi.Fiziksel işkence sınıflandırması kadar insanlık dışıdır." düşüncesibenimsendi.HANGİ YÖNTEMLER UYGULANIYOR?Klasik yöntem; psikolojik faaliyet, propaganda ve beyin yıkamayöntemidir.En sık kullanılan yöntem; kimyasal maddeler kullanılarak kişinindüşüncesini etkilemektir.Son yıllarda üzerinde çalışan ve durulan yöntem ise elektronikimplantlar yerleştirilerek kişinin beynini uzaktan kumanda ileyönetme çabalarıdır.KİMYASAL YÖNTEMLERZihin kontrolü deneylerinde ilk kullanılan madde LSD idi. LSDpsikokimyasal bir maddedir. Alan kişide olağanüstü psikolojikdeğişimler olur. Halüsinasyonlar görür, canlı, neşeli, güçlü duygu,düşünme ve davranışlar içerisine girer. Bu madde beynin önbölgesinde DOPAMİN isimli zevk maddesini aşırı salgılamaktadır. Bumaddeyi alan bir kişi inandığı konuda olağanüstü eylemlergerçekleştirebilmektedir. İkinci Dünya Savaşında hem Hitler hemAmerikan ordusu "Amphetamin" isimli uyarıcı kimyasalı kullanarakaskerlerin savaş gücünü arttırmayı hedeflemişlerdir. Hatta Hitlerinmilyonlarca psikoaktif madde kullanarak ordusunun hareketkabiliyetini çok hızlı hale getirdiği bilinmektedir.İçkisine LSD veya uyuşturucu katan kişilerin kolay intihar ettiklerive kolay insan öldürdükleri bilinen gerçeklerdir.Bu konu da ABD'de gönüllüler, siyahlar ve eşcinseller üzerindeilginç deneyler yapılmıştır. Deney yapılan kişilerde akılhastalıkları, yaşayanlarda da erken bunama, erken yaşlanmagözlemlenmiştir. Bu konuda Dr. Armen Victorian'ın kitabında ilginçkaynak ve bilgiler mevcuttur. Kitabın ismi "İnsan DavranışınınManipülasyonu, Beyin Kontrolüdür." Bu kitap Timaş yayınları arasındatercüme edilerek yayınlanmıştır.PSİKİYATRİDE TEDAVİ AMACIYLA KULLANILIYORPsikiyatrik uygulamada tanı ve tedavi yöntemi olarakkullanılmaktadır. Narkoanaliz olarak tanımlanan bu yöntemde kişiyedamardan kısa süre etkili barbibüratlar verilir. Kişi uyku uyanıklıkarası bir boyuttadır. Bilinçaltının üstündeki baskılar aralanır.Kişiyle güven ilişkisi içinde psikoterapödik ilişki kurulabilirsebilinçaltı duygular, eğilimler, hatıralar, şartlanmalar ortayaçıkarılır.İlaçlı hipnoz da denilebilen bu yöntem kişinin bilinçaltıçatışmalarını analiz edip onun tedavisini gerçekleştirmek içinkullanılır.HİPNOZLA BEYİN YIKAMAK MÜMKÜN MÜ?Hipnoz bilimsel bir yöntemdir. Kişi hipnotik uykuya geçtiğinde vücutve beyin uyur, fakat terapistle, kişi arasında seçici bir algılamaalışverişi kanalı açılır. Böylece kişi yönlendirilir, düşünceleri,duyguları değiştirilebilir. Psikiyatride hastalıklı düşünceleri yoketmek, sağlıklı düşünceler kazandırmak, ego gücünü arttırmak için buyöntemi kullanıyoruz.Her bilimsel yöntem gibi hipnozda gösteri malzemesi veya siyasîamaçla kullanılabilir.Hipnozda ilk şart iki tarafın birbirine güvenmesidir. Daha sonrakonsantrasyon gücü artırılır, uygun telkinde bulunulan kişigeçmişine götürülebilir, beyni yıkanabilir, yanlış şeylereinandırılabilir. Ancak kişiye hipnozda istemediği şeyiyaptıramazsınız. Bazı kişiler telkine çok yatkındır, kolaylıklagirerler. Fakat obsesif ve paranoid denilen güvensiz özelliği fazlaolan kişileri hipnotik transa geçirmek çok güçtür.ELEKTROMANYETİK ETKİLEMEEvren "Radiant Enerji" denilen yayılan bir enerjiden oluşur,gözümüzle gördüğümüz spektrum bir dalga boyudur. Morötesi vekızılötesi dalga boyları gözümüzle görülmez. Ancak röntgenfilmlerinden, termal kameralara, yeraltı su havza haritalarına kadarbir çok alanda kullanılır.Her elektrik kaynağı bir radyasyon neşreder. Bazı radyasyonlariyonlama yaparak hücre ölümlerine yol açar. Hidrojen atomufrekansına uygun mikrodalga ile MR gibi beyin tomografileri çekilir.Mikrodalga fırınlarda ışınların camı geçerek tabak içindeki suyubuharlaştırdığını biliyoruz.MİKRODALGA İLE BEYİN KONTROLÜMikrodalga ile uzaktan gürültü hissi oluşturmak mümkündür.Elektromanyetik ritmik vuruşlar kişinin başını elektrikli matkaplaoyulduğu hissi uyandırabilir. Çok düşük frekans da (VLF),iyonlamanın olmadığı bir radyoaktivite ile baş ağrısı, çınlama,sinirlilik, depresyon, hafıza kaybı hatta panik duygusuoluşturulabilir.Radyasyonun diş dökülmesi, kan kanseri, sakatdoğumlara neden olduğu yaptığı bilinmektedir. İyonlanmanın olduğuradyasyonlar X ışınları Radyum gibi kanser tedavisinde kanserlihücreleri öldürmek için kullanılır. Bu ışınları uzaktan yönetmekmümkün olmamakta, fakat mikrodalga kaynağını 1-2 km. uzaktan birhedefe yöneltmek mümkün olabilmektedir. Kötü niyetli kişilerinelinde korkunç bir silah haline dönebilen bir teknoloji insanlıkdışı amaçlarla kullanılırsa insanlığın sonu başlar.ELEKTRONİK PARÇA YERLEŞTİRMEK MÜMKÜN MÜ?İnsan davranışını kontrol etmek isteyenler hayvan deneylerinde bunugerçekleştirmişlerdir.FM radyo kanalı ile sinyaller alabilen ve nakledebilen minyatürelektrotlar hayvan kafasına yerleştiriliyor. Maymunda cinselsaldırganlık, boğada aniden durma komutu verme deneyleri başarılıoldu. Yunus balıkları yönetilebildi.ABD'de beynin elektronik uyarılması zihinsel özürlülerde veeşcinsellerde araştırılmıştır. James Olds isimli araştırmacı beyninhipotalamuş bölgesine elektronik implant yerleştirerek eşcinsellerikontrol etmeyi başardı. Hastalarda korku, heyecan, halüsinasyonoluşturarak davranışlarını ödüllendirdi veya cezalandırdı.Zihin özürlülere de benzer deneyler yapıldı. Bu çalışmalar çoktartışıldı. Bilimin iyiliği değil hastanın iyiliği ön plandatutulması etik kuralına göre çalışmalar durduruldu.FM radyo kanalında sinyaller alabilen ve nakledebilen bu uzaktanbeyin elektronik uyarılması ateşli tartışmalara konu oldu. HattaFransa'da her doğan çocuğa kimliğini belirtir elektronik parçayerleştirerek ömür boyu nerede olup olmadığını izleyebiliriz tezibile ortaya atıldı.İnsanın robot gibi tuşlarla kontrol edilmesi çok tehlikeli birgelişmeydi.Elektronik implantı (Stimoreceiver) bulan Dr. Delgado beynin amigdalve hipokampus gibi alanlarını canlandırarak neşe, tuhaf duygu,renkli görüntü gözlemlediğini kayıt ederek kitabında açıkladı.Radyohipnotik beyinlerarası kontrol projesi elektronik hipnozyapmayı amaçlamaktadır. Bu projede kişiye istemediği şeyleryaptırmak mümkün hale gelecektir. Tuşlarla kontrol edilen insana neyaptırılmaz ki!YENİ BİLİMSEL GELİŞME: Düşünce TeknolojisiBugün psikiyatride beynin ürettiği sinyalleri kaydederek beyinfonksiyonel görüntülemesi yapılabilmektedir. Klasik EEG'ninbilgisayar devriminden sonra analog sinyallerin sayısallaştırılmasıile beyin haritası çıkarılıyor. Biz Memory Center NöropsikiyatriMerkezinde bu sistemi kullanarak beynin hastalıklı çalışanalanlarını görüntüleyebiliyoruz. Tanı ve tedaviyi güçlendirmek içinişe yarayan bir yöntemdir. Hatta ilaç tedavisinin biyoyararlılığınıhasta izlerken görselleştirmiş oluyoruz.TRANSKRANİYAL MANYETİK UYARIMElektromanyetik enerjinin tedavide kullanımı yeni gelişmelerdendir.TMU denilen bir yöntem ile Tedaviye dirençli depresyon, ObsesifKOMPULSİF Bozukluk ve Şizofresi gibi ruhsal bozukluklarda ilaçtedavisine bir üstünlük olarak dikkat çekmektedir.( Arch Gec-Psyhiatry.1999; 56:300-311). Bu konuyu daha sonraki bir yazımda elealacağım merak edenler www.mcaturk.com adresinden gerekli bilgiyeulaşabilirler. Evet beynin ön bölgesine elektromanyetik uyarıvererek Depresyonu tedavi etme projesi elektroşok tedavisinealternatif olarak işe yarayacak gibi görünmektedir.DUYU ÖTESİ ALGIBirleşik Devletler parapiskolojik araştırmalara büyük bütçelerayırmaktadır. Beş duyuyu kullanmada insanın geçmiş, gelecek veşimdiki zaman hakkında bilgi edinmesi çok ilgi çeken bir konudur.Telepati, Durugörü (Clair-voyance), Altıncı his de denilen bualgılama biçimi hakkında şu anda bilimsel çalışmalarda sağlamdeliller yoktur.Sesin, elektromanyetik frekansın, lazerin varlığı başka dalgaboylarının varlığına kanıt olabilmektedirler. Zihni kontrol etmenin,ikizlerin, anne-çocuk arasındaki uzaktan duygusal etkilenmelerinnasıl olduğu henüz çözülemedi. Rüya laboratuvarlarında telepati yoluile kavram ve imaj uyandırıldığının gözlemlenmesi elektronikpsikiyatri açısından devrim niteliğindeki çalışmalardır.Durugörü veya beden dışı sezgi denilen bir yöntemde de bazı deneklerodada gizlenmiş nesnelerin yerini tespit etmeyibaşarabiliyorlar. "Remote Viewing, remote sensing" denilen uzaktangörme ve hissetme özelliği olan insanların bunu nasıl başardıklarıbilimsel ilgi alanına girmektedir. Uzaktan görüşün elektromanyetikişleyişi çözülebilirse insanlığın kaderi etkilenecektir.Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz insanın zihninin uzaktan kontroledilmesi dünya için sosyal ve politik etkileri çok fazla oluşacağıgelişmeleri getirecektir.(Nevzat Tarhan)
Dünya istihbarat örgütlerinin karşı tarafı yönlendirmek içinpsikolojik operasyon yapabilmeleri en önemli hedefleridir.İstihbarat örgütleri özellikle CIA ve MOSSAD bu konuya büyük önemvermektedirler. Bir Çin atasözü vardır, "Yüz savaş kazanmak hünerdeğil, hüner savaşmadan güvenliği sağlamaktır." İstihbarat örgütleribu konuya bilimsel olarak eğilmektedirler. Sürekli çalışmalarla yeniyollar araştırmaktadırlar.Bugün MOSSAD'ın CIA'dan daha başarılı operasyonlar yapmasının ikinedeni vardır. Birincisi, Tevrat'ta Musa Peygamber'e Kenan ilindecasusluk yapmasının emredilmesi. İkincisi de, ideallerinin yüksekfakat güçlerinin az olması ve dünya bilim çevresinde önemlietkinliklerinin olmasıdır.TARİHTEN ÖRNEKLERBilinen ilk ve en önemli psikolojik operasyon örneği HasanSabbah'tır. Haşhaşi tarikatı da denilen bu örgütlenmede kişilerHaşhaşın etkin maddesi Eroinle keyif duygusuna ve cennet inancınaşartlandırılıyor. Hasan Sabbah'a itaat ederlerse hep böyleyaşayacaklarına inandırılıyorlardı. Böylece intihar saldırılarınızevkle yapıyorlardı.1937'de Stalin'in Halk mahkemelerinde davalıların îtiraflarındabazı kimyasallar kullandığı bilinmektedir. Hatta MacaristanKardinalinin de bulunduğu bir davada davalılar devlete karşı birtutum aldıklarını birden itiraf etmişlerdi.BU DURUM ETİK MİDİR?Kesinlikle değildir. Mamafih, Dünya Af Örgütü 1992 yılında bir raporneşretti. Bu durum "İnsanın zihni yetilerini bozmayı, yok etmeyi,değiştirmeyi hedefleyen sorgulama prosedürü ahlaki suçtur denildi.Fiziksel işkence sınıflandırması kadar insanlık dışıdır." düşüncesibenimsendi.HANGİ YÖNTEMLER UYGULANIYOR?Klasik yöntem; psikolojik faaliyet, propaganda ve beyin yıkamayöntemidir.En sık kullanılan yöntem; kimyasal maddeler kullanılarak kişinindüşüncesini etkilemektir.Son yıllarda üzerinde çalışan ve durulan yöntem ise elektronikimplantlar yerleştirilerek kişinin beynini uzaktan kumanda ileyönetme çabalarıdır.KİMYASAL YÖNTEMLERZihin kontrolü deneylerinde ilk kullanılan madde LSD idi. LSDpsikokimyasal bir maddedir. Alan kişide olağanüstü psikolojikdeğişimler olur. Halüsinasyonlar görür, canlı, neşeli, güçlü duygu,düşünme ve davranışlar içerisine girer. Bu madde beynin önbölgesinde DOPAMİN isimli zevk maddesini aşırı salgılamaktadır. Bumaddeyi alan bir kişi inandığı konuda olağanüstü eylemlergerçekleştirebilmektedir. İkinci Dünya Savaşında hem Hitler hemAmerikan ordusu "Amphetamin" isimli uyarıcı kimyasalı kullanarakaskerlerin savaş gücünü arttırmayı hedeflemişlerdir. Hatta Hitlerinmilyonlarca psikoaktif madde kullanarak ordusunun hareketkabiliyetini çok hızlı hale getirdiği bilinmektedir.İçkisine LSD veya uyuşturucu katan kişilerin kolay intihar ettiklerive kolay insan öldürdükleri bilinen gerçeklerdir.Bu konu da ABD'de gönüllüler, siyahlar ve eşcinseller üzerindeilginç deneyler yapılmıştır. Deney yapılan kişilerde akılhastalıkları, yaşayanlarda da erken bunama, erken yaşlanmagözlemlenmiştir. Bu konuda Dr. Armen Victorian'ın kitabında ilginçkaynak ve bilgiler mevcuttur. Kitabın ismi "İnsan DavranışınınManipülasyonu, Beyin Kontrolüdür." Bu kitap Timaş yayınları arasındatercüme edilerek yayınlanmıştır.PSİKİYATRİDE TEDAVİ AMACIYLA KULLANILIYORPsikiyatrik uygulamada tanı ve tedavi yöntemi olarakkullanılmaktadır. Narkoanaliz olarak tanımlanan bu yöntemde kişiyedamardan kısa süre etkili barbibüratlar verilir. Kişi uyku uyanıklıkarası bir boyuttadır. Bilinçaltının üstündeki baskılar aralanır.Kişiyle güven ilişkisi içinde psikoterapödik ilişki kurulabilirsebilinçaltı duygular, eğilimler, hatıralar, şartlanmalar ortayaçıkarılır.İlaçlı hipnoz da denilebilen bu yöntem kişinin bilinçaltıçatışmalarını analiz edip onun tedavisini gerçekleştirmek içinkullanılır.HİPNOZLA BEYİN YIKAMAK MÜMKÜN MÜ?Hipnoz bilimsel bir yöntemdir. Kişi hipnotik uykuya geçtiğinde vücutve beyin uyur, fakat terapistle, kişi arasında seçici bir algılamaalışverişi kanalı açılır. Böylece kişi yönlendirilir, düşünceleri,duyguları değiştirilebilir. Psikiyatride hastalıklı düşünceleri yoketmek, sağlıklı düşünceler kazandırmak, ego gücünü arttırmak için buyöntemi kullanıyoruz.Her bilimsel yöntem gibi hipnozda gösteri malzemesi veya siyasîamaçla kullanılabilir.Hipnozda ilk şart iki tarafın birbirine güvenmesidir. Daha sonrakonsantrasyon gücü artırılır, uygun telkinde bulunulan kişigeçmişine götürülebilir, beyni yıkanabilir, yanlış şeylereinandırılabilir. Ancak kişiye hipnozda istemediği şeyiyaptıramazsınız. Bazı kişiler telkine çok yatkındır, kolaylıklagirerler. Fakat obsesif ve paranoid denilen güvensiz özelliği fazlaolan kişileri hipnotik transa geçirmek çok güçtür.ELEKTROMANYETİK ETKİLEMEEvren "Radiant Enerji" denilen yayılan bir enerjiden oluşur,gözümüzle gördüğümüz spektrum bir dalga boyudur. Morötesi vekızılötesi dalga boyları gözümüzle görülmez. Ancak röntgenfilmlerinden, termal kameralara, yeraltı su havza haritalarına kadarbir çok alanda kullanılır.Her elektrik kaynağı bir radyasyon neşreder. Bazı radyasyonlariyonlama yaparak hücre ölümlerine yol açar. Hidrojen atomufrekansına uygun mikrodalga ile MR gibi beyin tomografileri çekilir.Mikrodalga fırınlarda ışınların camı geçerek tabak içindeki suyubuharlaştırdığını biliyoruz.MİKRODALGA İLE BEYİN KONTROLÜMikrodalga ile uzaktan gürültü hissi oluşturmak mümkündür.Elektromanyetik ritmik vuruşlar kişinin başını elektrikli matkaplaoyulduğu hissi uyandırabilir. Çok düşük frekans da (VLF),iyonlamanın olmadığı bir radyoaktivite ile baş ağrısı, çınlama,sinirlilik, depresyon, hafıza kaybı hatta panik duygusuoluşturulabilir.Radyasyonun diş dökülmesi, kan kanseri, sakatdoğumlara neden olduğu yaptığı bilinmektedir. İyonlanmanın olduğuradyasyonlar X ışınları Radyum gibi kanser tedavisinde kanserlihücreleri öldürmek için kullanılır. Bu ışınları uzaktan yönetmekmümkün olmamakta, fakat mikrodalga kaynağını 1-2 km. uzaktan birhedefe yöneltmek mümkün olabilmektedir. Kötü niyetli kişilerinelinde korkunç bir silah haline dönebilen bir teknoloji insanlıkdışı amaçlarla kullanılırsa insanlığın sonu başlar.ELEKTRONİK PARÇA YERLEŞTİRMEK MÜMKÜN MÜ?İnsan davranışını kontrol etmek isteyenler hayvan deneylerinde bunugerçekleştirmişlerdir.FM radyo kanalı ile sinyaller alabilen ve nakledebilen minyatürelektrotlar hayvan kafasına yerleştiriliyor. Maymunda cinselsaldırganlık, boğada aniden durma komutu verme deneyleri başarılıoldu. Yunus balıkları yönetilebildi.ABD'de beynin elektronik uyarılması zihinsel özürlülerde veeşcinsellerde araştırılmıştır. James Olds isimli araştırmacı beyninhipotalamuş bölgesine elektronik implant yerleştirerek eşcinsellerikontrol etmeyi başardı. Hastalarda korku, heyecan, halüsinasyonoluşturarak davranışlarını ödüllendirdi veya cezalandırdı.Zihin özürlülere de benzer deneyler yapıldı. Bu çalışmalar çoktartışıldı. Bilimin iyiliği değil hastanın iyiliği ön plandatutulması etik kuralına göre çalışmalar durduruldu.FM radyo kanalında sinyaller alabilen ve nakledebilen bu uzaktanbeyin elektronik uyarılması ateşli tartışmalara konu oldu. HattaFransa'da her doğan çocuğa kimliğini belirtir elektronik parçayerleştirerek ömür boyu nerede olup olmadığını izleyebiliriz tezibile ortaya atıldı.İnsanın robot gibi tuşlarla kontrol edilmesi çok tehlikeli birgelişmeydi.Elektronik implantı (Stimoreceiver) bulan Dr. Delgado beynin amigdalve hipokampus gibi alanlarını canlandırarak neşe, tuhaf duygu,renkli görüntü gözlemlediğini kayıt ederek kitabında açıkladı.Radyohipnotik beyinlerarası kontrol projesi elektronik hipnozyapmayı amaçlamaktadır. Bu projede kişiye istemediği şeyleryaptırmak mümkün hale gelecektir. Tuşlarla kontrol edilen insana neyaptırılmaz ki!YENİ BİLİMSEL GELİŞME: Düşünce TeknolojisiBugün psikiyatride beynin ürettiği sinyalleri kaydederek beyinfonksiyonel görüntülemesi yapılabilmektedir. Klasik EEG'ninbilgisayar devriminden sonra analog sinyallerin sayısallaştırılmasıile beyin haritası çıkarılıyor. Biz Memory Center NöropsikiyatriMerkezinde bu sistemi kullanarak beynin hastalıklı çalışanalanlarını görüntüleyebiliyoruz. Tanı ve tedaviyi güçlendirmek içinişe yarayan bir yöntemdir. Hatta ilaç tedavisinin biyoyararlılığınıhasta izlerken görselleştirmiş oluyoruz.TRANSKRANİYAL MANYETİK UYARIMElektromanyetik enerjinin tedavide kullanımı yeni gelişmelerdendir.TMU denilen bir yöntem ile Tedaviye dirençli depresyon, ObsesifKOMPULSİF Bozukluk ve Şizofresi gibi ruhsal bozukluklarda ilaçtedavisine bir üstünlük olarak dikkat çekmektedir.( Arch Gec-Psyhiatry.1999; 56:300-311). Bu konuyu daha sonraki bir yazımda elealacağım merak edenler www.mcaturk.com adresinden gerekli bilgiyeulaşabilirler. Evet beynin ön bölgesine elektromanyetik uyarıvererek Depresyonu tedavi etme projesi elektroşok tedavisinealternatif olarak işe yarayacak gibi görünmektedir.DUYU ÖTESİ ALGIBirleşik Devletler parapiskolojik araştırmalara büyük bütçelerayırmaktadır. Beş duyuyu kullanmada insanın geçmiş, gelecek veşimdiki zaman hakkında bilgi edinmesi çok ilgi çeken bir konudur.Telepati, Durugörü (Clair-voyance), Altıncı his de denilen bualgılama biçimi hakkında şu anda bilimsel çalışmalarda sağlamdeliller yoktur.Sesin, elektromanyetik frekansın, lazerin varlığı başka dalgaboylarının varlığına kanıt olabilmektedirler. Zihni kontrol etmenin,ikizlerin, anne-çocuk arasındaki uzaktan duygusal etkilenmelerinnasıl olduğu henüz çözülemedi. Rüya laboratuvarlarında telepati yoluile kavram ve imaj uyandırıldığının gözlemlenmesi elektronikpsikiyatri açısından devrim niteliğindeki çalışmalardır.Durugörü veya beden dışı sezgi denilen bir yöntemde de bazı deneklerodada gizlenmiş nesnelerin yerini tespit etmeyibaşarabiliyorlar. "Remote Viewing, remote sensing" denilen uzaktangörme ve hissetme özelliği olan insanların bunu nasıl başardıklarıbilimsel ilgi alanına girmektedir. Uzaktan görüşün elektromanyetikişleyişi çözülebilirse insanlığın kaderi etkilenecektir.Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz insanın zihninin uzaktan kontroledilmesi dünya için sosyal ve politik etkileri çok fazla oluşacağıgelişmeleri getirecektir.(Nevzat Tarhan)
Zihin kontrol hakkında !!! ABD New York Times Gazetesi :
ABD New York Times Gazetesi'nin l6 Temmuz l977 sayısında şöyle birhaber yayınlanıyordu:"ABD insanlığın esir edilebileceği görünmez silahlar geliştiriyor. "l978 yılında Walter Boward adındaki Arizonalı gazeteci yazar,Operation Mind Control (Zihin Kontrol Harekatı) adında yayınladığıkitabında şunları anlatmaktadır:"CIA tarafından uyuşturucu ilaçlarla yapılan deneyler ABDhükümetinin uyguladığı çok gizli zihin kontrol projesinin yalnızcabir kısmıdır. Bu deneyler binlerce kişi üzerinde 35 yıl devametmiştir. Bu araştırmalar; hipnoz tekniği, narkotik-hipnoz,elektronik olarak beyinin uyarılması, ultrasonik, mikrodalgalar,alçak ses frekanslarıyla davranışların etkilenmesi ve davranışdeğişiklikleri terapisidir.CIA psikolojik silah stoklarını, psişik silahların değişik tiplerinigeliştirmeyi başararak artırmıştır. Şimdi bu kabiliyetleriyle yenitip bir harbe girişmesi mümkündür. Bu harf görünmez, muharebe sahasıinsan zihinleridir.Parapsikolojik silahları devletler vatandaşlarını kendi ideolojik vepolitik sistemleri içinde tutmak için veya diğer ülke insanlarınınzihinlerini etkileyerek değiştirmek ve kendi gayelerine uygunyönlendirmek maksadıyla kullanacaklardır.>Yazar Walter Boward kitabında şunları söylemektir:"En büyük hayret edilecek şey, milli güvenlik etiketi altındaCrytocrasy (Bürokrasinin gizli planı) zihinlerin kontrolünüaraştırmaktadır."Yazar Boward zihin kontrolü için uygulanan MKUTRA projesi hakkındada şöyle demektedir:"Senato istihbarat komitesine; Amiral Turner, CIA uyuşturucu ilaçdeneylerini durdurdu demiştir. Sorulmadı ve kendisi de gönüllüolarak yeni zihin kontrol projelerinden bahsetmedi. Turner zihinkontrol harekatının durdurulduğunu söylemedi, yalnızca deneylerdurduruldu dedi."Doğu ve Batı Bloku ülkelerinde insan zihninin kontrolü için ciddiaraştırmalara girildiği anlaşılmaktadır. Günümüzde insan zihinlerineçeşitli tip araçlarla (gazete, kitap radyo ve televizyon) uluşmaimkanları artmıştır. İnsan denilen biyolojik varlık çok kolay birşekilde programlanabilmektedir. Beyin yıkama metotlarıylaşartlandırımış robot katiller kolayca öldürülebilmektedirler.Okult (batıni, gizli) bir bilgi olan teknomaji (teknik büyü) 'ninsırları son 300 yıl içinde insanlar tarafından çözülmüştür.Teknoloji adı altında uygulanarak doğaya hakimiyet sağlanmıştır. Bubilgiler korkunç silahları da beraberinde getirmiştir. Teknokratbilim adamı, askerlerden oluşan bir grup bu güçlerin kontrolünüelinde bulundurmaktadır.XX. yüzyılın son 25 yılı içinde parapsikoloji ve psikotronik gibiadlar altında psikomaji (ruhsal büyü) 'nin uygulama alanına konduğuyıllar olacaktır. Bu majinin hedefi insan zihinlerini kontrolüdür.Geleceğin insanının kaderini psikologlar, psikiyatristler,nörologlar, nörobiyologlar, biyokimyacılar, kuantum fizikçileriçizecektir.Türkiye l977'li yıllar içinde parapsikolojinin harp şeklindeuyguladığı ve bunun korkunç kabusunun yaşandığı bir ülke olmuştur.Bu görünmez harbin gelecek yıllarda da devam edecektir. Yalnızcafiziki tedbirlerle önlenmesi mümkün görülmemektedir. Alınacaktedbirleri öğrenmek için en kısa zamanda parapsikolojik çalışmalaragirmek mecburiyetindeyiz. Ancak geniş ve sürekli bir araştırmaiçinde bu harbin silahlarını tanıyarak gerekli savunma önlemlerinialabiliriz. "(Em.Kur.Alb. Baha Kadıoğlu Silahlı Kuvvetler Dergisi.)
Teknoloji ve zihin kontrolü.

Teknoloji ve zihin kontrolü.Sevgili dostlar,bildiğiniz gibi teknoloji artıkhayatımızın her alanına girdi. Bir zamanlar bilimkurgufilmlerinde ağzımızı açarak seyrettiğimiz hayalgücünedayanan cihazlar artık elimizin altında sıradanoyuncaklar oldular. Çok değil bundan sadece yirmi seneönce bilgisayarla Amerika’da hiç tanımadığımız birinsanla tavla oynayabileceğimiz veya görüntülü telefonkavramı bize ulaşılamayacak çocuksu hayaller gibigelirdi ama bugün bütün bu gelişmeleri usulcakabullenmiş durumdayız ve biz hiç de garipgelmiyorlar. Yıllar önce telefon etmek için ceplerimdejeton arandığım günlerle bugün elimde tuttuğum sonmodel cep telefonu arasında sanki yüzlerce sene farkvar gibi. Teknoloji baş döndürücü bir hızla ve buhızını da sürekli bir şekilde arttırarak ilerliyor.Tabii her şeyde olduğu gibi teknolojinin getirdiğirisklerde bulunmakta. Bu risklerin bence en önemlisibu teknolojinin temel olarak Batı tarafındangeliştirilmesi. Bu sözlerimin sebebi tabii kikıskançlık değil çünkü insanlığın faydasına bir şeygeliştirilmesi bizi ancak mutlu eder bunu kiminyaptığı önemli değildir çünkü hepimiz Allah’ın üstünsıfatlarla donattığı Ademoğullarıyız. Yalnız sorunşurada ki Batı medeniyeti ürettiği her yeniteknolojiyi öncelikle silah olarak kullanmaya ve buteknolojileri bir güç kaldıracı yapmaya meyillidir. Busebeple Batının eline geçen pek çok teknolojiinsanlığa huzur yerine yıkım getirmiştir. Batı Barutualmış ve binlerce yıl Çinlilerin yapmadığını yaparakateşli silahları bulmuştur,kimyasal maddelerden ilaçyapacağına kimyasal silah yapmış,mikroplarıöldüreceğine çoğaltarak biyolojik silah inşa etmiş veinsanoğlunun bulduğu en güçlü enerji formundan yineinsanlığın sonunu getirecbilecek nükleer silahlarıicat etmiştir. Kısaca Batı için teknoloji önceliklesilah anlamına gelmektedir.Bugünkü yazımda pek bilinmeyen ama insanlığıngeleceği için son derece tehlikeli bir teknolojidenbahsetmek istiyorum.1948 senesince Norbert Weiner "Cyberbetics" adındabir kitap yazdı.Bu isim zamanın bilim çevrelerinde çokaz insan tarafından bilinen ve sinirsel iletişim vekontrol teorisi anlamına gelen bir terimdi. O zamandanbu güne Cybernetic teknolojisi gözlerden ve insanlarınilgisinden uzak bir şekilde gelişimini sürdürdü ve1980 yılında Japon bilim adamı Yoneji Masuda dahafazla dayanamayarak insanların bilmediği yeni birteknolojinin tüm insanlığın geleceğini etkileyecekşekilde gelişme gösterdiğini ve yakın bir zamandainsanların Orwellin ünlü romanında olduğu gibi tekmerkezden idare edilecek robotlara dönüşebileceğiuyarısında bulundu. Masuda vicdanlı adamdı ama medyavicdansızdı ve onun açıklamalarını hasır altı ettiler.Masudanın bahsettiği bu yeni teknoloji süperbilgisayarların uydu bağlantısı vasıtasıyla beyineyerleştirilmiş özel mikroçipleri kontrol etmesinedayanıyordu.Beyine çip yerleştirme operasyonlarının ilki resmiolarak 1974 senesinde Amerikanın Ohio eyaletinde veİsveç’in Stockholm kentinde gerçekleştirildi. Butarihten çok daha önce 1946 yılında gizlice veailelerinin haberi olmadan yeni doğan bebeklere çiptakılmıştı. 1950'li ve 60'lı yıllarda pek çok insan vehayvan kobay üzerinde bu çipler denenerekdavranışları,beyin ve vücut fonksiyonlarını kontroletme üzerine araştırmalar yapıldı. Bu araştırmalara bukadar önem verilmesinin sebebi özellikle Amerikanordusu ve istihbaratının zihin kontrolü üzerindeönemle durması ve bu alana çok büyük bütçelerayırmasıydı.Cybernetic teknolojisi 1970'li yıllarda bir santimetreboyunda çipler kullanıyordu ve bunlar röntgendegözükebilyordu daha sonra bu çiplerin boyutu ufak birpirinç tanesine indirgendi ve görülme ihtimalleri çokazaldı. İlk başta silikondan imal edilen çipler dahasonra galyum arsenide maddesinden imal edilmeyebaşlandı. Bugün bu çipler o kadar mikro düzeyeindirgenmiştir ki ense veya sırt bölgesine özel birşırıngayla konabildiği gibi bir ameliyat esnasındakonulan kişinin haberi olmaksızın da takılabilir.Çipler bir kere takıldıktan sonra bunların bulunmasıveya çıkarılması neredeyse imkansızdır.Yeni doğan her bebeğe bu çiplerden birer adetyerleştirilmesi ve bu kişinin hayatının geri kalankısmında çip sayesinde kimliklendirilip takip edilmesibugün artık mümkündür. Amerika birleşik devletleri butip planları şu an kurmakla meşgul. İsveç’in öldürülenbaşbakanı Olof Palme 1973 senesinde bu çiplerincezaevi mahkumlarına takılmasına izin vermişti ve odönemde yayınlanan İsveç devlet raporlarında (StatensOfficiella Utradninger) bu çip yerleştirme izni açıkolarak görülmektedir.Çiplenmiş insanlar dünyanın her yerinde takipedilebilir. Beyin fonksiyonları süper bilgisayarlartarafından uzaktan izlenebildiği gibi çeşitlifrekanslardan etki altına da alınabilirler.Amerika’daki gizli deneylerde mahkumlar,askerler,akılhastaları,özürlü çocuklar,sağır dilsiz insanlar gibitoplumun koruması dışında kalan insan denekleriüzerinde pek çok araştırma yapılmış ve olumlu sonuçlaralınmıştır.Bugünün mikroçipleri kendilerine odaklanmış düşükfrekanslı radyo dalgaları ile çalışırlar. Uydularınyardımıyla çiplenmiş kişi gezegen üzerinde hangideliğe girerse girsin kesinlikle takip edilebilir.Amerikan ordusu bu teknolojiden çeşitli zamanlardafaydalandı. Mesela Vietnam savaşında bugün ismine"Rambo çipi" denilen cihazın takıldığı bazı askerlerdeaşırı saldırganlık ve cesaret duyguları yaratıldıbunun sebebi çipin kandaki adrenalin oranınıyükseltecek şekilde dizayn edilmiş olmasıydı. BugünIraktaki askerlere Dr.Carl Sandersin geliştirdiği vebiotic adı verilen çip enjeksiyonları yapılmıştır. Busayede Iraktaki pek çok özel kuvvet askerinin tümyaşadıkları ve yaptıkları Amerika’da bulunan MilliGüvenlik Teşkilatı tarafından saniye saniye kontroledilebilmekte. Dikkat ederseniz Irakta kaçırılan bazıAmerikan askerlerinin yeri bir kaç saat sonrakurtarmaya gelen timler tarafından elleriyle koymuşgibi bulunuyor. Bu hassas kurtarma operasyonlarınınsebebi işte bu çiplerdir.5 mikromilimetre çapındaki bir mikroçip (saçınızdakibir telin çapı 50 mikromilimetredir,anlayın çipinküçüklüğünü) gözdeki görme sinirinin içineyerleştirildiği zaman beyin dalgalarını toplamayabaşlar ve kişinin deneyimlerinin,aldığıkokuların,görüntülerin ve seslerin hepsinialgılayabilir. Mesela bir maç seyrediyorsunuz maçesnasında gördüğünüz tüm görüntüler,duyduğunuzsesler,içtiğiniz kolanın tadı ve kokusu gibi tümduyularınız çip tarafından ana bilgisayara iletilir veuzmanlar bu deneyimi bilgisayarda birleştirdiktensonra başka bir çip takılı şahsa iletirlerse bu şahıssizin yaşadığınız maç izleme olayının aynısınıyaşadığını zannedecektir. Bu tekniğin kötü niyetlekullanılması halinde mesela tamamen masum bir adamPapaya suikast düzenlediğini sanabilir.(bu örneğinüzerinde biraz düşünün)RMS teknolojisi kullanılarak bilgisayar operatörü çiptakılmış şahsa elektromanyetik dalgalar göndererekhedefin performansını bozabilir ve sapasağlam bir adambir anda konuşma zorlukları ve yürüme zorluklarıçekmeye başlar. Bu teknolojiyle kendisine çip takılıolduğunu bilmeyen bir insana gaipten sesler vegörüntüler gösterilerek şahsın akli dengesi bozulur vekendisine peygamber veya Mesih olduğu gibi telkinlerverilebilir.Her düşünce,reaksiyon,duyduğumuz veya gördüğümüzşeyler beyinde belli sinyallere yol açar ve biz onlarıgörüntü,ses veya düşünce olarak algılarız.Elektromanyetik sinyallerle bu hislerin şiddetiarttırılabilir ve hedef şahısta çok acı veren ağrılarve kas krampları yaratılarak dünyanın bir ucundakiinsana işkence yapılabilir. Gördüğünüz gibi Cyberneticteknolojisi kötü ellerde düşünülemeyecek felaketlereyol açabiliyor.Şimdi denilebilir ki bu çiplerden milyonlarca insanatakıldığını düşünürsek bütün bu insanları tekmerkezden takip ve kontrol edebilmek mümkün olabilirmi. Mümkündür. Biliyorsunuz her insanın birbirindenfarklı bir parmak izi vardır aynı şekilde her insanınyaydığı beyinsel dalgaların frekansları da birbirindenfarklıdır.Bu şekilde her insana sadece kendisine özelbir yayın ve bilgi yükleme dünyanın neresinde olursaolsun yapılabilir. Bugün zaten bu uygulanmakta meselauzaya gönderilen her astronota uzaya çıkmalarındanönce bu çiplerden takılır ve uzaydaki her hareketlerive duyguları 24 saat boyunca kilometrelerce ötedengözlemlenebilir.Bu teknolojinin gizliden gizliye uygulanmayakonulduğunu basını iyi takip ederekdeanlayabiliyoruz.Amerikan Washinton Post gazetesi Mayıs1995 tarihinde verdiği haberde İngiltere tahtınınveliahdı Prens William'a 12 yaşındayken bir çiptakıldığı haberini verdi. Bu çipin prensin kaçırılmasıdurumunda yerinin belirlenmesi amacıyla takıldığısöyleniyor tabi düşünmemiz gereken Prens William kralolduğu zaman bu çipi takanlarca yönlendirilipyönlendirilemeyeceği.Çip takılan bir insanın artık o andan itibaren özelhayatı kalmaz. Bundan sonra yapacağı her şey hattaseks hayatı bile kilometrelerce uzaktaki bir merkezdentakip edilecektir.Hatta hissedeceği duygular bilekontrol edilebilir ve bir şeyi sevmesi veya ona öfkeduyması sağlanabilir. Hatta özel hayatı o kadar kalmazki gördüğü rüyalara bile müdahale edebilirler.Bu teknolojinin askeri alanda kullanımı ise uzunsüredir kamuoyunun bilgisi dışında sürmekte.Amerikanın dünya hakimiyeti için üretmeyi planladığıcyber-askerler artık bilim kurgu filmi değil ne yazıkki. 1980'den bu yana bazı NATO ülkeleri bu projekapsamında harıl harıl çalışmakta.Bu konu üstünde yapılan deneyler bilim dünyasındantamamen uzakta ve kapalı kapılar ardında yapıldığıiçin deneylerde kullanılan insan deneklerin sağlığıhiçe sayılıyor. Bu deneylerde insanların beyinlerine3.50 HZ veya 5 miliwatt değerinde akımlar sürekligönderildiği için denek olarak kullanılan cezaevimahkumlarının beyinlerinde büyük hasarlar görülmekte.Bize insan hakları dersi vermeye kalkan İsveç veAvusturya’da NATO kapsamında yapılan deneylerde pekçok denek mahkumun beyni ağır şekilde hasar gördü.Tabi bu tip bilgileri boyalı basınımızda ve Avrupaaşığı alıkların yazdıklarında bulamazsınız ama bizçıkar ve söyleriz. Bugün başta adam gibi bir siyasiirade olsa APO'nun mahkum haklarından söz edenlereAvusturya’da Gothenburg hapishanesinde kobay olarakkullanılarak sakat bırakılan zavallıları sorar veonları sustururdu ama nerede o günler. Neyse bizkonumuza devam edelim.Zihin kontrolü teknikleri siyasi amaçlı olarakdakullanılabilir. Bugün zihin kontrolcülerin temel amacıhedeflenmiş kişi ve grupları kendi çıkarlarıdoğrultusunda karar almaya teşvik etmektir.Çiplenmişve zombileştirilmiş insanlar cinayet işlemeyeyönlendirilebilir ve sonrasında ise hiç bir şeyhatırlamazlar. Batı için tehlikeli görülen bir siyasilider en yakınındaki kişi tarafından öldürülebilir vebu kişi daha sonra hiç bir şey hatırlamadığını söyler.1980'lerden bu yana kimsenin bilmediği gizli bir savaştüm dünyada sürüyor. Bu süre boyunca binlerce insankendileri farkında olmadan takılan çipler sayesindekullanıldı ve kullanılmaya da devam ediyorlar.Elektronik zihin kontrolü yöntemleri dışında birdekimyasal yöntemler geliştirilmiştir. Zihni bulandıranilaçlar ve çeşitli gazlar sayesinde insan davranışlarıyönlendirilebilir.Bu maddelerin havalandırmasistemleri ve su borularına katılmasından kimseninhaberi bile olmaz. Size burada ufakta bir sır vereyim.Biyolojik silah olarak kullanılması düşünülen pek çokbakteri ve virüs çeşitli ülkelerde insanların hava vesuyuna karıştırılarak test edilmektedir. Ara sırahaberlerde gördüğünüz ve çıktıklarından bir süre sonrakaybolan pek çok gizemli virüs ve hastalığın temelsebebi budur.Mikroçipler veya günümüzün değişik teknolojikmetotlarıyla dünyanın her yanındaki milyonlarca insanıAmerika ve İsrail’deki süper bilgisayarlara bağlamaprojesi belki de insanlığın önündeki en büyüktehlikelerden biridir. Bilgisayarlar o kadar geliştiki artık tüm dünya nüfusunun bilgisayarlardan izlenipkontrol edilebilmesi teorik olarak mümkün halegeldi.Yakın zamanda suç ve terörizmi engellemekbahanesiyle insanlar çiplenmeye başlanırsa buyazdıklarımı lütfen hatırlayın.Bugün saçma sapan konularla vakitlerini harcayaninsanların tartışması ve tepki göstermesi gereken enönemli konu budur aslında. İnsanlığınrobotlaştırılmasına hazır mıyız ? Tüm duygularımızınve özel hayatımızın bir kaç bin seçilmiş tarafındankontrol edilmesine razı mısınız ?Beyniniz kontrol altına alındığı zaman protesto etmekve bir şeyler yapmak için çok geç olacaktır.Şunu iyice anlayın ki günümüzün teknolojisi bir kaçsene içinde tüm dünyayı tek merkezden yönetmeyeelverişli bir hale gelecek. Bugün globalleşme adıaltında satılmış pislikler tarafından yapılanvatansızlaştırma ve milliyetçilik duygularınıtörpüleme faaliyetleri hep bu amaç doğrultusundadır.Size sundukları yaşam tarzı Amerika-Avrupa ve Yahudimerkezli kapitalist bir toplum yapısıdır ve rolünüzise sadece duygusuz köle robotlar olarakbelirlenmiştir. "Bana dokunmayan yılan bin yaşasın" ve"ben kendi hayatıma bakarım" mantığıyla pısırıkçasusarak eli böğründe bekleyen insanlar ne zamanuyanacak acaba.Titreyin ve kendinize gelin,insanlar koyunlarısevmezler insanlar koyunları yerler sevgili dostlar.SaygılarımlaSerdar Kuru
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)